Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli
Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zavallılar! Kim bilir, haklı veya haksız böyle tekzipler karşısında ne kadar müteessir olurlar! Ya biçare Fahim Bey!.. Kendi kendime, "O eğer ölmemiş olsaydı, belki bu tekzip yüreğine iner, bu vaka karşısında ölürdü!" dedim ve onun bütün ömrünün kendisini böyle mevkisinden daha yüksekte gözü var farz ettirecek bir hadisenin vâki ve şâyi olmaması için, yaptığı şeylerin bir insan izzetinefsini kıracak tefsirlere meydan vermeden, hep hüsnüniyetle telakki olunması için mahviyet içinde gösterilmiş fedakârlıklar silsilesi addedilebileceğini düşündüm. İlk önce onun ömrünü hep bu yolda inat ve ısrarla gösterilmiş bir feragat gibi görmeye ve bütün bu hayattan bildiklerimi, uzun bir maziyi karıştıran yavaş ve müteessir bir zevkle birer birer hatırlamaya koyuldum. Sonra da her hayatın, ona hariçten bakanlara, nasıl esrarlı göründüğünü düşünerek en boş ömürlerin bile zihin karşısında teşkil ettiği muammaya daldım.
Böyle şeyler insanın aklına sonradan gelir. Uzun yıllar sonra insan birinin öldüğü karanlık bir odadan geçer ve birden, yavaş yavaş kaybolan kelimeleri ve denizin uğultusunu duyar. Sanki o birkaç kelime hayatın anlamını ifade etmiştir. Sonrasında ise hep başka şeyler konuşulmuştur.
Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim.
İkinci defa oynayamam...
Artık benim için eskisinden beter bir hayat başlayacak.
Gene makine gibi akşam üzerleri alışveriş edeceğim.
Kim ve ne olduklarını merak etmediğim insanlarla görüşüp onların sözlerini dinleyeceğim.
Hayatımın başka türlü olmasına imkân var mıydı?
Zannetmem.
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim.
Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
Bunu sonuna kadar götüremediysen, kabahat senin değil...
Bana hakikaten yaşamak imkânını verdiğin birkaç ay için sana teşekkür ederim.
Böyle birkaç ay, birkaç ömür kıymetinde değil midir?..
Vücudunun bir parçası olarak geride bıraktığım çocuk, bizim kızımız, yeryüzünde bir babası bulunduğundan habersiz, uzak yerlerde dolaşıp duracak...
Yollarımız bir kere karşılaştı.
Fakat ona dair hiçbir şey bilmiyorum.
Ne ismini, ne bulunduğu yeri.
Buna rağmen hayalimde onu daima takip edeceğim.
Kafamda ona bir hayat seyri icat edip yanında yürüyeceğim.
Onun nasıl büyüdüğünü, nasıl mektebe gittiğini, nasıl güldüğünü ve nasıl düşündüğünü tasavvur ederek bundan sonraki senelerimin yalnızlığını doldurmaya çalışacağım.
Dışarıda gürültüler oluyor.
Herhalde bizimkiler döndüler.
Hep yazmak istiyorum.
Ama ne lüzumu var?
Bu kadar yazdım da ne oldu?
Bizim kıza yarın başka bir defter almalı ve bunu kaldırıp saklamalı...