Ne yazıktır ki insanlar, en marifetullah'ı, gelip gelmeyeceği belli olmayan ihtiyarlık vaktine havale ederler. Ömrün en şerefli vakitlerini, en rezil şey olan heva ve hevese sarf ederler. Unutma ki; «Yarın yaparım diyenler helâk oldu!»
Müslüman, fiilen cihad alanına çıkmadan nefsi için şeytanla, heva ve hevesleriyle, kişisel arzu ve ihtirasları ile, ailesinin, kabile ve milletinin çıkarları ile cihad etmelidir. Kısacası Müslüman, Allah rızası ve İslâmî değerler dışındaki her çeşit endişe ile mücahede ettikten sonra Allah'ın hakkını gasbeden tâğutların otoritesini kırıp yeryüzünde onun hâkimiyetini sağlamak için önündeki her çeşit engele en büyük cihad ile karşı çıkan kimsedir.
Cenâb-ı Hak, kalbini batınî putlardan temizlemeyen kullarını tehdit ederek şöyle buyurur:
"(Rasûlüm!) Hevâ (ve heveslerini) kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Ona Sen mi vekil olacaksın?" (el-Furkân, 43)
Sayfa 56 - Erkam Yayınları, İstanbul 1434 / 2012·Kitabı okuyor
"Marifet nedir?" diye sordular.
Buyurdu ki:
"Marifet, kalbin Allah ile olmasıdır."
Diriyi öldür ki o cesedindir.
Ölüyü dirilt ki o kalbindir.
Hazırı kaybet ki o dünyadır.
Kaybı hazır kıl ki o âhirettir.
Varı yok et ki o, heva ve hevestir.
Yoku var et ki o da niyettir.
Marifet kalpte, şehadet dilde, hizmet âzâdadır..
إِلَّا أَنَّ هَذِهِ الْمَصَالِحَ لَيْسَتْ هِيَ مَا يَرَاهُ الْإِنْسَانُ مَصْلَحَةً لَهُ وَنَفْعًا حَسَبَ هَوَاهُ، وَإِنَّمَا الْمَصْلَحَةُ مَا كَانَتْ مَصْلَحَةً فِي مِيزَانِ الشَّرْعِ لَا فِي مِيزَانِ الْأَهْوَاءِ وَالشَّهَوَاتِ.
Ne var ki bu maslahatlar, insanın kendi heva ve hevesine göre kendisi için maslahat ve fayda gördüğü şeyler değildir; gerçek maslahat, heva ve şehvetlerin terazisinde değil, Şeriatın terazisinde maslahat olan şeydir.