Partiye geri dönen Hitler, artık hem parti başkanı hem de tam bir liderdi. O, parti üyelerine "sen şuraya git sen de şuraya" demek yerine meydanlara çıkıp Lenin gibi devrimi beraber yapacağı halka seslenmeyi tercih ediyordu. Hem Lenin, Bolşevik İhtilali'ni; hem de Mussolini, Roma darbesini böyle gerçekleştirmişti. İdeoloji ne olursa olsun halkı tek bir hedef üzerine yoğunlaştırmak ve buna karşı bir de düşman belirlemek Hitler'e göre liderliğin ana formülüydü.
Ana hedef belliydi: Ari ırk yani saf Alman ırkı birleşmeli. Bu ırk üstün bir ırk olarak benimsetilecekti ve üstün ırkın aşağı diğer ırklar tarafından ezilmesi önlenecekti. Hem halk, Alman ırkının üstün ırk olduğuna inanırsa, genişleme politikası da daha kolay gerçekleştirilebilecekti. Yayılmacı bir politika izlerken hem var olan topraklardaki halkın, hem de işgal edilen topraklardaki halkın desteğini almak savaşı baştan kazanmak anlamına geliyordu.
Seni buraya tıkanlardan öcünü almak istiyorsun değil mi?
Kesinlikle, dedi Lloyd dehşetini bir anlığına unutarak. Yerini aç, yoğun bir öfke almıştı.
Sadece o insanlardan değil, onlara aynı şeyleri yapan diğerlerinden de, dedi Flagg. Bu tip insanlar var, değil mi? Onlara göre senin gibiler çöplükten ibaret. Çünkü kendilerini çok yukarıda görüyorlar. Senin gibilerin yaşam hakkı olduğunu düşünmüyorlar.
Öyle, dedi Lloyd. İçindeki şiddetli açlık, yerini başka türlü bir açlığa bırakmıştı. Siyah taşım gümüş anahtara dönüşmesi gibi o da değişmişti. Bu adam, içindeki tüm karmaşık duyguları basit birkaç cümleyle özetleyivermişti. İntikamını almak istediği kişi sadece gardiyan değildi — bak sen, ukala bok, ne var pislik, söyleyecek ukalaca bir laf bulamadın mı? çünkü asıl hedef o değildi. ANAHTAR’ a sahipti, evet ama ANAHTAR’ ı yapan o değildi. Ona bir başkası vermişti. Herhalde hapishane müdürü vermişti ama ANAHTAR’ ı yapan o da değildi. Lloyd yapanları, yaratıcıları bulmak istiyordu. Grip onlara dokunamamıştı muhtemelen ama Lloyd’ un onlarla görülecek işi vardı. Ah evet, iyi bir iş.
Var olan biricik dünyayı değersizleştirmek için "öbür dünya", "hakiki dünya" kavramı uydurulmuştur, - bizim yeryüzü-gerçekliğimize hiçbir hedef, hiçbir akıl, hiçbir görev bırakmamak için! Bedeni hor görmek, onu hasta - "kutsal" - kılmak, beslenme, barınma, tinsel perhiz, hasta tedavisi, temizlik, hava koşulları gibi yaşamda ciddiyeti hak eden tüm şeylere ürpertici bir ciddiyetsizlikle yaklaşmak için "ruh", "tin", hatta son olarak "ölümsüz ruh" kavramları uydurulmuştur! Sağlık yerine "ruhun selameti" - yani tövbe sancısı ile selamet histerisi arasında bir folie circulaire.