Hamam; Akdeniz medeniyetlerinin mühim unsurlarındandır ve Selçuklu ile Osmanlı geleneğinde Türk Hamamı bu bölgede temizlik anlayışı olarak Roma Hamamı’ndan sonra en etkili müessesedir. Osmanlılarda berber de hamam içinde yer alır. Topkapı Sarayı’nda bulunan toplam hamam sayısı on dörttür ki bu rakama dairelerde bulunan özel yıkanma yerleri (gusülhaneler) dahil değildir. Temizlik kültürümüz aynı dönemin Batı medeniyetiyle mukayese kabul etmez ve bize has bir kültürdür.
Sinan'ın dehası, Türk mimarisini tekamülün en yüksek noktasına çıkaracağı gibi, elli sene zarfında, beşeri kudretin fevkinde eser vücuda getirecekti: 81 cami, 51 mescit, 55 medrese, 26 darülkurra, 17 imaret, 3 darüşşifa, 7 muazzam su kemeri, 8 büyük köprü, 18 kervansaray, 6 mahzen, 33 saray, 35 hamam, 17 türbe ve birçok sebiller, çeşmeler vesaire... Bu rakamları elli senelik mesaiye sığdırabilecek bir tek kelime vardır: Sinan ''fevkalbeşir'' bir sanatkardı.
Sayfa 27·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Neriman dan inciler inciler : )
"Ciğerine kor hamam ateşleri düşesice, bağırsakları löp löp dökülesice"
İstemsizce sesli güldüm :)
21. Asırdan sesleniyorum Hocam artık herkesin evinde hamamlar var ama hala çok ilginç... ༘ Bunu söylemekle gıybet etmiş olur muyum bilmiyorum ama şehirde bir çok hamam varsa da arkadaşların yıkanma alışkanlıkları pek yok. Ben zorunlu durumlar hariç haftada bir sefer hamama gidiyorum, arkadaşlarım ise ancak ayda bir gidiyorlar ilginç.
Toplumca deliriyoruz bazen, Gregor Samsaya selamlar.
Bunlarla beraber, bir psikiyatrın sabah uyanma problemi yaşaması gayet doğaldı da, uyandıktan sonra birkaç yudum kahveyle akşamdan kalan yemekten ağzına bir parça atıp 'Prozac' şişesini kafasına dikmesi ne kadar olağan bir du­rumdu? Ya da her gün kendini başka birinin yerine koyup öyle yaşaması, kılıktan kılığa girmesi, tasarlamak istediği rüyaya malzeme toplaması, hamam böceğine dönüşme ihtimali ol­duğuna inanması.
unuturlar mı hiç olur mu :)
Her seçim yeni bir umutla gelmiş, sonra eski tas eski hamam oluvermişti. Zaman zaman gelen vekiller, halkı toplamış, ya sigara kutularının arkalarına ya da beyaz kağıtlara yazdıkları dileklerle çekilip gitmişlerdi. "Ne anlayışsız insanlar" diyeceği geliyordu fakir fukaranın. Anlayışsız, çünkü halkın dertleri belliydi: Daha iyi yaşamak. Un, bulgur, mercimek, fasulye, yağ, ekmek, insan gibi yatılıp kalkılan evler, yatak yorgan, kışa karşı soba, hiç olmazsa mangal.... İstekleri buydu ama, nedense hiç bilmedikleri bir dilmiş gibi, yazdıkları halde, Ankara'ya gittiler mi, unutuveriyorlardı.
Sayfa 258·Kitabı okudu
Reklam
Reklam