"Gerçek olan, saltık biçimde, özünde gerçektir; gerçek birdir, kendisini kavrayan varlıklar, insanlar, devler, melekler ya da tanrılar ne olursa olsun kendi kendinin tıpkısıdır." Us yengiye eriyor, gümbürdüyor bu sesle. Bunu yadsıyamam. Uyumsuz dünyada onun kesinleşmesinin ne anlamı olabilir? Bir meleğin ya da tanrının algısının benim için bir anlamı yok. Tanrısal usun benim usumu onayladığı bu geometrik yer benim için her zaman anlaşılmaz kalacak bir şey.
“Felsefe, insanın kendi beynine kafatutmasıdır.”
Ne garip bir çağdayız ki felsefe, en anlayışlı insanların gözünde bile işe yaramaz, havada uçuşan bir kelime bulutuna dönüştü! Ne pratik faydası var, ne de teorik bir ağırlığı kaldı. Peki, bunun sebebi ne? Tabii ki felsefenin yollarına döşenmiş mantık mayınları ve safsata çukurları!
Ama asıl mesele şu: Felsefeyi nedenbu kadar kasvetli bir hale soktular? Sanki oturup bir şey düşünmek, insanı anında bir kara deliğe çekiyormuş gibi! Çocuklara "Aman ha, felsefeyebulaşma, sonra oturur kalkmazsın!" der gibi bir hava var. Halbuki felsefe dediğin, aklı çalıştıran bir spor salonu gibi olmalı, ama biz onu sinek avlayan eski bir kütüphane gibi gösteriyoruz!
Ve şu soruyu sormadan edemiyorum: Kimtaktı felsefenin yüzüne buasıksuratlı, çatık kaşlı, kapkara maskeyi?
Kim yaptı bunu? Hangi güç gece yarısı felsefenin kapısını çalıp, "Artık eğlenceli olmayacaksın!" diye karar aldı? Bi elime geçirirsem varya.... neyse...
Bir gemi beni Afrika'ya götürecek
İsmi bilmiyorum ne olacak
Kazablanka'da bir gün kalacağım
Sisler Bulvarı'nı hatırlayacağım
Kırmızı Melek şarkısından bir satır
Lodostan bir satır yağmurdan iki
Senin kirpiklerinden bir satır
Simsiyah bir satır hatırlayacağım
Seni hatırlatanın çenesini kıracağım
Limanda vapurlar uğuldayacak
Sisler Bulvarı