• “Toplum normlarına meydan okurcasına davranışlarda bulunmanın derininde aşırı bağımlılık eğilimleri bulunur. Böylesine bağımlı olan bir insan özerk olmayı öğrenememiş olduğundan, karşıt tepki geliştirmeyi bireyleşme olarak yorumlar. Diğer insanların görüşlerini paylaşmak ona göre çevresi tarafından yutulma anlamına geldiğinden, yoğun bir yalnızlığın getirdiği mutsuzluğa tutsak olur. Çünkü kahramanca da yapılmış olsa diğer insanlardan soyutlanmış bir bireyleşme çabası insanın amaçlarına ulaşabilmesi için yeterli değildir. Günümüz toplumlarında bu gibi kişiler bazen bir araya gelerek içinde yaşadıkları toplum normlarını reddeden marjinal gruplar oluşturmakta ve böylece yalnızlıklarını paylaşarak yalnızlıktan kurtulmaya çalışmaktadırlar. Bu, hem soyutlanmış ve hem de tek başına olmaktan daha az ürkütücü bir durumdur. Ne var ki, bazen politik bir görünüm de alabilen bu gruplar uzun ömürlü olmadığından, bulunan çözüm de geçici olur.”
  • Hani MARJİNAL bizdik . ..😏😒
  • 164 syf.
    ·9/10
    Seray Şahiner'in bütün kitaplarını okudum. Kadınlar ile ilgili çuvaldızı karşıya batırırken iğneyi de sivriltip hemcinslerine batırabiliyor. Deyimi yanlış yazmadım, biraz değiştirdim :) Hepyek kitabında kelime oyunlarını geçmiş artık, cümle oyunlarıyla baş döndürücü bir hikaye kitabı yaratmış. Zekice öykü içi göndermeler var. Kitap resmen ete kemiğe bürünüp samimi bir meddahlık yapıyor. Karabiberin kokusu burnunuza geliyor, ölmekte olan floresanın sesi kulaklarınızda, şar şar akan sular çö, çö giden bir köy hayatı. Kesitler film şeridi, sesler hayatın içinden, yazılar usta eli. Seray Şahiner şu ana kadar okuduğum en iyi yazarlardan. Hiç yazar görmemişsin abartma diyenler varsa yazarı takip etmelerini dilerim. Belki yeni bir yazar daha keşfederler.

    Hikayelere kısaca göz gezdiriyorum.



    1- Feliçita : Sanırım Ot dergisinde okumuştum bu hikayesini daha önce. Tanımadıkları bir cenaze evinde yemeye oturan 2 çocuğun hikayesi. Biri 17lik biri 19luk. Karabiber kokulu bir hikaye.

    2- Ufuk Çizgisi : Köy yaşamının dev çukurunu ve yeni gelenleri nasıl içine çektiğini anlatıyor. Hani marjinal bizdik? tadında bir hikaye.

    3- Sarı Işık : Türkan'ın hiçbir şeye benzemeyen hayatı bir sarı ışık ve acılı (mı tartışılır) bir süreç sonrasında değişecektir.

    4- Karaca : Yaşlılık hikayesi. Empati kokuyor buram buram. Yaşlılara bakış açınız değişebilir.

    5- Personel Yemeği : Uzak ara en iyi öykü. Bir lokantada çalışan personellerin, kapitalizm eleştirisi. Emirhan gerçekten de terfi alabilir mi?

    6- Sebare : Bir meyhanede geçen gecenin özeti. Erkeklerin dünyasına giriş mahiyetinde, kısmen argo, kısmen cahil içeren bir hikaye.

    7- Çok Afedersin : Fakirlik içersinde yüzen bir hikaye daha, eski darbukacının kızını dans etmesi için istemeyerek de olsa programa göndermesini ele alıyor.

    8- Bulyon : Sosyal medya ve internetin gençlerin üzerinde etkisi ve yalnızlığı tetiklemesi konusunda eleştiriler içeriyor.

    9- İhtiyati Tedbirler : Düşüncelerin hayatı ele geçirdiğini abartılı biçimde yansıtılması. Sonu güzel olsa da ortalama öykülerden biriydi.

    10- Ağlamadan Anlatmam Lazım : Kapıda kalma hikayesinin bu kadar derinleşebileceğini düşünmemiştim. Güzeldi.

    11- Arkaik : Diğer hikayelerin bütünlüğünü bozmuş bence, kitabın geneliyle alakasız bir distopya konusu, beğenmediğim tek hikaye.

    12- Hepyek : Yazarın hayatında emeği geçenlere selamı gibi hissedilen bir hikaye. Korkulmaması gerekenlere kanınız ısınacak.
  • 217 Bakire bozan Sadrazam!

    Devlet adamı olmak zor iş. Milletin kahrını çek, devletin kahrını çek. Özellikle önemli mevkilerde iken kaymağını yemek lazım gelir bu işin. Ne de olsa bal tutan, parmağını yalar. Bizimkiler de uğraşıyor ya şimdi, kıyak emekliliğin üstüne daha kaymaklı neler yapabiliriz diye.

