7/10
·123 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
Balkan Haçlı Seferinde Avrupa Siyaseti ve Türklerin FelaketiBalkan Haçlı Seferinde Avrupa Siyaseti ve Türklerin Felaketi Henry NivetHenry Nivet Balkan savaşları ile ilgili çok acı bir geçmişimiz vardır. Kaybettiğimiz onca toprağın yanında, atalarımızın balkanlarda uğramış olduğu ağır işkence, kıyım, zulümler, katledilmeler tarihimizde unutulmayacak derin izler taşımaktadır. Hanry Nivet bu eserini; Türk milleti için uygarlık dünyasının vicdanına yapılan en açık bir hitap olarak; Balkan vahşetinin, Türklere yapılan zulümlerin Fransız milleti ve Avrupalıların adil ve insan sever kişilerin daha yakından öğrenmesi için yazdığını belirtmiştir.. Yazar:''Ey yalancı basın tarafından, Müttefiklerin Türk topraklarına uygarlık götürdüklerine kandırılan entellektüler, Fransız kadınları ve genç kızları ! Doğruluğu resmen ortada olan bu olayları okuduğunuz zaman öfke ve nefretle titremeyecek misiniz ? Biz utanç verici şeylerin düşünce ve ahlakın ilerlemesiyle artık ortadan kalktıını sanıyorduk. Uygarlığın, savaşın bile insanlık kurallarına uygun bir hale getirdiğini düşünüyorduk. Ama heyhat...'' diye Avruplalılara, tek taraflı yazılan ve anlatılan Balkan savaşları tarihi hakkında önemli eleştirilerde ve sitemlerde bulunmaktadır. Yakın tarihimizideki gerçeklikleri öğrenmek isteyenlerin bu kitabı hiç tereddüt etmeden okumasını tavsiye ederim..
Tarih-Araştırma
Balkan Haçlı Seferinde Avrupa Siyaseti ve Türklerin FelaketiHenry Nivet · Ark Kitapları · 20112 okunma
9/10
·708 syf.··
2026 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 00:26
Distopik bir roman. Ülkenin içinde bulunduğu duruma hareketle gelecekte olabileceklerin öngörüsü veya halden hareketle istikbal tahmini. Türk toplumunun 2000'lere kadar geçirdiği siyasi ve soyolojik durumu derinlemesine analiz edilerek kurgulanmış eser, postmodern bir dünyada pozitivist, Marksist ve fundamantalist karakterler üzerinden geleceğe dair çıkarımlar yapıyor. Kimsenin kimsenin düşüncesine değer vermediği "Konuşuyor işte" diyerek geçiştirdiği bir evrende yıkılmanın ve bölünmenin kaçınılmaz olduğunu gerçeğini okurun gözüne sokuyor. "Heyhat! Tek bir mıh yitirdikti, naldan olduk; Tek bir nal yitirdikti, attan olduk ; Tek bir at yitirdikti, atlıdan olduk; Tek bir atlı yitirdikti, zaferden olduk ; Tek bir zafer yitirdikti, ülkeden olduk!" - "Aklı yitirdik, ahlâktan olduk; ahlakı yitirdik, adaletten olduk; adaleti yitirdik, adaptan olduk." ifadelerinin leitmotif olarak tekrarlandığı eser ülkenin geleceği adına hakikaten bir "Kabus". Bu kabusta "Eski Türkiye" parçalanıp küçük devletçşklere bölünmüş ve başında "Yüce Pir"in bulunduğu "Yeni Dünya Düzeni" denilen bir üst akıl tarafından yönetilmektedir. Bu düzenin kurduğu mahlemede yargılanan İmre Kadızade ülkenin bu hale gelişini mahkemeye anlatıyor. Kabus görmektense uyanık kalmak evladır, şiarından hareketle herkesin okuyup içinde bulunduğu durumu sorgulamasını ve nasıl bir refleks geliştirmesi gerektiğini düşündüren felsefi bir roman. Sakin bir kafayla üzerinde düşünerek okunması gereken bir roman.
