Benden önce hiçbir peygambere verilmeyen beş şey bana verildi: Bir aylık mesafeden düşmanın kalbine korku salınarak bana yardım edildi; yeryüzü bana mescit ve temizleyici kılıldı; bana cevâmiu'l-kelim (az sözle çok mana ifade etme yeteneği) verildi; ganimetler bana helal kılındı ve ben bütün insanlığa peygamber olarak gönderildim.
Ancak belli bir yorumun yaygın kabul görmesi, sözgelimi Sünnîliğin İslam dünyasında büyük çoğunluğu temsil etmesi, bu mezhebin yorumdan arınmış mutlak dini temsil ettiği anlamına gelmez. Kelâmî veya fıkhî içerikli her mezhebî görüş ve anlayış gerçekte re'y ve ictihad yoluyla nasslardan üretilmiş yorumlar, çıkarımlar ve sonuçlardan ibarettir. Dinde re'y ve te'vili nefyeden Ehli hadis ve Selefiyye'nin "İstiva malumdur, keyfiyeti meçhuldür" şeklindeki meşhur klişesi dahi te'vildir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Örnek vermek gerekirse, hicrî 3. asırda "Ehli sünnet-i hâssa" diye anılan Selefiyye âlimleri nezdinde Allah'ın gökte olduğuna inanmak sahih itikada karşılık gelirken, birkaç asır sonraki Ehli sünnet kelamcıları nezdinde böyle bir itikat Müşebbihe ve/veya Mücessime diye isimlendirilen heretik fırkalara özgü bir tasavvur olarak değerlendirilebilir. Ibn Huzeyme'nin (ö. 311 / 924) Selef akidesine uygun şekilde telif edilen ve İlâhî sıfatlarla ilgili 750'den fazla hadis/rivayet içeren Kitâbü't-Tevhîd ve İsbâtü Sıfâti'r-Rab adlı eserinin Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) tarafından "Kitâbü'ş-Şirk" diye nitelendirilmesi bu konuda çarpıcı bir örnek olarak zikredilebilir.
Namazların sonunda
okuduğumuz şu hadis, Allah’ın selâm isminin anlamını ifade etmektedir: “Allahümme ente’s-Selâmû
ve min ke’s-Selam...” (Allah’ım! Sen selâmsın ve selamet de sendendir)
(Müslim,Mesacîd, 135-136)