Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu, Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp, Hayaller alev alev beynimi yakar oldu. Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.Her sabah ilk ışiklar gözlerimi oyardı, Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.Öyle günler gördum ki, duvarlar gelir dile, Gözumde canlanırdı eşkiya masalları. Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri Kafada çelik gibi fikirler dursa bile Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum, Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar Ben yanına varınca dudağını kıvırdı. Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar Sırtımı sıvazladı, bana oğüt savurdu. Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar En alçak tekmelerle beni yere devirdi.Ruhum bir heykel gibi düşüp parcalanırdı. Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.(…) Sabahattin Sabahattin Ali
Avare İlhamlar
Ellerini yüzümde gezdir, Sil alnımdan yorgunluğu, Gözlerimin altından Yaşamak korkusunu al, Avuçlarından çıkmış bir heykel olsun başım. Sonra sen de gözlerini kapat, Bırak, ellerin sessizce düşünsün Düşüncende yaşamak isterim ben senin: Bir gün en yalnız saatinde Parmak uçlarından Ve avuçlarından Gelip konuşurum seninle. Ahmet Hamdi Tanpınar Bütün Şiirleri (s.79)
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İyi ki, doğmuş ve heykeltraş olmuş. Dünya çapında bir heykel! Heykel, 1981 yılında İlhan Koman'a Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü'nü getirmiştir. İlhan Koman, ödül törenindeki konuşmasında Akdeniz'i şöyle tanımlamıştı: "İnsanın kucaklaşması, sevgisi anlatılırken Akdeniz aklıma geldi. Akdeniz büyüktü, bizden bir denizdi. Kucak açmayı bu adla anlatmak istedim. Sevgiyi ve kucaklaşmayı anlatırken bir kadının bütünlüğünden yararlanmak istedim." Halk Sigorta (daha sonraki adıyla Yapı Kredi Sigorta) şirketinin isteği üzerine inşa edilmiş olan heykel, şirketin Büyükdere Caddesi'ndeki genel müdürlük binasının önüne yerleştirildi. 1998 yılında yazar Çetin Altan tarafından heykelin Köyceğiz Gölünün Akdeniz'le buluştuğu tarihsel doğal kanalın sonuna yerleştirilmesi önerildiyse de bu istek gerçekleşmedi. Eserin bir kopyası, 2000 yılında Almanya'nın Hannover kentindeki Expo 2000 Fuarı'ndaki Türk pavyonunda sergilendi ve ilgi gördü. Halk Sigorta'nın ünvanının Yapı Kredi Sigorta'ya geçmesi üzerine mülkiyeti Yapı Kredi'ye geçen heykel, 25 yıl Büyükdere Caddesi'ndeki yerinde kalmıştır. Akdeniz, İlk defa 2005'te yerinden söküldü ve İlhan Koman Retrosektifi sergisi için kısa bir süreliğine Galatasaray meydanına yerleştiridi. Heykelin Zincirlikuyu'daki yerinde binalar arasında kaybolduğu, yeterince ilgi görmediği şeklinde görüşlerini açıklayan birçok kişi, o dönemde heykelin Galatasaray Meydanı'nda kalması gerektiğini ifade etti ve sergi bitiminde söküleceği sırada insanlar etrafında halka olarak "Akdeniz’i vermeyiz, buradan bir yere gidemez!" diyerek tepki gösterdi. Heykel, 2005 yazında Levent'teki Yapı Kredi Genel Müdürlük Binası'nın önüne taşındı. 2014 yılında İsrail'in Gazze'ye yönelik kara harekâtını protesto eden eylemciler tarafından tahrip edildi. Bu olaydan sonra