KabusAlev Alatlı · Everest Yayınları · 2019694 okunma
Reklam
9/10
·240 syf.··
2026 58. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 12:01
*Kendi düşüncelerimi belirterek yazdığım bir incelemedir.* Eh, 5 gün sonra doğum günüm var, ve ben 28. yaşına basacağım... bu kitabı niçin daha önceleri okumadığım için nedamet ile sicim arasında gelgitler yaşıyorum. Okurken düşündüren, düşündürürken de gözlerinizin dolmasına neden olacak bir eser. Filmini izlemiştim 20 yaşında iken, fakat kitaplara o kadar meraklı birisi değildim... daha çok sinemaya aşık biri idim. Nedendir bilinmez bunun cefasını çekiyorum şu an, ve aynı zamanda kendime olan kötümserliğini farkındayım -ki bu esaret benim dimağımı kemiriyor. Heyhat! Dün ansızın kitapçıya gittim ve bu kitabı bulmak için cebelleştim nedensizce. Çünkü Nemecsek'i kendime göre bir tahayyül ediyordum, çocukluğum da ansızın böyle süregelen şeyler yaşandı için. Kütüphanem de anısını ilelebet yaşasın diye, bir bir kitapçıları gezdim. Zakkum bahçesinde yalınayak dolaşırken birdenbire bir güneş peyda oluştu. Her yer ışıl ışıldı, gözlerimin içinde renk renk matlaşan bir cisim beliriyordu; durmadan ivme kazanan bu cisim, benliğimde fütursuzca hezeyanlar saçıyordu. Sahiden sonlara doğru gözlerim dolması, beni içinden çıkılamaz bir labirentvari bölgeye hapsetmesi kadar olanaksız bir şey yoktu. Kendime çok kızıyorum, yüksünüyorum, hayıflanıyorum nedensizce münkesir davranmama neden oluyor. Gerçi okumanın yaşı yoktur diyorum kendime defalarca, ne demişler; geç olsun, güç olmasın.
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 24. kitabı
Hasta bir beden, sancılı bir ruh… Beyaz renk insanın içini her zaman ferahlatır mı mesela hastane süreçlerinde sürekli beyaz görmek. Doktorlar hemşireler sedyeler… tüm renkleri içinde gizler insanın sevincini gölgeler bu renk. Peki ya doktorlar hastasına neden hep haleti ruhiyesini iyi tutmasını telkin ederler? Sanki o sebepten mi hasta düşmüşlerdir? Ama heyhat sebep, bir sevda, bir bunalım olmasa dahi sonucu hızlandıran etkenler arasında tutar. Hayat… hastane var bahçesi var, doktorlar var hastaları var. Ve en önemlisi dışarıda devam eden bir hayat var, dışarıda… Peyami Safa’nın acıyı aktarırken *lüme özendirmemesi çok hoşuma gitti. Evet hasta hatta bir bölümde; ayağımın *lmesindense benim *lmem daha iyi de diyor ama kesinlikle öl*yim de kurtulayım demiyor. Kitabın sonunda sıkışmışlık hissi yaşamadım aksine şikayet etmeden süreci aktarması olumlu bir intiba bıraktı bende. Ve her anlamda acı çekiyor oluşunu hayatla bağlantısız aktarması ders niteliğinde oldu benim için.
