Çalışmak istedim ama çalışamadım çünkü seni düşünüyordum. Bu öğleden sonra yataktan çıkamadım, yorgun olduğumdan değil ağır olduğumdan, bu kelimeyi tekrar edip duruyorum çünkü durumuma en uygun kelime bu, gerçekten beni anlıyor musun? Dümeni bozulmuş bir geminin, "Kendim için çok ağır ama sizin için çok hafifim" diyen bir geminin ağırlığı gibi bir şey.
Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda
Sevgilim sabahın erkenini seviyor,
Ben geceyi ve esmerliğini onun,
O dorukları seviyor, korkuyor bundan
Ben rüzgârla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
Ona bir yeşil gülümsüyor, ben, hayatı delice sevdiysem
Nasıl, diyorum, seni de öyle.
O kendi boşluğunda oyalanan günlerde
Canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
Ben göğe bakıyorum geceden,
Kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim diyorum, yanında,
O sabahları eğilip öpüyor denizi.
''Nen var Zeze?” ”Hiç. Şarkı söylüyordum.” ”Şarkı mı söylüyordun?” ”Evet.” ”Öyleyse ben sağır olmalıyım.” İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.
Dünya ölümlü dünyadır
“Sabah kahvaltıda, çay kaşıklarının sesi birbirine karışıyorsa; bu mutluluğun sesidir. Ve anneniz karşınızda oturuyorsa, oturduğunuz yer tam olarak cennettir.”