    Osmanlıda da vardı, devletin balını kaymağını yiyip, dikili bir taşı olmayan, hat da yaptıklarını, bir meziyet gibi anlatan devlet adamları. Aşağıda, Osmanlıda önemli bir mevkiye tesadüfen yükselmiş, Devlet-i Aliye'ye ve de Reaya' ya bir gram yararı dokunmamış bir zat-ı şahanenin, acayib-i garib bir hayatını aktarmak istiyorum.

    Osmanlı’da, Padişah’tan sonra gelen en önemli makam, Sadrazamlıktır. Sokullu ve Köprülü Mehmet Paşa gibi görevlerini iyi yapan Sadrazamlar birçok Padişah’tan daha fazla tanınmıştır. Öküz Mehmet Paşa gibi bazı Sadrazamlar ise, tarihe tuhaf lakaplarıyla geçmişlerdir.

    I. Abdülhamit ve III. Selim dönemlerinde iki defa Sadrazamlık yapan Koca Yusuf Paşa’da tarih sayfalarına bakire merakı yüzünden geçmiştir.
    Koca Yusuf Paşa, köle iken talihinin de yardımıyla, kendisini satın alan Liman Reisi Hasan Kaptan sayesinde özgürlüğüne kavuşmuş, tüccarlık yapmış, ortaklık kurduğu Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa sayesinde Haznedar olmuş, yine Hasan Paşa’nın kayırmaları sayesinde Kapılar Kethüdası göreviyle saraydaki devlet görevlileri ile ilişkilerini arttırmış, Hazine Vekili Osman Ağa’nın yanına girmiş, 1785 yılında Vezir ünvanı ile Mora Valiliğine atanmıştır.

    1785 Mayısında Sadrazamlığa Şahin Ali Paşa getirilmiş, Paşa’nın görevde kalmaması için İstanbul’da kasten yangınlar çıkarılmış, bu yüzden görevden alınan Şahin Paşa’nın yerine Cezayirli Hasan Paşa’nın gayretleri ile Koca Yusuf Paşa getirilmiştir.

    Koca Yusuf, tüm memuriyetlere kendi adamlarına getirerek sorunları halletmişti. I. Abdülhamit, Sadrazamından memnundu. Yeteneksiz, tecrübesiz yeni Sadrazam, 13 yıldan beri barış yaşanan Rusya’ya savaş açmış, savaşa Avusturya’da girince Osmanlı ağır bir yenilgiye uğramıştır. Ve tarihinin en ağır antlaşmalarından Ziştovi ve Yaş Antlaşmalarını imzalamıştır. I. Abdülhamit’in üzüntüsünden ölmesi üzerine yerine yeğeni III. Selim geçti.

    Yeni Padişah tüm devlet görevlilerini değiştirdi. Koca Yusuf’un yerine yeni bir Sadrazam atandı. Ama o da tam bir fiyaskoydu. Vidin Seraskeri Hasan Paşa... Yalnız kendisi o dönemde oldukça hastaydı. Tarihe “Cenaze” Hasan Paşa olarak geçti. Hilatini yani Sadrazamlık kaftanını bile yatağında aldı.

    Cenaze Hasan Paşa’nın Sadrazamlığı 6 ay sürdü. Yerine Cezayirli Hasan Paşa getirildi. 80 yaşındaki Cezayirli daha 4. ayında ölünce yerine Çelebizade Hasan Paşa getirildi. O da rüşvet almaktan kurşuna dizildi. Bahtsız III. Selim bu makama ikinci kez Koca Yusuf Paşa’yı getirtti.

    O da Sadrazamlıkta istenileni veremeyince görevinden alındı ve Trabzon Valiliğine getirildi. Oradan Cidde Valiliğine, oradan da Medine Muhafızlığına tayin edildi. Koca Yusuf 1800 yılının haziran ayında öldü.

    Osmanlıyı açtığı lüzumsuz bir savaş yüzünden büyük kayıplara uğratan, Vahhabi ayaklanması karşısında Mekke ve Medine’yi savunamayan Paşa, beceriksizliğine rağmen cinsel bakımdan güçlüydü ve değişik fantezileri vardı.

    Ömrü bakire aramakla geçen, tüccarlık günlerinden itibaren bakire kız koleksiyonu yapan Paşa’nın en büyük zevki bakire bozmaktı. Paşa’nın adamları değişik yerlerden aldıkları bakireleri Efendilerine hediye ederek gözüne girmeye çalışırlar, Sadrazamın huyunu bilen esir tüccarları güzel bakire kızları yüksek fiyata Paşa’ya satarlardı.

    Koca Yusuf Paşa’nın sapıklık derecesine varan bu tutkusu, tarih kitaplarına geçmiştir. Dönemin tarihçilerinden Ahmed Cavit Bey, Sadrazam biyografilerini anlattığı Hadikat’ül Vüzera Zeyli isimli kitabında Paşa’nın rüşvetçiliğinden, zalimliğinden bahsederken bakire tutkusundan da bahsetmiştir.

    Tarihçi Cevdet Paşa’da Yusuf Paşa’nın 217 adet bakire ile yatıp bu maharetinden çevresine övünerek anlattığını söyler.

    Yazıda, Raşit Özdenay'ın çalışmasından yararlanılmıştır.

    Kaynak: https://goo.gl/oPXu63