İki aynı insan iki farklı yaşam
8/10
·308 syf.··
2026 7. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 22:11
Yazar ilk defa kopyalanmış adam kitabıyla keşfettim Kendine özgün, akıcı, yer yer kahramanlar hakkımda yaptığı tahlillerle hem soluk aldırıyor hemde düşündürüyor. Konusunu özetleyecek olursak Afonso kahramanımız aynı şehirde birebir aynısı olan bir adam keşfeder ve sürecini konu alır. Gayet güzel bir kitaptı. Ama Afonsonun yerinde olmak kesinlikle istemezdim.
Kopyalanmış AdamJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20143,712 okunma
10/10
·64 syf.··
2026 75. kitabı
Selam Kadın ile ilgili, kadına dair öyküler okumayı sever misiniz Ben çok seviyorum @sibel.dulger in kaleminden dokuz kısa öykünün yer aldığı #yokuştakiev bizi dokuz farklı kadının yaşamına konuk ederken onların duygularına da eşlik etmemizi sağlıyor. Her hayat farklı bir öyküdür ,kimi göz kamaştırır, kimi hüzünle yoğrulmuştur, kimi de geçmişi arkasında bırakarak yeni başlangıçlara yelken açar... Hayatta başımıza gelen her şey seçimleriniz yüzünden mi gerekir Bana göre her şey seçimlerimize dayansa da seçtiklerimiz yüzünden değildir her şey .... Biraz karmaşık oldu değil mi Sevdiğimiz insan ile evlenmeyi biz seçeriz. Mutlu bir hayat kurmak, sevmek, sevilmek, hayat boyu birbirimize yoldaş olmaktır tüm istediğimiz. Fakat aynı yolda yürüdüğümüz yoldaşımızın bizi yarı yolda bırakmasını, hayatına başka birisini almasını biz seçmeyiz,bu onun seçimidir. Sonunda bizi kaybedeceğini bilmesine rağmen bu yolu seçer. Aynı ilk öyküdeki gibi... Baharın Kalbindeki Kadın gibi sığınacak bir anneannesi olmasını herkes ister diye düşünüyorum. Bazen bir sosyal medya mesajı bazen de yatak altındaki inci küpe... Uyanışa sebep olur kadınlarda. Kimi terk edilmiş, kimi aldatılmış ... Her kadın küllerinden yeniden doğacak güce sahiptir bana göre , yeter ki istesin!!! Bir mücevherin dile gelmesi ile okuduğum Sırça Parıltı 'da kendi eşyalarımı düşündüm. Onlar da benim hakkımda ne düşünecekler Sibel Dülger 'in ilk kitabı Yokuştaki Ev. Sade ve etkileyici bir anlatımı var. Olayları ve yaşananları anlatırken yormadan sakince anlatıyor, duyguyu kelimelere bağmadan karakterlerin yaşadıklarıyla aktarıyor ki bu durum karakter ile empati yapmayın kolaylaştırıyor. Tüm öyküleri ayrı ayrı çok sevdim, öykü sever tüm dostlarıma gönül rahatlığıyla tavsiye ederim Her Ay Okuyanlar Kulübü
Yokuştaki EvSibel Dülger · Portal Kitap Yayınları · 202638 okunma
Reklam
15. Cilt
Puan vermedi·592 syf.··
2026 59. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 11:29
