9/10
·112 syf.··
2026 42. kitabı
Yıllar boyu süren bir mektup dostluğu. Birbirini hiç tanımayan insanların sözcükler aracılığı kurduğu o sımsıkı bağ, insanın yüreğini ısıtıyor. 2.Dünya Savaşı sonrası ekonomik zorluk yaşayan Londra’daki kitapçıya, ta Amerika’dan gönderilen gıda yardımı, insanlığın unutulmadığı bir zamanın varlığını anımsatıyor. O zor zamanlarda Londra’da kitaplara inanan, kitabın kıymetini bilen insanların yaşaması da ayrı bir mutluluk. Savaş, bir çok tahribat yaratsa da okuma zevki baki kalmış. Amerikalı yazar, New York’ta ulaşamadığı ya da çok pahalı olan bir çok kitaba londra’da ki bu kitapçıdan ulaşınca kitap alış-verişi, duygu paylaşımına da sebep oluyor zamanla. Mektup dostluklarını seven biri olarak, böyle yazılmış metinler okumaya da doyamıyorum. Bu güzel, incelikli mektupları sizin de okumanızı öneririm. Üzerine aynı isimli şahane filmi de izlerseniz, mutluluğunuz katmerlenir. Benden söylemesi.
84, Charing Cross RoadHelene Hanff · Everest Yayınları · 2025227 okunma
8/10
·224 syf.··
2026 17. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:20
At Çalmaya Gidiyoruz, Norveç kırsallarında inzivaya çekilmiş, ormanın içinde, göl kenarında köpeğiyle yaşayan, Dickens okumayı seven kitabın ana karakteri 67 yaşındaki Trond ile açılıyor. ‘Milenyum’a girmeden önceki son günlerde hiç hesapta yokken Trond’un zihni onu 15 yaşının yaz mevsimine, babasıyla bir çiftlikte kaldıkları döneme götürüyor ve devamında Trond’un bugünü ve geçmişi arasında geçişlerle ilerliyor kitap. Kitapta doğa tasvirleri çok iyi, öyle ki bir tarafta karlı ormanların, göl kenarının ıssızlığını, orada inzivaya çekilme hissini, sakinliği; diğer tarafta çiftlik işleriyle, nehir kenarıyla, atlarıyla o yaz günlerini oradaymışım gibi hissettirdi bana. Ayrıca geçmiş ve bugün arasında geçişler de çok iyiydi, hiç farketmeden ama şimdi ne oldu demeden bugünden geçmişe geçişlerle ilerleyişini çok sevdim. Yalnızlık, yaşlılık, zaman, aile ilişkileri, çocukluk, büyüme, sırlar, kayıplar hakkında, hatta savaş sonrası dönem ve Nazi işgalinin etkilerinin de hissedildiği, çok aksiyonlu ilerlemeyen ama çok atmosferik bir anlatımla okurken içine çeken, çok severek okuduğum bir kitap oldu At Çalmaya Gidiyoruz, çok beğendim. İskandinav edebiyatında doğanın bir şekilde ön planda olması da beni hep çok memnun ediyor. *Deniz Canefe çevirisi.
At Çalmaya GidiyoruzPer Petterson · Metis Yayınları · 20211,487 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·656 syf.··
2026 101. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 12:16
Linç yerim yemem umrumda değil ama ben bu kitabı Sırların Sırrı ne yazık ki sevemedim. Evet, Dan Brown Langdon serisini zaten hiçbir zaman kısa ve hızlı akan kitaplar olarak yayımlamadı . Ancak bu kitap bana göre fazlasıyla uzatılmıştı. Seneler önce okuduğum diğer Langdon maceralarında Da Vinci Şifresi , Melekler ve Şeytanlar sayfalar akıp gitmiş , kitapları elimden bırakamamıştım . Bu kez aynı hissi hiç yakalayamadım. Özellikle uzun açıklamalar, tekrar eden fikirler ve sürekli ertelenen gizem duygusu bir noktadan sonra heyecanı azaltmaya başladı. Kötü bir kitap olduğunu söyleyemem ama benim için Dan Brown'ın eski kitaplarının yanına yaklaşamadı. Ayrıca inceleme diye komple Spoiler veren okurlar siz neyin kafasını yaşıyorsunuz yahu!?!!? Okumayı düşünen planlayan arkadaşlara önerim SAKIN BURDA YER ALAN İNCELEMELERE BAKMAYIN!!!
