Çok çok geç kalmışım, inanılmaz :)
Puan vermedi·340 syf.··
2026 2. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 08:37
Sevdalinka, yalnızca bir aşk romanı değil; bir coğrafyanın, bir halkın ve parçalanmış hayatların hikâyesi. Ayşe Kulin bu romanda Bosna Savaşı’nı büyük politik anlatılarla değil, insan kalbinin kırılganlığı üzerinden anlatmayı seçiyor. Romanın merkezinde, savaşın ortasında filizlenen ve imkansızlıklarla sınanan bir aşk var. Ancak bu aşk, klasik bir “romantik kurtuluş” vaadi sunmaz. Aksine, savaşın insanları nasıl yalnızlaştırdığını, kimlikleri nasıl parçaladığını ve sevmenin bile bir lüks haline geldiğini gösterir. Kulin’in dili sade ama etkisi derindir. Özellikle günlük hayatın küçük detayları – bir şarkı, bir bakış, bir suskunluk – romanın duygusal yükünü taşır. Sevdalinka adını aldığı Bosna halk şarkıları gibi, hüzünle yoğrulmuş bir güzellik sunar: Acı vardır ama bağırmaz, kayıp vardır ama anlatılır. Romanın en güçlü yönlerinden biri, savaşın yalnızca cephede yaşanmadığını göstermesidir. Asıl yıkım, geride kalanların hafızasında, ilişkilerinde ve gelecek tahayyüllerinde sürer. Bu yüzden Sevdalinka, savaş sonrası sessizliğin romanıdır aynı zamanda. Ayşe Kulin, okuru tanık konumuna yerleştirir. Ne yargılar ne de taraf tutar; sadece gösterir. Ve bu gösterme hâli, roman bittiğinde bile zihinde kalır. Sevdalinka, bitince kapanan değil, içimizde çalmaya devam eden bir hikâye bırakır.
1000Kitap
SevdalinkaAyşe Kulin · Everest Yayınları · 202015,2bin okunma
Ölümsüzlük Hazzında Ben Olmak!
Puan vermedi·280 syf.··
2026 100. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 19:23
Oscar WildeOscar Wilde Dorian Gray'in PortresiDorian Gray'in Portresi eserinde gençlik, güzellik, hedonizm ve kapitalist güç bağlamında oluşan narsist bir kişiliğin doğuş, olgunluğu ve ölüşü üzerinden şekillenmiştir. Bu bağlamda eser sadece bir roman ya da öykü değil kendi hayatlarımızın içleminde buluna bir birey olarak dahi karşımızda duran bir kişinin anatomisi olarak okunabilir. Dorian Gray'in PortresiDorian Gray'in Portresi böümleri boyunca okuyucuyu kendi içine çeken ve dönem ingileteresinin her halini yansıtan bir noktada ortaya koymaktadır. Buradan hareketle de 'güneş batmayan ülke' imajının çöküntüleri, tortuları ve kirli sayfalarını anlatan Oscar WildeOscar Wilde aslında bize 'devlet' denilen siyasi erkin çukurlarını gezdirmektedir. Bu gezintinin biz okuyuculara sunduğu vaziyet düşünüldüğünde; siyasetin, adaletin ve halk üçleminde para baronlarının elindeki oyuncaktan ileri gitmediğini anlatmakta ve bunu yaparkende yarattığı kahramanın ışıltılı hayatından izlekler sunmaktadır. Esere ahlaki nosyonlardan ya da dini bağıntılardan yakınsak mercek tuttuğumuzda karşımıza yine bu iki olgu ve kavramın kapitalist yani maddi olanaklar düzleminde zaafiyete uğradığı görülmektedir. Bu zaafiyet kahramnımızın sadomazoşit olduğu örüntüleri de okumaktayız. Bundan dolayı ne ahlaki bir ölçüt ne de dini bir nosyonun varlığından net bir şekilde söz edebilmekteyiz. Hatta eserde yer yer cinsiyet bağlamı düşünüldüğünde 'kadının' ikincil bir vatandaş ya da arzu nesnesinden öteye gidemediği ve sevginin sadece 'erotizm' temelinde değerlendirildiği de okunabilir. Oscar WildeOscar Wilde'ın Dorian Gray'in PortresiDorian Gray'in Portresi'nin ana ve etrafında kurmuş olduğu kavramları düşündüğümüzde 'gençlik, güzellik, hedonizm ve kapitalizm' bir nevi psikolojik arka planımızda yatan Sigmund FreudSigmund Freud'un id diye tanımlamış olduğu bireyin en arkeik yapısının anlatımı da anlaşılabilir. Bir nevi bireyin tüm yaşam ve yaşantı çeperini süreklilik diyagramı da
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899bin okunma
Reklam
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:36
"İdam cezası adaleti mi tesis eder yoksa toplumsal-siyasal çerçevesi dışında düşünülemeyecek cürümlerin yükünü tek bir bireyin sırtına yükleyerek kolaycı bir adalet yanılsaması mı yaratır? Büyük yazar Victor Hugo, bir idam mahkûmunun kendi kaleminden aktardığı hikâyesinde işin insani boyutuna dikkat çekerken ağır bir toplumsal eleştiri de yapıyor aslında. Giyotinle yapılan infazların halk arasında coşkuyla karşılandığı bir dönemde Hugo'nun esere yazdığı önsöz ise, bugün dahi güncelliğini koruyan insani-toplumsal sorunlara dikkat çeken bir hukuk felsefesi dersi adeta." Kitabın arka kapağında bu açıklama var. Üç bölümden oluşuyor kitap. 1832 yılında kaleme alınmış bir "Önsöz" ile başlıyor. 