Kütüb-i Sitte/Muhtasarı Tercüme ve Şerhi 15. Cilt "Ceza verecekseniz, uğradığınız muamelenin misliyle ceza verin. Eğer sabrederseniz, bu sabır, sahipleri için daha da hayırlıdır." (Nahl, 126) Hayata tam şuradan bakmasam çoktan kendimden nefretlik bir insana dönüşmüştüm. Elhamdulillah diyeceğim ne diyeceğim? Ben her zaman iyiler cennete gitsin demişimdir. Kimsenin ben iyiyim ben iyiyim çırpınışları bana gelmez. İnsanoğlu önce yaptıklarına bakacak, sonra "bana yapıalanlar" kısmına odaklanabilir. Düşünüyorum. Tamam kesinlikle hak etmişimdir ve de ALLAH beni bu şekilde istemiyor diyorum. Ve de Allahın hakkımda istemediğini ben de istemem zaten. Bedelini ödemediğim bir günahla gitmeyeyim derim. Allah herkesin hakkını benden alıyor diye düşünürüm. O yüzden kimseye bir nefret beslemiyorum. BU kısım kendimle ilgili. Ama sevdiklerime yapılanlar o kadar müsamahalı olamıyorum. O zaman insanlardan soğuyorum ben. Onların umurunda olup olmaması umurumda değil. AMA bana göre bir insanı benim sevmemem, hayatta böyle koruma kalkansız gezmek dolaşmak gibi bir şey :D Çünkü ben bana yapılana öyle büyük tepkimem ama sevdiğim insanlara yapılan şeylere on misliyle tepkirim. Yine gidip bir şey yapmam belki ama ışık hızıyla soğurum. Tarafımdan sevilmek diye bir ayrıcalık var yani. Sıfır tevazu. Şimdi bu ciltte, özellikle bu hislerimin depreşmesinin sebepleri var tabii. Barbata yakın bir bayram. Ama umut bulduğum şeylerle karışık. Ölüm var ölüm. Kendinizi bu dünyada ortadan ikiye ayırsanız da, bütün benliğinizi dünyaya serip kişiliğinizi beş paralık etseniz de ölüm var ahiret var hesap var. Hep ettiğim bir x-duam var bu tip insanlara. Allah size versin. İstediğiniz kadar, taptığınız, sevdiklerinizi değiştiğiniz kadar mal mülk versin. Çok versin. İmtihanınızı oradan bulun. Bitti gitti
Din
Kütüb-i Sitte 15. Ciltİbrahim Canan · Akçağ Yayınları · 06 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2026 29. kitabı
Zamanı geldi. Ben Medusa, sonunda kendi hikâyemi anlatacağım. Bana inanmak zorunda değilsiniz, sizden tek istediğim dinlemeniz. Bu dünya bunu bana borçlu. Sanıyorum adımı duyduğunuzda aklınıza o her zamanki resim geliyor; öldürücü gözler, tüyler ürpertici bir suret ve o meşhur yılanlı baş. Sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm ama gerçek şu ki ben aslında epey sıradandım, en azından bir süreliğine. Yani, okuduğunuz her şeye inanmamalısınız, hikâye anlatıcılığı bazen çok tehlikeli olabiliyor. Kendi çağımda hakkımda birçok şey söylendi: Ayartıcı kadın. Yalancı. Canavar. Katil. Tecavüz kurbanı. Görünüşe göre insanlar sonuncuyu unutuyor. Fakat tarihi kazananlar yazar. Ya da daha basit bir ifadeyle tarih, erkekler tarafından yazılır. Güzel bir ölümlü olarak doğan Medusa, deniz tanrısı Poseidon tarafından tecavüze uğramadan önce tanrıça Athena'nın yeminli rahibesiydİ. Kıskançlıktan dolayı Athena, Medusa'yı baktığı herkesi taşa çeviren korkunç bir canavara dönüştürdü . Hikayenin kahramanı Perseus (aynalarla yaptığı kurnazca bir oyun sayesinde taşlaştırma olayından kurtularak) sonunda Medusa'nın kafasını keserek onu öldürdü ve bu kafayı bir silah olarak kullandıktan sonra Athena'ya güzel bir hediye olarak sundu. MEDUSA yı hep canavar olarak bilirdik ya gerçek canavar tanrılarsa ...
