İnançlarınız, benimsediğiniz dogmalar ve tutkularınız, bu dış tarafından biçimlendirilir: dıştan içe; tıpkı mermerden beliren bir heykel gibi. Canlı devrelerimiz sayesinde, her birimiz dünyanın ta kendisiyizdir aslında.
Ellerini yüzümde gezdir, Sil alnımdan yorgunluğu, Gözlerimin altından Yaşamak korkusunu al, Avuçlarından çıkmış bir heykel olsun başım.
Sonra sen de gözlerini kapat,
Bırak, ellerin sessizce düşünsün
Düşüncende yaşamak isterim ben senin:
Bir gün en yalnız saatinde Parmak uçlarından
Ve avuçlarından
Gelip konuşurum seninle.
O kadar kendimin dışına çıkardım ki kendimi, özbilincimi sırf sanat malzemesine öyle çok indirgedim ki, kendimi tanıyamadığım oluyor. Bu gerçek dışıığın ardında, kimim ben? Bilmiyorum. Biri olmalıyım mutlaka. Ve yaşamaya, hareket etmeye, hissetmeye çabalamıyorsam, -samimi söylüyorum bunu- farazi kişiliğimin belirlenmiş sınırlarını alt üst etmemek içindir. Olmayı istemiş olduğum ve olmadığım kişi olmak istiyorum. Pes edersem çökerim. Bir sanat yapısı olmak istiyorum, bedenimle olmadığıma göre en azından ruhumla. İşte bunun için sakin ve ilgisiz bir pozda yontum heykelimi, sahteliğimin anlamsız bir çiçek gibi, uzak bir güzellik olarak açlııp serpebileceği bir yerde, yani fazla serin meltemlerin, fazla gerçek ışıkların giremediği bir serada duran bir heykel bu.
Elini attığı tüm disiplinlere kesinlik ve berraklık getirmekle kalmamış, yeni bilim dalları ortaya çıkarmıştır. Bunu yaparken kullandığı akılsal yöntemlerden birisine "dört neden" denir.
Aristoteles. Kendi örneğini kullanalım:
"Bu neden bir heykeldir?" sorusuna dört çeşit cevap verebiliriz.
(1) Bu bir heykel çünkü taş ya da bronz gibi heykellerin yapıldığı malzemeden yapılmış (malzeme nedeni).
(2) Bir heykel çünkü şekil olarak heykele benziyor (şekilsel neden).
(3) Bir heykel çünkü bir heykeltraş tarafından yapılmış (etken neden). Son olarak,
(4) bir heykel çünkü heykellerin yaptığı şeyi yapıyor - belki bir odayı süslüyor (sonraki neden).