“Ah! Bedenleri testereyle ikiye ayrılanlar, kolları bacakları dört atla, dört yöne çekilenler ne mutlu! Geceler boyunca damarların kaynarken, yüreğin parçalanırken, başın çatlarken, dişlerin ellerini ısırırken, seni kızgın bir ızgaranın üzerindeymişsin gibi hiç durmadan aşk, kıskançlık, umutsuzluk düşüncesi üzerinde döndüren amansız işkencelerin neler yaptıklarını bilir misin?”
Bazen acı vurdu, bazen de yağmur
Hiç gülmedi yüzümüz,
Hiç büyümedi gülümüz ...
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,
Biliyorsun,
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz ...
Hayat bizimdir, ona istediğimiz şekli vereceğiz. Ve o şeklini alırken, kendi şarkısını yapacak. Fakat fikre, sanata hiç karışmayacağız! Onları hür bırakacağız. Çünkü, onlar hürriyet, mutlak hürriyet isterler.
Hayatın yollarında hiç durmadan tarihimi-zin can sıkıcı cesetlerine takılıp sendeliyoruz. Ama geçmişiyle boğuşmaktan usanan insanlık eğer bir gün geleceğiyle karşılaşsa, onu tanıyabilecek mi? Kendini onda bulup, onun güçlü ve sıcak bedenine avuçlarını dayayabilecek mi?