MedusaRosie Hewlett · Eksik Parça Yayınları · 0227 okunma
Bilinçaltının Gücü
Puan vermedi
Bilinçaltının Gücü’nün seveni de eleştireni de o kadar fazla ki, ben de arada kalmış gibiydim. Ama sanırım bu biraz da biz okurların kişisel deneyimleri, ilgi ve ihtiyaçları ile alakalı. Bazılarımızın gerçekten de bilinçaltının gücünün; düşüncelerimizin, cümlelerimizin hayatımıza etkisinin gücünü bilmeye ve uygulamaya ihtiyacı var. Özellikle uygulama noktasında, okuyup kenara atılacak bir kitap değil. Bu gücü kendi hayatımızda kullanmalıyız ki etkilerini görebilelim. Kitap isminden de anlaşılacağı üzere, bilinçaltının hayatımıza etkisini anlatıyor. “Hayatımızı düşüncelerimiz oluşturur. Ne düşünürsek oyuz. Düşüncelerimizin yansımalarıyız. Neye inanırsak o olur…” cümleleri kitabın özeti diyebilirim. Doğrusu ben bilinçaltının gerçekten de hayatımıza büyük bir etkisi olduğunu uzun zamandır bazı okumalarım ve araştırmalarım sayesinde biliyordum. Aynı zamanda neredeyse her konuda İslam ile paralel düşünceler içeriyordu kitap. Düşüncelerimizin, cümlelerimizin ne kadar önemli olduğunu bir çok ayette, bir çok hadiste zaten görebiliyoruz. Mesela “Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı nasılsa öyleyim. Kuluma, hakkımda beslediği zanna göre muamele ederim.” hadisinde belirtildiği gibi Allah’a olan zannımızın yani aslında düşüncelerimizin hayatımızda etkisini görmek mümkün. Aynı şekilde “Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım .” ayeti de şükür bilincinin hayatımızda etkisi gösteriyor. Hatta büyüklerimizin sözlerinde de bunları görmek mümkün. “Bir şeyi kırk kere söylersen olur.” sözü de cümlelerimizin hayatımıza etkisini gösteren bir örnek. Yani aslında pek de yabancı olmadığım bir konuydu bilinçaltının gücü. Sanırım bu yüzden kitabın uzun sayfalarca aynı şeyleri anlatması, sürekli tekrara düşmesi ve bana şaşıracağım veya ilgimi çekecek yeni bir şeyler katmaması
1000Kitap
Bilinçaltının GücüJoseph Murphy · Koridor Yayıncılık · 200918,5bin okunma
Puan vermedi·368 syf.·
2026 52. kitabı
Dürüst olayım, bu kitabı okurken birkaç kez Rousseau’ya dönüp “İyi misin gerçekten?” diye sormak istedim. :) Çünkü burada karşımızda yalnızca bir filozof yok; kendi hakkında açılmış görünmez bir mahkemede hem sanık, hem tanık, hem savcı, hem de avukat olan bir adam var. Ve bütün bunları büyük bir kırgınlık, paranoya ve haklılık hissi arasında gidip gelerek anlatıyor. Rousseau’yu çoğu kişi “Toplum Sözleşmesi” ya da “İtiraflar” ile bilir. Fakat Jean-Jacques’in Yargıcı Rousseau, onun zihinsel ve duygusal anlamda belki de en kırılgan, en savunmasız döneminin ürünü. Kitap, adından da anlaşılacağı gibi bir “yargılama” metni. Ama burada ilginç olan şu: Rousseau kendisini doğrudan anlatmıyor. Bunun yerine kurduğu diyaloglarda “Rousseau”yu üçüncü bir kişi gibi masaya yatırıyor. Bir anlamda kendi kendisini dışarıdan incelemeye çalışıyor. İnsan kendi hakkında dedikoduyu kendisi yapar mı? Rousseau yapıyor. Kitabın merkezinde “iftira” var. Daha doğrusu Rousseau’nun, çevresi tarafından sistemli biçimde karalandığına, yanlış anlaşıldığına ve toplum dışına itildiğine dair güçlü inancı. Onun gözünde insanlar yalnızca onu eleştirmiyor; bilinçli biçimde karakterini bozuyor, onu “canavarlaştırıyor.” Bu yüzden kitap, bir savunma metni gibi ilerliyor. Ama klasik anlamda bir savunma değil bu. Daha çok, kırılmış bir insanın dünyaya dönüp “Ben gerçekten anlatıldığı kişi miyim?” diye sorması gibi. Rousseau bazen çok haklı geliyor, bazen de korkutucu derecede takıntılı. Kitabı okurken sürekli ikilemde kalıyorsunuz. Bu adam gerçekten büyük bir iftira kampanyasının mağduru muydu, yoksa yalnızlığın ve güvensizliğin içinde herkesi düşman görmeye mi başlamıştı? Bir yandan da çok tuhaf biçimde bugüne ait bir metin bu. Çünkü sosyal medyada linç edilen, yanlış anlaşıldığını düşünen, bir cümlesi
1000Kitap
Jean-Jacques'ın Yargıcı RousseauJean-Jacques Rousseau · Pinhan Yayıncılık · 20261 okunma
Reklam
Reklam