“Okul bitti, güzel bir iş bul, sonra düzenli bir ilişki, birikimini yap, evlen, kariyer sahibi ol, ve bir aile kur.” Diye dayatılan toplumsal düzen sıralamasına kafa atmış, baba figürü aracılığıyla otoriteye kafa tutmuş bir adam.
Henry Chinaski…
Toplumun bize ölçüp biçtiği elbiseyi üzerimizden çıkarıp, ismimizin önüne gelen ünvan etiketini de attıktan sonra geriye bizden nasıl biri kaşır diye düşününce gözümde bu karakter canlandı. Hepimizin toplumsal normlar örtüsü ile sarıp sarmalanmadan önceki çıplak halimiz aslında.
Sistemin bir parçası olmamış, olmamak için de direnmiş, hayatı zevk aldığı şeyleri yapmakla devam ettirmiş, gündelik işlerde hayatta kalacak kadar çalışmış, okurken yer yer özenip ‘oh ne güzel hayat’ dediğimiz, yer yer bunalıp, ‘böyle de nereye kadar’ diye sorduğumuz bir karakter Henry…
Çoğunlukla yapmak istediğimiz ama yapmaya hiç cesaret edemediğimiz bir şeyi yaparak, sisteme de, düzene de, toplumsal kurumlara da, önemsemek zorunda olduğumuz ne varsa hepsine küfür etmiş ve kendi düzenini kurmuş bir anarşist…
Ben kitabı okurken şöyle hayal ettim;
Eski salaş bir barda, hayat tecrübesi yüzünden okunan, yaşlanmış ama yaşamaktan zevk almaktan bıkmamış bir adamın, bana hikaye anlatıyor, karşılığında tabi ki bira ısmarlarsam :))
Akıcı gündelik bir anlatım, yormayan bir dil. Keyifli, eğlenceli, bol güldürmeli, yer yer düşündürmeli bir kitap…
Sevdim :)