Puan vermedi·361 syf.··
Beğendi
·
2022 19. kitabı
"Od" insanın kendi hakikatine ulaşma çabasını anlatan derinlikli bir tasavvuf anlatısıdır. İskender Pala eserinde, Anadolu’nun siyasi ve sosyal kırılmalarla sarsıldığı bir dönemi merkeze alırken, anlatının ruhunu bütünüyle insanın içsel yolculuğu üzerine kuruyor. Romanın olay örgüsü, Yunus Emre’nin hakikati arayış süreci etrafında şekilleniyor. Kıtlık, savaş, Moğol baskısı ve halkın yaşadığı yoksulluk arasında Yunus’un dünyaya bakışı giderek değişir; maddi olanın geçiciliğini fark ettikçe, manevi olana yönelir. Eser, Yunus’un coğrafi yolculuğundan çok, nefisten arınmaya dayanan metafizik bir yolculuktur. Tapduk Emre Dergâhına uzanan süreç, “ben” duygusundan sıyrılarak ilahi aşka teslim oluşunun simgesidir. Olaylar klasik bir tarihî roman çizgisinde ilerlemek yerine, içsel dönüşüm eksenli, bu nedenle romandaki asıl çatışma insan ile dünya arasında değil, insanın kendi nefsiyle olan mücadelesinde ortaya çıkarıyor. Yunus Emre, başlangıçta daha dünyevi kaygılar taşıyan, öfke ve çaresizlik arasında sıkışmış bir insan iken, zamanla sabrı, teslimiyeti ve sevgiyi öğrenen bir dervişe dönüşüyor. Acılar, kayıplar ve sorgulamalar üzerinden ilerleyen psikolojik bir olgunlaşmanın sonucudur. Yunus’un iç çatışmaları, romanın psikolojik derinliğini oluşturan temel unsurdur. Tapduk Emre ise hakikatin sembolik temsilidir; sessizliği, bilgeliği ve insanı terbiye eden yaklaşımı tasavvuf öğretisinin merkezindeki “nefsi öldürme” düşüncesini somutlaştırıyor. Romanın diğer karakterleri de yalnızca bireysel kimlikleriyle değil, temsil ettikleri düşüncelerle önem kazanıyor. Anadolu halkı korkunun ve çaresizliğin sembolüyken; dervişler maneviyatın, savaşçılar ise dünyanın geçici ihtiraslarının temsilcisidir. Roman, bireysel karakterlerden çok kolektif bir ruh hâlini anlatıyor. Eserin tasavvufî
1000Kitap
Odİskender Pala · Kapı Yayınları · 202248,8bin okunma
10/10
·240 syf.··
2026 11. kitabı
Kitap üç seriden oluşuyor: Doğuda Aşk Böyle Yazılır, İlm-i Aşk ve #k:12031. Bu üç eser, Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin "Hamdım, Piştim, Yandım" sözünden esinlenerek sırasıyla ele alınmış diye düşünüyorum bu cümle üç kitaba da tam uymaktadır. Bu kitap, "yanma" aşamasını yani hakiki aşka ulaşma sürecini anlatıyor. Rüya görür müsün ey kâri? Rüyalarla yaşar mısın bazı vakitler? Sonra yanaklarından kulaklarına doğru süzülen iki damla yaş ile uyanır mısın gecenin o en ıssız, en sessiz, en kimsesiz vaktinde? Dünyanın bir rüya alemi olabileceğine inanır mısın? Gel bir başkasının rüyasında dalalım seninle. Hakikate uyanalım. Pervane olalım. Bedenimize yakacak ateş arayalım. Evvela Şiraz'a çırpalım kara ipekten kanatlarımızı, ateşi bilen aşk erlerinin yanında konaklayalım. Aşk ateştir diyelim lisansız ve sessiz ve hatta harfsiz kelimelerle. Aşka yanalım, başka yanalım. Sonra Mevlana dergâhına düşürelim kara bedenlerimizi, bizi kavuracak bir şem arayalım. Aşk arayalım. Göğe yükseltelim feryadımızı. Aşka ağlayalım. Bir dağ başında dua eden Yunus'u bulalım sonra. Ona aşkı soralım dilersen, aşkına şahit olalım. Aşkı üç âşıktan dinleyelim biz. Biri; "Aşka uçarsan kanatların yanar" desin bize, diğeri"Aşka uçmazsan kanat neye yarar" diğeri temmet çeksin düşlerimize; "Aşka vardıktan sonra kanatları kim arar" desin, susalım. Açma sakın gözlerini, bu rüya âşıkların rüyasıdır. Uyanırsan rüyaları unutacaksın. Kitap incelemesini ben değil yine kitap ele alsın istedim açıklayıcı ve ruha işlesin ne demek istediğini kitabın kendisi anlatsın…
Aşk İnanmakla BaşlarFatih Duman · Nesil Yayınları · 2020475 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·639 syf.··
2019 67. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Temmuz 2019 23:49
Bir çok şeyi, dağları, eşkıyalığı geride bırakarak sakin bir hayat kurmaya çalışan İnce Memed toroslardan aşağılada bir düzlüğe inerek yeni bir hayata merhaba demeye başlar. İnsanın olduğu yerde sorunlar bitmez, bu defa da çeltik eken ağaların işçilere ettiği zulümler İnce Memed’in içindeki o ölmeyen kursu harekete geçirirler. İnce Memed yerleştiği yeni kasabada tanıştığı öğretmenden yıllardır içini kemiren sorusuna da cevap buluyor. Çeltik işçilerine zulm eden ağayı öldürdükten sonra yeniden dağların yolunu tutar İnce Memed. Dağlar artık bıraktığı gibi değildir, şimdi daha büyük bir düşmanı vardır ve bu düşmanı İnce Memed’i yok etmek için bütün imkanlarını seferber etmektedir. İnce Memed’i koruyan, ona her türlü yardımda bulunan köylüler de bundan paylarına düşenleri almaktadır. İnce Memed bir kez daha köylüleri zulümden kurtarır, imini timini belirsiz hale getirmeden önce de”Tekrar geleceğim, tekrar geleceğim” diyerek yönünü bir kez daha dağlara verir. Yaşar Kemal dört kitaplık seride İnce Memed’i kitapla beraber olgunlaştırıyor. Hamdım, piştim, oldum diyor adete İnce Memed. Yaşar Kemal seri boyunca derebeyliğin nasıl oluştuğundan, insanların inandığı hurafelere kadar bir çok konuya değinmektedir
İnce Memed 4Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202121,5bin okunma
"Hamdım, piştim, yandım."
