Sâdi Şirazî 'ye sormuşlar; İnsan nedir? “Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe..” “Bir damla kan ve bin bir endişe..” demiş.
Bundan âlâ biyografi düşünemiyorum.
Uyku, belki Tahsin Bey'in iddia ettiği kadar kat'i olmasa da, bir nebze ölümle uzaktan akraba olmalıydı, zira, nasıl ki her fert ölüme yenik düşüyorsa, önünde sonunda uykuya da yenik düşüyordu.
Kimse hiçbir konuda görüş birliğine varamıyordu. Yarı ortak, güvenilmez bir algılama sisinin içindeydik, duyularımızdan gelen veriler bir arzu ve inanç prizmasından geçerek kırılıyor, bu da anılarımızı gerçeklerden saptırıyordu. Kendi istediğimiz şeyleri görüyor, anımsıyor, zamanla kendimizi bunlara inandırıyorduk. Özellikle kendimize yönelik, acımasız bir tarafsızlık her zaman kaybetmeye mahkûm bir toplumsal stratejiydi. Atalarımız, başkalarını inandırmak için gerçekleri saptırarak bunların ateşli, tutkulu savunucuları olan ve aynı anda kendilerini de o yeni gerçeklere inandıran insanlardı. Kuşaklar boyunca elde ettiğimiz başarılar bizi eleyip durdu, başarıyla birlikte bu bozukluğumuz oluştu, tekerlek izleri gibi genlerimize işledi, eğer işimize gelmiyorsa gözümüzün önündekini görmez olduk.