Düşler vardır hani, prensese götüren yolda batağa, pislikten geçilmeyen leş kokulu sokakların çamuruna, çirkefine gömülüp kalır insan, benim de işte böyleydi durumum.
Alıntı
“Çocuklar kusura bakarlar. Kuşlar gibi… Ben şimdi kaçamıyorum İnci. Ama büyüyünce kaçarım belki. Hani o mavi uçurtma gibi…”
Reklam
Kimi sevsem, sensin...
kimi sevsem sensin / hayret sevgin hepsini nasıl değiştiriyor gözleri maviyken yaprak yeşili senin sesinle konuşuyor elbet yarım bakışları o kadar tehlikeli senin sigaranı senin gibi içiyor kimi sevsem sensin / hayret senden nedense vazgeçilemiyor her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet sarışın başladığım esmer bitiyor anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli dudakları keskin kırmızı jilet bir belaya çattık / nasıl bitirmeli gitar kımıldadı mı zaman deliniyor kimi sevsem sensin / hayret kapıların kapalı girilemiyor kimi sevsem sensin / senden ibaret hepsini senin adınla çağırıyorum arkamdan şımarık gülüşüyorlar getirdikleri yağmur / sende unuttuğum hani o sımsıcak iri çekirdekli senin gibi vahşi öpüşüyorlar kimi sevsem sensin / hayret in misin cin misin anlamıyorum
Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Hani şu ‘Düşünüyorum ve en azından bunun doğru, gerçek, kesin olduğunu biliyorum’ diyen kişinin yaptığı gibi, bir tür bilgi sezgisine işaret ederek, söz konusu metafizik soruları hemen yanıtlamaya cesaret eden biri - bir filozof tarafından gülümsemeyle ve iki soru işaretiyle karşılanacaktır. “Yanılmamanız olasılık dışı; ama neden ille de hakikat?”
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Alıntı
…hani derler ya, ünlü olunca alçakgönüllü olmak da kolaydır; ben, alçakgönüllü görünmek kolaydır, demek istiyorum. Böyle bir şey olmadığı sanılsa da, kısa zamanda kibar yüzünü bize göstermekte gecikmez alçakgönüllülüğün kibri. Biliyor musunuz, ortalık böylelerinden geçilmez aslında. İster gerçek ister İsa gibi simgesel bir kişilik olsun herkes kibirlidir, en azından yüksekten bakarak konuşur.
Sayfa 16·Kitabı okuyor
Ali ve Murathan gibi şimdi de Timur ve Yusuf Ali
Kıkırtım tatlı ve kendinden emindi. "Ne o, Maviş? Hani hep severdin be-" Cümlemin devamını yutmama neden olan şey aniden kapının açılması ve babamın karşımızda belirmesiydi. Yusuf Ali saniyeler içinde titreyerek kavradığı belimi bırakmış, ellerini önünde bağlayarak hazır ola geçmişti. Asker çocuğuydu en nihayetinde, hem de Albay Murathan Karakurt'un oğluydu. Askeri disiplini oldukça fazlaydı. Yarbay babam karşısında eli ayağı titredi ama belli etmedi. "Getirdim, Timur amca, dedi ciddiyetle. "Kendisi dersten çıktıktan sonra yine kitaplarını sınıfta unutmuş, bir de tabii telefonu her zamanki gibi sessizdeymiş. Size demiştim, endişelenecek bir şey yok." Saygıyla gerileyip beni äne doğru taktim etti. "Buyur, kızın." Yıllar Yarbay Timur Tönge'den çok şey eksiltmemişti. Kısa kesim saçlarına düşen aklar ve daha da keskinleşen yüz hatları dışında boyu ve endamı yerli yerindeydi. Lakin yaşlanmış ve garip bir şekilde yaş aldıkça benim gözümde tatlılaşımıştı. Ters bakışları bana döndü. Kolumdan kavrayıp, sessizce içeri çekerken Yusuf Ali'ye daimi huysuz ifadesiyle bakıyordu. "İyi," dedi. "Şimdi gidebilirsin." Yusuf Ali saygıyla eğilerek, gitmek için gerilediğinde ileri uzanıp elinden kavrayan bendim. "Yarın sabah kahvaltı yapalım," dedim babama rağmen. "Beni evden alırsın, tamam mı?" "Güneş!" dedi babamın uyarı dolu sesi. "Timur!" diye arkadan bağıran annemdi. "Çocukları biraz rahat bırakır mısın? Buraya gel, yardımına ihtiyacım var. Boyum üst raflara yetişmiyor." Timur Tönge ya sabır çekerek dönmüş ama beni de kendisiyle beraber eve çekmeyi ihmal etmemişti. Çaresizce evin içine çekilirken Yusuf Ali'ye el sallamış hatta gizli bir öpücük göndermiştim. Elleri önünde bağlı bir şekilde adımları uzaklaşırken, dişlerini dudağına geçirerek gülmüştü. Tam o da bana öpücük atmak
Reklam
Reklam