...elbette ve elbette ve her halde ve hiç şübhe getirmez ki, -Onuncu Söz'de isbatına binaen- o rahmet ve hikmet ve inayet ve adalet ve saltanat-ı sermediyenin gayet kat'î istedikleri dâr-ı âhiret ve daire-i haşir ve neşrin açılmamasıyla; o nihayetsiz cemal-i rahmet nihayetsiz bir çirkin merhametsizliğe inkılab etmesi ve o hadsiz kemal-i hikmet, hadsiz kusurlu abesiyete ve faydasız israfata dönmesi ve o gayet şirin inayet, gayet acı ihanetlere değişmesi ve o gayet mizanlı ve hakkaniyetli adalet, gayet şiddetli zulümlere kalbolması ve o gayet derecede haşmetli ve kuvvetli saltanat-ı sermediye sukut etmesi ve haşrin gelmemesiyle bütün haşmeti kaybolması ve kemalât-ı rububiyeti acz ve kusur ile lekedar olması, hiçbir cihet-i imkânı yok; hiçbir akıl ihtimal vermez, yüz muhal içinde birden bulunur, daire-i imkân haricinde bâtıl ve mümteni'dir.
Güneş ve Sinek
Güneş ise Hak namına ve hakikat lisanıyla ve hikmet-i ilahiye diliyle ona der: "Hâşâ yüz bin defa hâşâ ve kellâ! Ben musahhar bir memurum. Seyyidimin misafirhanesinde bir mumdarım. Bir sineğe, belki bir sineğin kanadına dahi hakiki mâlik olamam. Çünkü sineğin vücudunda öyle manevî cevherler ve göz, kulak gibi antika sanatlar var ki benim dükkânımda yok. Daire-i iktidarımın haricindedir." der, müddəiyi tekdir eder.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mehir -Haşa- kadının satılık bir mal ve meta gibi görülmesi sebebiyle verilen bir bedel değil kadın için bir tür mali teminat ve sigorta konumundadır. Zira kadının hem mirastaki payı az hem de boşandıktan sonra nafaka alabileceği süre yalnızca iddet dönemi ile sınırlıdır. Hal böyle olunca kocanın ölmesi veya karısını boşaması durumunda kadının ayakta durabilmesi ya ailesinin kendisine sahip çıkmasına ya da kendisinin maddi durumunun iyi olmasına bağlı olacaktır. Mehir bu durumlarda kadın için bir güvence bedeli özelliğine sahip olur.
Sayfa 294·Kitabı okuyor
Neden
Kuşçubaşı Halifesi Kuyruklu Rıza Çelebi Kitabü'l İber başlıklı eserinde bu satırların, meşhur Yahudi filozof İbni Meymun'un Diriliş Risâlesi adlı kitabından olduğunu, Kırbaç Süleyman'ın ise, "Böyle fal olmaz olsun!" diye haykırarak kitabı duvara doğru fırlatıp attığını ve her nedense bir günahkâr olduğuna inanan bu adamın, ruhunun da bedeni gibi ölümlü olduğunu öğrendikten sonra, giderayak büyük bir telaşa kapıldığını yazmıştır. Kuyruklu Rıza Çelebi ayrıca, Süleyman Reis'te şiddetli bir ölümsüzlük hırsı olduğunu; öyle ki, bu asabı adamın cehennemin ateşine katlanabileceğini, fakat günahkâr ruhunun bedeniyle birlikte yok olmasına asla ve asla dayanamayacağını ve gerekirse bu uğurda bütün ilâhî kanunları çiğneyip mutlak bir sona daima ayak direyeceğini de yazmadan edememiştir. Öte yandan Cuma Bey, Süleyman'ın ölüm denilen rahmetten zaten mahrum bırakıldığını, bir ölümsüz olarak asıl amacının da bir çaresini bulup ölebilmek olduğunu belirtmiş bulunmaktaydı. Bundan başka Tezâkir adlı esere göre Süleyman Reis kitabı açmadan önce besmele bile çekmişti. Ama kısmetine bu satırların çıkması, yani er ya da geç tıpkı bir hayvan gibi ruhuyla beraber geberip gidecek olmasını öğrenmesi, onun ilâhî düzene az kalsın başkaldırmasına yol açacaktı ki, hâşâ sümme hâşâ! Rivayete göre bu adam, üç kulhüvallahu ve bir elham okuduktan sonra rafların birinden bir kitap daha almış, daha sonra Fisagor'a ait olduğunu öğreneceği Elvahü'l Cevahir başlıklı bu kitabın rasgele bir sayfasını açtığında, 'Ölümsüzlüğün Sırrı' ibaresini okur okumaz isyan duygusu yatışır gibi olmuştu, ilk sayfada anlatıldığına göre bu eser, 902 yaşındaki bir şeyhin, sevap kazanmak için Eflatun'a naklettiği bilgilerden ibaretti. Tezâkir’de yazılanlar doğruysa, kaptanın kamarasındaki kitapların hemen hepsi ölümsüzlük
Sayfa 13·Kitabı okuyor