Tamam, sen böylesin anladım ama ben çok incindim. Nasıl geçecek bu hal? Nasıl geçecek kendimi senin tarafından terk edilmiş hissettiğim günler?
Geceler kapını çalıyor Batıyor içine sesi adamın Ağlamak güzel geliyor Ansızın boşalıyor içinden sebepsiz kanın Bir yorgun akşamdan Bir yorgun akşama sürükleniyor hal-ı ahvalin Gömleğin kolayca düğmeleniyor Boyun uzuyor, çillerin yok oluyor Halaya uyum sağlıyor, hiç oynamamış ayakların Oğlum, sana bir aşk değiyor Kapına gül bırakıyor biri, tanımadığın Trafik birden açılıyor Köprüden geçişte para almıyor gişedeki kadın Bir o kadar yakışıyor üstüne yakışıklı siyah kazağın Menekşe tutuyor elinde köşedeki yalnızlığın Sarı kanaryalar senin için hep kazanıyor Ne de güzel geliyor insana Sırtından vurulması insanın
Şiir
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bin günde dost bildiklerimizi bir günde hal etmesini de biliriz.
Aşk ve Nefret
129 No.lu Apartman
Bulutlar kara kanatlarını açmıştı yeryüzünün üzerine. Çok geçmeden yağmurlarını yağdırmaya başlamıştı. Teninde hissettiği soğuklukla Dilara pencereye doğru yöneldi. “Bu kadar havalandığı yeter,” diye söylenerek pencereyi kapattı. Mutfak dolaplarını silmeye devam etti. Ne zamandır temizlik yüzü görmeyen bu eve yeni taşınmıştı. Daha doğrusu arkadaşıyla yeni kiralamıştı bu evi. Dilara, Canan ile üniversite açıldığında yurtta tanışmışlardı. Öyle böyle bir yılı devirip geriye kalan eğitim hayatlarını yurtta geçiremeyeceklerine karar vermişlerdi. Ve bir gün dolanırlarken Ankara sokaklarında, 129 nolu apartmanda kendileri için bir daire bulmuşlardı. Tabi komşular, kendilerine deli gözüyle bakıyordu orası ayrı konu. Söylenene göre bundan iki yıl önce yani 2007 yılında yaşlı bir kadın tutmuş bu daireyi. Kadın oldukça tuhaf bir tipmiş. İnsanlarla iletişim kurmazmış. Sokakta gördüğü genç kızlara uzun uzun bakarmış. Öyle bir bakarmış ki torunu yaşındaki kızları kıskandığını düşünürmüş mahalleli. Onların güzelliğini, yaşam enerjisini kıskanırmış sanki. Zaten kadının evdeki misafirliği de uzun sürmemiş. Yaşlı kadın eve taşındıktan 3 ay sonra daireden kötü bir koku yayılmaya başlamış. Komşular, kadının kapısını çalmış fakat açan olmamış. Durumdan işkillenen komşular polisi aramış. Polisler eve geldiğinde kadının yerde yatan cesedini bulmuşlar. Yaşlı bir kadının ani ölümü kimseyi şüpheye düşürmese bile daha ilginç bir şeyle karşılaşmışlar evde. Her yerde normal sayılamayacak sayıda erimiş mumlar ve yanmış tütsüler bulunuyormuş. Polisler başka bir yerden de koku gelmesi üzerine diğer odalara da bakınmışlar. Mutfağa vardıklarında çöp kutusunun yanında birkaç damla kan görmüşler. Çöp kutusunun içine baktıklarındaysa kan lekeleri barındıran enjektörlerle karşılamışlar. Mutfaktan yayınlan
İnsana tahammül edemeyip hayvana sığınan kimi ruhlar, merhameti değil, beşerden kaçışı tercih ederler. İnsanla münasebetin meşakkatinden firar edip, hayvanla kurulan kolay ülfette bir teselli bulurlar. Bu hal bazen hayvana muhabbetten ziyade, insanlığa karşı içte biriken kırgınlığın ve ruhi bir inkarın tezahürüdür.
Ahir Zaman Direnişi
İnsan, fıtratı gereği günaha ve hataya meyilli bir varlık olarak yaratılmıştır; bilhassa yaz mevsiminin gelişiyle hem değişen hormonlar hem de esneyen içtimai ortam, nefsi günahın sınırlarına daha fazla zorlar. Mevsimsel bu devingenlik gençliğin deli ruhuyla birleştiğinde, hataya düşme ve gayrimeşru heveslerin peşinden gitme arzusu daha da müştak bir hal alır. Öncelikli olarak bilinmelidir ki bu zafiyet, istisnasız tüm insanlar ve özellikle gençler için umumi bir kanundur; nitekim çevrenizde bu insan asla günaha girmez dediğiniz kim varsa, perde arkasında mutlak bir acziyet ve günahkarlık barındırır, zira Allah fıtratımızı bu zaaflarla halk etmiştir. Elbette böyle yaratıldık diyerek mesuliyetten kaytarmak mümin vakarına yakışmaz; Rabb ismi şerifi terbiye eden anlamına geldiğine göre, arıza çıkarmaya meftun olan nefsimizin sıkı bir terbiyeye ihtiyacı olduğu aşikardır. Bu terbiye metodunda en kusursuz örneğimiz hayatıyla önümüzde duran Efendimiz (sav), ardından da ömürleri birer hidayet tablosu olan sahabe efendilerimizdir. Ahir zamanın bu buhranlı ikliminde, bilhassa erkekler için sokaklar ve dışarısı günah deryasıdır, lakin bu savaşı kazanmanın yolu kendi içine rücu edip içtimai hayattan tamamen soyutlanmak değildir. Bilakis, i'la-yi kelimetullahı hal diliyle muhataba anlatabilmek adına sosyal yaşantımıza önem verecek ve hayatın tam merkezinde bulunacağız. Her nefis bir şekilde günaha girer ancak her nefis günahtan korunma eğiliminde ve derdinde değildir; nefsin terbiyesine göre ahlakı şekillenen ferdin imtihanı daha da kuvvetlenir ve adeta derecesi yükseldikçe şeytanın daha şiddetli musallat olmasıyla karşı karşıya kalır; zira kaçtıkça kovalanmak bu imtihanın bir parçasıdır. Nikah, bu yönüyle harama karşı bir set teşkil ederken, sair günahlardan korunmak için de bir
Din