İnceleme
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2025120,9bin okunma
Puan vermedi·486 syf.··
2026 57. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 01:08
Aralara serpilmiş komedi unsurları barındıran orta şekerli bir trajedi. Duvardaki silah'ın patlayışını göstetere göstere anlatan, bunu anlatırken de yaşatan, araya saçılmış görsel dramların birbiriyle işgalesi olmayan bağımsız yeniyetme tılsımların yegâne birleşmeleri. Bu roman, yazarın Berkshire’daki çiftliğinde borçlar içinde kıvrandığı, gözlerinin zayıfladığı ve edebi çevreler tarafından "çıldırmış" olarak yaftalandığı bir dönemin kağıda dökülmüş en sert yansımasıdır. Melville, başkarakteri Pierre üzerinden aslında kendi yazar kimliğini, yaratım sancılarını ve takdir edilmeme korkusunu bir otopsi masasına yatırır. Pierre’in soylu ve steril bir hayatı terk edip New York’un klostrofobik sokaklarında bir yazar olarak silinmeye gidişi, Melville’in kendi kariyerindeki o "sessiz intiharın" ve sanatçı dehasının toplum tarafından reddedilişinin biyografik bir izdüşümü gibidir. Melville'in Dante'den nasıl etkilendiğini belirtmeme ne hacet ki bunu bas bas bağırıyor -ki bir yerden sonra beceremediğin farkına varmış olmalı ki "şiir taklidini" fazla uzun meşgalerle sürdürmüyor peyderpey olarak indirgenme lafzasını bariz bir şekilde yarı ironik bir dille tatlıya bağlayıp kapatıyor. Gelgelelim hikâyedeki en masum karakter Lucy! İsabel zaten, "iyi niyet sözleriyle ayartan kötülüğün temsili" bakınız gene Dante çıktı. Heyhat! Leos Carax’ın Pola X (1999) filmine ilham olan bu anlatı -ki filmin ismi romanın Fransızca başlığı olan Pierre, ou les Ambiguïtés’in kısaltması ve senaryonun 10. taslağını simgeleyen "X" harfinden müteşekkildir -modern sinemada da o tekinsiz yankısını bulmuştur. Melville, bu eserinde ensest ve aile sırları gibi tabuları sadece birer olay örgüsü olarak değil, mutlak iyiliğin nasıl mutlak bir yıkıma dönüşebileceğini gösteren ahlaki birer katalizör olarak
Pierre ya da BelirsizliklerHerman Melville · Yapı Kredi Yayınları · 200660 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 65. kitabı
Sevdiği tarafından ihanet, aldatılma kaygısı yaşayan insan kendi düşünceleri arasında içten içe biter, tükenir. Aziz Nihat, severek evlendiği karısı ve çocuğuyla mutlu bir aile olduklarını düşünüyordu. Ama zamanla karısının ilgisizliği, yalnız uyanması, ev içinde süslenmesi ile Aziz Nihat karısı Nigâr'dan şüphe etmeye başlıyor. Hareketlerini gözlemledikçe karısının giyinip süslenip pencere karşısında oturduğunu daha önce hiç böyle huylarının olmadığını fark ediyor. Bir gün tesadüfen baktığı o pencereden genç bir adamın silüetini ve kendi evlerini gözetlediğini fark edince Aziz Nihat'ın dünyası başına yıkılıyor. Zehirlenen düşünceleri, ihanete uğradığı şüphesi ile hayatı zindan oluyor. Geriye yapacak tek şey kalıyor o da karısını suç üstü yakalamak. Hayatı bir kabusa dönüşürken düşünceleri arasında kendi kendine konuşuyor, gerçek hayat kavramını yitirirken cinnet geçiriyor. Öte yandan kitabın başında Nigâr'ın abisi Celal ve eşi Hâlet'in kavgaları ve şiddetli geçimsizliği Aziz Nihat'a kendi evliliklerinin başarısını göstermişti. Heyhat içine düştüğü kabus onu gün geçtikçe dibe çekiyor. Peki Nigâr, Aziz Nihat'ı gerçekten aldattı mı? Kıskançlık, ihanet, evlilik, kadın erkek ilişkisini psikolojik çözümlemeleri ile irdeleyen Kâbus'u hem öfke duyarak hem de beğenerek okudum. İhanet düşüncesini genellemesi hele Celal'in kadınlar üzerine sarf ettiği cümleler üstüne Aziz Nihat'ın kaygıları ile sarf ettiği düşünceler sinirimi zıplattı Çok akıcı okunan, hop oturup hop kalkacağınız, sizi duygudan duyguya sürükleyen bir eser Kâbus, tavsiyemdir.
KâbusMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026113 okunma
Reklam
Reklam