Müfid de aldatıldığını bilmeği, aldanmaya tercih ediyor ve ne kadar çirkin olursa olsun, hakikati âşıkâne bir ihtirasla kucaklamak istiyor.
Sayfa 86·Kitabı okuyor
Hayatı dev hakikatle çarpışan kazanır!
..hayatın elbette, Kolay ve neş'e fezâ bir seyahat olmayacak! Lâkin, bu tîh-i mihnetde, Kolay ve neş'e fezâ bir seyahatın, ancak Hayali vardır; uzak bir serap için koşmak Koşup sonra yorulmak ve boş yorulmaktır; Hayatı dev hakikatle çarpışan kazanır!
Sayfa 130·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Bir şeyden dolayı değil, bir şeye rağmen talep etmedikçe hakikati bulamazsın.
Sayfa 114 - Kapı Yayınları·Kitabı okudu
ZENOFANES: BİR PUTKIRAN ve GERÇEK BİR SAVAŞÇI...
(...) Müslümanların “Elyâviye”, Batılılarınsa “Elea” dedikleri felsefe mektebinin kurucusu Zenofanes ise, belki arkasında Pisagor kadar renkli bir hayat hikâyesi bırakmamakla birlikte, ondan daha dikkate değer bir kişiliktir. Parmenides’in hocasıdır Zenofanes… Yâni, getirdiği “vahdaniyet benzeri” düşünceyle Atina’ya sirayet eden ve Sokrat, Eflatun, Aristo gibi fikir devlerine tesir eden ana cereyanın mihrâk noktası… Ondan günümüze kalan “Tabiat ve Hicivler” isimli eserde, Zenofanes’in ateşle, suyla, havayla uğraşmadığını, doğrudan doğruya işi kökünden ele almaya davrandığını ve bir felsefe kurmaktan ziyade, bizzat felsefeye yol açan putperestliğe savaş açtığını görürüz: Hepsini tanrılara yüklediler Homeros ve Hesiodos Ne kadar ayıb ve kusur varsa insan nezdinde Çalma, zinâ etme ve birbirini aldatma. Şimdi faniler "doğduğunu" sanıyor tanrıların Ve kendileri gibi kıyafetleri, sesleri, şekilleri olduğunu Elleri olsaydı öküzlerin, atların ve arslanların Yahut insan gibi iş ve resim yapabilselerdi Atlar atlara, öküzler öküzlere, arslanlar arslanlara benzer Tanrılar tasvir ederler ve vücudlar çizerlerdi Her biri kendi şekline göre. Nasıl ki Habeşler kendi tanrılarını basık burunlu ve kara Trakyalılar gök gözlü ve kızıl saçlı sanmakta... Tek bir Tanrı vardır, bütün tanrılar ve insanlardan yüce Ne şeklen insanlara benzer, ne de fikren Mutlak fikir, mutlak görme, mutlak işitmedir O. Bu kadar berrak bir hakikat idrâkı, felsefenin harcı değildir, felsefî kargaşanın en koyu deminde felsefe (akıl) yoluyla elde edilemez; olsa olsa İlahî bir mevhibe, Rabbanî bir bağış olabilir… Dindar olmakla, Allah idrakına sahib olmak aynı şeyler değildir. Eski Mısırlılar da dindardı, Hindûlar dâ dindardır, Pisagor da öyle…
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -II-.
Akademya Yazıları
İHTİLÂLCİ PİSAGOR...
(...) Bu arada, iki dindar kişi çıkar, Güney İtalya’daki Yunanlılar arasında… Biri, felsefeyi bâtıl bir din hâline getirmek isteyen Pisagor, diğeri, felsefeye sahici din idrakından haber getiren ZenofanesHer ikisinin dindarlıkları haricinde belki tek müşterek noktası, her ikisinin de efsanenin “tanrılar”ına şiddetle düşman olmaları ve onlarla açıktan mücadele etmeleridir… Pisagor’u okullardaki geometri derslerinden hatırlarız. Yine bir Yunanlı olan Öklid ile beraber, Pisagor’un teoremi, geometrinin (hendese) en esaslı iki hakikati sayılır. Matematiği (riyaziye) ilimlerin temeline koyar Pisagor. Sayılar ve onlar arasındaki ilişkiler, maddî olduğu gibi, manevî hakikatin de tamamını ele verir. Müzikte onun derin bir hassasiyet ve mühim buluşlar sahibi olduğu söylenir. Astronomi ve müzik alanına riyaziye yardımıyla girer. Riyazet, yâni nefs tezkiyesi ve ruhî arınma yolu da, riyaziyeden bir şubedir… Tenasuha inanır, et yemez, nefsi kötüler; felsefeyi tasavvufa götürüşü veya oradan getirişi ile Hind mistiklerini andırır… Çok geçmeden, onun felsefe mektebi, önce bir dinî tarikate, daha sonra ideolojik bir harekete dönüşür… Pisagor, maddî ve manevî hakikatleri kuşatma azmiyle kalmaz, siyasî hayata da müdahale eder, ihtilâl başlatır ve yaşadığı şehrin iktidarını ele geçirir… Fakat hayat çoğu zaman, Orfeus örneğinden de hatırlayacağımız gibi, felsefenin tasniflerine uymaz ve toplum, filozofların iktidarını kabullenmek istemez. Nitekim kanlı bir ayaklanma sonucunda, Pisagor ve taraftarları şehirden kovulur.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -II-.
Akademya Yazıları
Bir milletin gençliği ne zaman Kur'an ve ondan lemean eden ilimlerle techiz ve tahkim edilmiş ise, o vakit o millet terakki ve teali etmeğe başlamıştır. Gençlik, iman ve İslâmiyet ihtiyacıyla yanan ruhlarını Kur'an tefsiri Risale-i Nur'un füyuzat ve envârıyla doldurmağa başlamıştır. Böylelikle tahkikî bir imana sahib olacak gençliğimiz; dinsizliğe, komünistliğe karşı mücadele edip vatanlarını İslâm düşmanlarına aslâ sattırmayacaklardır. Bunun için; eğer komünistler mürekkep ve kâğıdı yok etmek imkânını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nur'un neşri için, mümkün olsa derimizi kâğıt, kanımızı mürekkep yaptıracağız. Evet, evet, evet. Binler defa evet!.. Savcı iddianamesinde diyor ki: "Said Nursî eserleriyle üniversite gençlerini zehirlemiştir." Biz de buna mukabil deriz ki: "Eğer Risale-i Nur bir zehir ise; bizim bu zehirlere tonlarla, binlerce kilo ihtiyacımız vardır. Eğer çoklukla olduğu yeri biliyorsa, bize tayyarelerle sevketsin." Biz Risale-i Nur talebeleri; iman ve İslâmiyet hizmeti uğrunda zalimlerin zulmüne maruz kaldığımız vakit, hapishane köşelerinde veya darağaçlarında ölmeği, istirahat döşeğindeki ölüme tercih ederiz. Görünüşü hürriyet, hakikatı istibdad-ı mutlak olan bir esaret içinde yaşamaktansa, hizmet-i Kur'aniyemizden dolayı zulmen atıldığımız hapishanede şehid olmayı büyük bir lütf-u İlahî biliriz. Afyon Hapsinde mevkuf Konyalı Zübeyr Gündüzalp Not: Bu müdafaa ve temyiz lâyihası Temyiz Mahkemesine gönderildikten sonra, Temyiz Reisliği Zübeyr'in hapisten tahliyesi için telgrafla emir vermiştir. *-*-* Şualar - 552
Reklam
Reklam