9/10
·584 syf.··
2026 6. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 01:50
Anlatılmaz okunur, ben okudum siz de okuyun öyle hazırcılık yook:) Kelime kadrosu büyük oranda öztürkçe ve dönem atmosferi için sade-duru bir Türkçe, eskiyi çağrıştıran destansı üslup beni bozkırlarda kaybetti. Bir kelime hazinesi ile çıkageldim başta bir kim kimmiş, o ne demek, bu ne demek derken ilk 60-100 sayfadan sonrasını hatırlamıyorum. Bozkırda od düştü yüreğime…
BozkurtlarHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 202017,9bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
Beğendi
·
2022 137. kitabı
Kitap, Tebrizli Şems’in (asıl adı Muhammed) hayatını, iç dünyasını ve manevi arayışını merkezine alır. Şems’in çocukluğu, asiliği, hafızlık eğitimi, rüyaları ve “Şems” adını alışıyla başlar. Gençliğinde Şam’a gitmesi, uzun yolculukları, hakikati ve ilahi aşkı arayışı anlatılır. Hikâyenin dönüm noktası, Şems’in Konya’ya giderek Hz. Mevlânâ ile karşılaşmasıdır. Bu buluşma, her ikisi için de “hamdım, piştim, yandım” sürecinin başlangıcı olur. Ana temalar: İlahi aşk (aşk-ı ilahi) Manevi arayış, yalnızlık ve hakikat yolculuğu Toplumdan dışlanma, cesaretle gerçeği söyleme Mevlânâ-Şems arasındaki derin manevi bağ (ikiz alev veya ruhsal tamamlayıcılık olarak yorumlanan ilişki) Sabır, yanma, tekamül ve kavuşma Yazar, Şems’in gözünden olayları aktararak tasavvufi kavramları romanlaştırır. Aşkı dünyevi olmaktan çıkarıp ilahi boyuta taşır ve okuyucuyu manevi bir yolculuğa davet eder. Serinin devam kitapları: 2 - Hz. Mevlânâ, 3 - Kimya Hatun ve diğerleri ile nehir roman özelliği gösterir.
Aşkın Gözyaşları 1 - Tebrizli ŞemsSinan Yağmur · Kapı Yayınları · 201621,3bin okunma
Zihnin Puslu Kıtalarında Bir Seyrüsefer: Puslu Kıtalar Atlası
Puan vermedi·238 syf.··
2026 9. kitabı
Uzun zaman önce kütüphaneme dahil ettiğim bu kitabı; "okuması zor, dili ağır, betimlemeleri karmaşık" gibi önyargılı eleştiriler nedeniyle, zihnimin tam anlamıyla sakinleşeceği o doğru anı bekleyerek bekletmiştim. Bugün dönüp baktığımda, bu bekleyişin kitaba hakkını vermek adına ne kadar isabetli olduğunu görüyorum. İhsan Oktay Anar; Osmanlıca terimlerin, yoğun betimlemelerin ve iç içe geçmiş olay örgüsünün ustalıkla sarmalandığı bu eserde, sadece tarihi bir roman değil; felsefenin, mitolojinin ve tasavvufun harmanlandığı varoluşsal bir şaheser sunuyor. Anar, okurunu 17. yüzyılın Galata sokaklarından alıp, bir "düş perisi" eşliğinde diyar diyar gezdirirken asıl yolculuğu zihnimizde başlatıyor. Ana kahramanımız Uzun İhsan Efendi’nin, Rendekar (Descartes) üzerinden kurguladığı "Düşünüyorum, öyleyse varım" felsefesi, kitabın omurgasını oluşturuyor. Dünyayı gezmek yerine evinde uyuyarak düşlerinde bir "Atlas" çıkaran Uzun İhsan Efendi, oğlu Bünyamin’e ise kendi göremediklerini görmesini, sevemediklerini sevmesini ve cesaret edemediği acıları çekmesini tembihliyor. Ona, bu dünyayı sadece seyredenlerden değil, bizzat yaşayanlardan olmasını öğütlüyor. Bu noktada durup düşünmeden edemedim: Kutsal metinlerde de insanın dünyaya "şahit" olma süreci anlatılmaz mı? "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim ve mahlukatı yarattım" sözü, bize bahşedilen o kadim bilme arzusunun kökeni değil midir? Biz bu dünyaya sadece birer seyirci olarak mı, yoksa kendi hikâyemizin başrol karakteri olarak mı gönderildik? Düşlerimizde ne kadar gerçeğiz ve sahi, uyanık olduğumuz anlarda biz kimiz? Hayal ile hakikatin birbirine karıştığı o puslu kıtalarda, aslında nerede duruyoruz? Bünyamin’in maceradan maceraya sürüklenişini izlerken, tasavvufun "hamdım, piştim, yandım" felsefesinin olay örgüsüne
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma