Fakat bana ne ondan? Varsın cennette, Bulutlar ötesi kutsal ülkede, Ruhum bir sığınak bulacak olsun... Heyhat! Cenneti ve sonsuzluğu Değişirdim birkaç dakikasıyla, Sarp ve karanlık kayalar arasında Oyunlar oynadığım çocukluğumun...
Heyhat,zekâ tek başına işe yaramıyor.Hatta zekâ denen kibirli illet,çoğu kez işleri karıştırmaktan başka işe yaramıyor.Aklına güvenip gönlünden çelme yiyen herkes bunu bilir.Bilmenin beyhudeliğini bilen herkes…
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Er olan kişi, yüz farklı kıyafetle görünse de, o bir tek Padişahı tanıyabilmeli! Yanlışa düşme! O, O'nun Var Olduğunu biliyor, madem her şey O, yanlışa nasıl düşülür? Yanlışa düşmek, şaşı bakanların işidir. O bakış, Allah'ın bütün kâinata her an müdahalede bulunduğunu inkâr eden kâfir düşünürlerin bakışıdır. Fakat heyhat! Kimse O'nu görebilecek kudrete sahip değil; cihan o Güneşle ışıl ışıl ışıldamasına rağmen, kördür gözler! Onu görür gibi olsan aklını yitirirsin; tam anlamıyla görecek olsan, artık bir daha kendini göremezsin! Şu hâl ne kadar da garip: Herkes pes etmiş, görmeyi reddediyor ve kaçıyor; herkes özür dileyerek çıkış yolu arıyor! Ey tecellisi ve tezahürü ile gözleri kamaştırırcasına görünürken, görünmez gibi olan, bütün kâinat Senden ibaret56 ve Senden başka görünür hiçbir şey yok! Can tende gizli, Sen canda gizlisin. Ey gizlide gizlenen, ey canların Carı! Ey her şeyden önce olan ve her şeyden üstün olan! Ey her şey Kendisine ait olan ve hepsine ait olan!
Hayata Dair
Heyhat! Yarın için düşlediğim dünya ellerimden kayıp gitti. Tanıdığım insanları, yeni dünyalar yarattıklarına tanıklık ettiğim insanları hayal meyal anımsıyorum şimdi. Ve öylesine büyük bir inanç, umut, kan ve gözyaşı ile beraber ektiğimiz tohumlar, şimdi neredeler? Kendime soruyorum: Tohumların yeşerip çiçek açmasını sağlayacak o yeni güç nedir ve nerede şimdi?
Sayfa 85·Kitabı okuyor
İnsanlar tarihten ders almaz. Yirmi birinci yüzyıl hala yirminci yüzyılın kötü bir versiyonuna dönüşebilir ama elden ne gelir ki? Zihinler tüm dünyada asla birbiriyle çakışmayan ütopyalarla doluyordu.. Bu bir felaket habercisiydi ama heyhat, bildik bir durumdu. Diğerkâmlık her zaman olduğu gibi yok olmaya yüz tutmuştu. Barış her zaman olduğu gibi incecik bir porselendi...!
Sayfa 128·Kitabı okuyor
Alıntı
Salkım söğütlerin el ele vererek koyu gölgeler oluşturduğu sokaklarda yan yana dizilmiş, kiremitten yapılma, üzerleri koyu mavi ahşap kaplamayla süslenmiş cümle kapıları olağanüstü güzellikteydi. Mahremiyeti ihlal etmeme adına gözlerimizi kaçırmaya çalışsak da, ardına kadar açık kapılardan zaman zaman evlerin iç kısımları da görülüyordu. Çoğunda, ortadaki hiç avluya açılan sıra sıra kapılar vardı. Geniş aile düzeninin klasik mimarimizi şekillendirdiği tipik bir örnekti, gördüğümüz. Bazı evlerin kapılarında tüller ve incecik perdeler asılıydı. Öğlen sıcağını hafifleten tatlı bir rüzgârla dalgalanan tüller ve perdeler... Kapılardan girip çıkan, bisiklet süren, oyun oynayan çocuklar... Avlularda oturan, sohbet eden, örgü ören, yemek hazırlayan kadınlar... Ara ara yanımızdan geçen seyyar satıcılar, süpürgeciler, çerçiler... Atmosfer öylesine asude ve öylesine sekinet doluydu ki, kendimizi adeta zamanın ve mekânın içinde kaybettik. Heyhat ki, hemen arka planda devam etmekte olan inşaat bittiğinde, oraya doğru akın edecek Çinliler, şehrin tam göbeğine yerleşecek "eğlence" hayatı ve modernleşmenin getireceği türlü problemler, bu sakin semtleri de vuracaktı ister istemez. Tam bu noktada, şehirlerin dev apartman bloklarıyla, dışarıdan gelen yoğun nüfusla, süfli eğlence ve tüketim mekânlarıyla doldurulmasının yerel kültüre indirdiği öldürücü darbe bağlamında, senin politikaları ile İslam coğrafyasının her yerinde yaşadıklarımız arasında can sıkıcı bir geçişkenlik gördüm. Bizdeki kültürel ve dini yozlaşma da aynı kanaldan akıyordu maalesef. Doğu Türkistan'ın kadim bir şehrinin ara sokaklarında bunu fark etmek, ayrıca sarsıcı ve moral bozucu oldu açıkçası.