1832 yılında Osmanlı Padişahı modernleşme adımlarıyla tanınan ve Yeniçeri Ocağı'nı kaldıran II. Mahmud idi. Saltanatı 1808 ile 1839 yılları arasında sürmüştü. Nereden çıktı bu bilgi şimdi. Önsöz'de şöyle diyor Hugo; "Rezil makine Fransa'dan çekip gidecek, buna güveniyoruz ve bizim ona indireceğimiz darbeler sayesinde, Tanrı'nın izniyle topallayarak gidecek. Konukseverliği başka yerlerde arasın, medeniyete ayak uydurmaya başlayan Türkiye'ye değil, onu istemeyecek vahşilere değil, ama barbar bir ülkeye, medeniyetin basamaklarından biraz daha aşağı inerek Rusya veya İspanya'ya gitsin." İkinci bölüm ise 1832 tarihli üçüncü baskıda yer alan "Bir Trajedi Hakkında Bir Komedi" diyalog şeklinde bir önsöz. Açıkcası bir ve ikinci bölümleri okuduğumda ben bunu neden okuyorum hissiyatındaydım. Üçüncü bölüm; "Bir İdam Mahkumunun Son Günü" "Yeter ki burada yazdıklarım bir gün birilerinin işine yarasın, hükmünü vermeye hazır yargıcı durdursun, masum veya suçlu bedbahtları, benim gibi can çekişmeye mahkûm edilmiş birilerini kurtarmış olsun. Neden? Ne için? Bunun ne önemi var? Kafam kesildiğinde
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2022152,3bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:43
Dün dışarıda daha ılık bir hava vardı. Ağaçların hışırtısı, toprağın kokusu ve börtü böcek arasında bir günü daha geride bırakırken düşündüm. "Sözcükler olmasaydı yaşamım eksik olurdu." Belki de yüreğim zamanın içinde gezinmeyi seviyor. Çünkü yaşam yalnızca bugün yaşananlardan ibaret değil, geçmişle şimdiyi aynı kalpte buluşturan uzun bir yolculuk... Öner Yağcı'nın Kir kitabını büyük bir zevk ve merakla okudum. Yazar, Alevi-Bektaşi kültürünü öyle canlı ve etkileyici anlatılıyor ki, okurken yalnızca bir roman okumuyor, nerdeyse başka bir zamanın içine giriyorum. Örneğin, çiğdem şenliğini ilk kez bu kitap aracılığıyla öğreniyorum. Hıdırellez kutlamalarını anlattığı sırada bir an kendimi o yüzyılda yaşamış gibi duyumsuyorum. Özellikle cem sırasında söylenen deyişler, aşıkların bağlama eşliğinde söyledikleri sözler beni çok etkiliyor. İnsan kimi kez bir ezgiyle ya da sözle yüzyıllar öncesine yolculuk edebiliyor. Kitaptaki cem betimlemeleri yalnızca bir ibadeti değil, aynı zamanda ortak yaşamı, dayanışmayı ve kültürel belleği de anlatıyor. Alevi geleneğinde insanların önce birbirinden rıza alması, ardından kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı olmaksızın herkesin “can” kabul edilmesi bana oldukça anlamlı geliyor. Herkesin eşit görülmesi, birlikte ibadet edilmesi ve 12 hizmetin belirli sorumluluklarla yürütülmesi, güçlü bir toplumsal düzen ve dayanışma duygusu taşıyor. Araplar, Türklerin anayurdu olan Orta Asya’yı işgali sırasında cami ve namazın dışındaki ibadetleri yasakladığı için cem gizli yapılıyor. Kadın erkek bir arada ibadetin Arap kültüründe olmamasından, yaşamın her alanında olduğu gibi ibadette de erkeğin yanında bulunan Türk kadınını kendi değerlerine göre yargılayan, kadını sadece zina aracı olarak düşünen Araplar bu olayı farklı yorumluyor. "Mum söndü" iftirası,
Edebiyat
KirÖner Yağcı · Cumhuriyet Kitapları · 20095 okunma
Puan vermedi·214 syf.··
2026 90. kitabı
Yaban, Birinci Dünya Savaşı'nda bir kolunu kaybeden Ahmet Celal adındaki İstanbullu bir subayın, işgal altındaki ülkenin ücra bir Anadolu köyüne yerleşmesiyle başlayan yabancılaşma ve hayatta kalma mücadelesini anlatır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kurtuluş Savaşı döneminin arka planında, Türk aydını ile köylüsü arasındaki derin uçurumu, karşılıklı anlayışsızlığı ve köylünün milliyetçilik bilincinden uzak, kaderine terk edilmiş halini sarsıcı, eleştirel ve oldukça gerçekçi bir dille gözler önüne serer.
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,5bin okunma
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
Kimi kahramanlar destan yazmaz; sessizce bir kağnının peşinden yürür ve bir milletin hafızasına kazınır. İstiklal yolunda bir Türk Kadın, sadece bir savaş hikâyesi değil, aynı zamanda Anadolu'da yaşayan sıradan bir kadının olağanüstü bir fedakârlığa uzanan yaşam öyküsünü okuyorsunuz. Kitabın en güçlü yanı, Şerife Bacı'yı sadece bir tarihî figür olarak değil, bir insan olarak tanıma fırsatı sunması. Ailesi, yaşadığı zorluklar, anneliği, içinde bulunduğu şartlar ve Millî Mücadele'nin halk üzerindeki etkisi romanın duygusal yönünü anlatmaktadır.
1000Kitap
Şehit Şerife BacıMuharrem Kaşıtoğlu · Pozitif Yayınları · 2023163 okunma
Reklam
Reklam