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🌀 Süleyman’ın emrine de rüzgârı verdik. Onunla sabah gidişte bir aylık, akşam dönüşte de bir aylık yol alırdı. Erimiş bakırı onun için kaynağından sel gibi akıttık. Cinlerden de, Rabbinin izniyle onun maiyetinde çalışanlar vardı. Onlardan kim emrimizden biraz sapsa, ona hemen çok yakıcı ateş azabından tattırırdık. 12 Cinler Süleyman’ın isteğine göre mâbetler, kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar, leğenler, yerinden sökülemez sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Dâvûd ailesi! Allah’a şükür olacak ameller işleyin. Doğrusu kullarımdan gereği gibi şükredenler pek azdır. 13 #Tefsir: 📖 📖 Bu âyetlerde de dünya nimetleri ve saltanatı bakımından Hz. Süleyman’a verilen hususi lutuflardan bahsedilir. Şöyle ki: Birincisi; Cenâb-ı Hak rüzgârı onun emrine boyun eğdirmişti. Süleyman (a.s.) seyahatlerini onunla yapardı. Sabah gidişi bir aylık mesâfe, akşam dönüşü de bir aylık mesâfe idi. Âyette geçen اَلْغُدُوُّ (ğudüv) kelimesi sabahtan öğleye kadarki, اَلرَّوَاحُ (ravâh) kelimesi de öğleden güneşin batımına kadarki zaman dilimini ifade eder. Anlaşılan o ki Hz. Süleyman bir gün içerisinde birkaç saatlik bir mesai ile, o zamana göre normal şartlarda iki ay sürecek bir seyahati gerçekleştirebiliyordu. Demek ki rüzgâr onun için günümüzdeki uçak seviyesinde bir ulaşım aracı vazifesi görmekteydi. İkincisi; onun için bakır madeni, bir kaynaktan suyun akması gibi, eritilip akıtılmıştı. Dolayısıyla tarihte eritilmiş bakırı ilk kullanan kişi, Hz. Süleyman olmuştur. Üçüncüsü; Hz. Süleyman’ın emrinde çalışan insanlar olduğu gibi, onun önünde ve kontrolünde çalışan bir kısım cinler de vardı. Bunlar, insanlara göre daha güçlü, kuvvetli ve maharetli olduklarından Süleyman (a.s.) ağır ve zor işleri onlara yaptırırdı. Âyet-i kerîmede onların: › مَحَار۪يبُ
Bu, coğrafyamızın ve tarihimizin en derin, en can yakıcı tezatlarından biridir. Yüzyıllar boyunca taşa, ahşaba, sese, kelâma ve çizgiye ruh üfleyen; inşa ettiği her camide, her konakta, hatta her çeşmede estetiği, zarafeti ve inancı harmanlayan bir milletin, bugün kendi köklerindeki sanata yabancılaşmış, hatta ona mesafeli yaklaşır hale gelmiş olması büyük bir kültürel kırılmadır. Bu yabancılaşmanın arkasında birkaç temel sebep yatıyor: 1. Sanatın "Yabancı" Bir Kimliğe Büründürülmesi Tanzimat’tan bu yana elitist bir yaklaşımla, sanat sadece "Batılılaşmak" ve Batı'nın formlarını (opera, bale, heykel vs.) taklit etmek olarak sunuldu. Bu durum, toplumun geniş kesimlerinde sanatın kendi değerlerine, inancına ve kültürüne yönelik bir tehdit veya yabancı unsurların dayatması olduğu algısını yarattı. Toplum, tepki olarak sanata değil, aslında o "tepeden inmeci" yaklaşıma mesafe koydu. 2. Kendi Kadim Sanatlarımızın "Zanaat" Sanılarak Küçümsenmesi Mimariden hat sanatına, ebruya, ahşap ve taş işçiliğine kadar bu topraklara ait olan muazzam estetik miras, "çağdaşlık" adına uzun süre görmezden gelindi veya sadece birer "geleneksel el sanatı" muamelesi görerek arka plana itildi. Kendi öz sanatını küçümseyen, başkasınınkine de tam eklemlenemeyen bir nesil yetiştirildi. 3. Popüler Kültürün ve Tüketim Çılgınlığının İstilası Vahşi Batı kültürünün getirdiği "hızlı tüketim" ve "tek tipleşme", insanın ruhunu besleyen derinlikli sanat anlayışını yok etti. Sanat, yerini ticari bir metaya ve popüler eğlence kültürüne bıraktı. Derinlik, zarafet ve sabır isteyen zanaat ve sanat dalları, bu sürat çağında hak ettiği değeri göremedi. Özümüze Dönmek Mümkün mü? Bir milleti sanatkâr kılan ruh, onun hafızasında saklıdır. Bu düşmanlığı ya da yabancılaşmayı kırmanın yolu yine kendi özümüzdedir: Estetik
1000Kitap
Sordum kendi kendime ne yapılabilir çamurdan. Heykel. Acılardan? Aşk. Yoksulluklardan bir devrim bile yapılabilir. Ama hiçbir şey hiçbir şey yapılamaz ayrılıklardan. Onat Kutlar
Edebiyat