Sırların SırrıDan Brown · Altın Kitaplar · 20253,997 okunma
8/10
·150 syf.··
2026 20. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 12:44
​"Kötü şeyleri görmezden geliyordu. Aslında tam olarak öyle de değil... Bizim başımıza kötü şeyler geldiğinde etkileniyordu. Canımız acıdığında, mutsuz olduğumuzda ya da hayatta bazı şeyler ters gittiğinde, bunları fark ediyor ve önemsiyordu. Ama kendi başına gelen kötü şeyleri -kaba sözler, ters bakışlar- hiç kafaya takmıyordu." ​Yıldız Kız, Mica Lisesi'ne gelişiyle tüm düzeni değiştiren sıradışı, neşeli ve gizemli bir genç kızın hikâyesini anlatıyor. ​Renkli kıyafetler giyen, ukulele çalan ve evcil faresiyle gezen bu kıza âşık olan Leo, okul halkının zamanla Yıldız Kız'ın farklılıklarını tuhaf bulup onu dışlamasına şahit olur. ​Birlikte oldukları öğrenildiği andan itibaren Yıldız Kız gibi kendisinin de yok sayılmaya başladığını fark eden Leo, sevdiği kız ile arkadaşları arasında bir seçim yapmak istemez. Bu nedenle, toplum baskısı yüzünden sevgilisinden "normal" biri gibi davranmasını ister. Bu noktadan itibaren hikâye, bireysel kalabilmek ile topluma uyum sağlama çatışmasını duygusal bir dille işlemeye başlar. ​Kitaba bayıldım. Yıldız Kız'ın hikâyesi öyle tatlı ki... Dışlanmasına rağmen insanları düşünmeye ve onlar için bir şeyler yapmaya devam ediyor. Her şeye rağmen pozitif biri. Mesela gerçek adı yerine dönem dönem farklı isimler kullanıyor. Bu çok ilginç ama güzel bir fikir bence. Bunu da şöyle açıklıyor: ​“Artık bana uymadığını hissettiğim ismi değiştiriyorum. Ben adımdan ibaret değilim. Adım benim giydiğim bir şey, gömlek gibi. Yıpranıp eskidiğinde değiştiriyorum.” ​Tatlı bir hikâyeydi. Birini olduğu gibi sevmek ile başkalarının da sevmesi için değişmesini istemek arasındaki o büyük farkı da görüyoruz. Belki Yıldız Kız, Leo'nun isteğini kabul ederek gerçek ismi olan Susan ve "normal", sıradan bir kız olmayı deniyor ama Leo... ​Yıllar geçtikten ve her
Yıldız KızJerry Spinelli · Epsilon Yayınları · 201490 okunma
Osman’a Veda Kendime Merhaba
10/10
·129 syf.··
2026 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 12:03
Selam 1000K bu benim ilk incelemem okuyup yorum yaparsanız çok mutlu olurum... Aylin Balboa’nın kalemiyle ilk kez bu kitapta tanıştım ve okuduktan sonra yazarın diğer kitaplarına da mutlaka bir şans vereceğime eminim. Öncelikle kitap sıradan bir aşk acısını ele almıyordu. Yazarın da çok isabetli bir şekilde belirttiği gibi: "Ayrılık acısı harbiden garip olay. Aşk acısı demek doğru olmaz buna, aşk sadece bir parçası. Ayrılık ondan çok daha fazlası. İçine bazen dünyalar sığıyor, hiç ilgisi olmayan konular bile bununla ilgiliymiş gibi geliyor insana." İşte bu kitap giden bir adamın arkasından yakılan bir ağıt değil de o gidişin yarattığı boşlukta yankılananlardı. Okurken sanki yazar tam karşınızda oturmuş, bir yandan kahvesini yudumlarken bir yandan da hayatın absürtlüklerine saydırıyor gibi hissediyorsunuz. Altını çizeceğiniz o kadar çok yer var ki, en azından ben neredeyse her sayfayı alıntıladım :), kitap adeta sizinle dertleşiyor. Balboa, "Gerçekler çoğunlukla acı, her zaman özgürleştiricidir" felsefesine tutunarak kendini kandırmaktan vazgeçiyor. Zihnini şahsi bir müze gibi gezip anıların tozunu alıyor ama o anılarda boğulmamayı öğreniyor ve bize de öğretiyor. Ve bence kitabın en çarpıcı yanı insanın kendi kendisiyle olan ilişkisini onarma sürecini sade ve akıcı bir dille bize aktarması. Netice itibarıyla bu bir veda kitabı. İnsanın sınırlarını, zaaflarını ve en önemlisi kendi içindeki o sarsılmaz gücü keşfettiği bir iyileşme manifestosu. Osman'la ya da bir başkasıyla, hayat bir şekilde bizi sınıyor, planlarımızı başımıza yıkıyor. Ama günün sonunda önemli olan, tüm o harabenin içinden çıkıp kendinle baş başa kalabilmek. "Ben bu yolun sonunda kendime çıktığım için çok mutluyum." Astalavista Osman :) Bu Hikâye Senden Uzun Osman Aylin Balboa
İnceleme
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,7bin okunma
"Toz pembe hayaller vardı. Pembesi gitti, tozu kaldı. "
8/10
·144 syf.··
2026 20. kitabı
SPOILER İÇERİR. Irène Némirovsky’nin henüz 23 yaşında yazdığı ilk romanı Yanılgı, adının hakkını sonuna kadar veren, aşkı ve insan ilişkilerini romantik bir pırıltıdan arındırarak "iletişimsizliğin" ve "yanlış beklentilerin" trajedisine dönüştüren muazzam bir psikolojik tahlil eseri. Demet Akalın'ın şarkısında dediği gibi toz pembe hayallerin, pembesinin gidişini ve tozunun ortada savrulmasını okuyoruz. Yanılgı, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından güney Fransa'da bir sahil kasabasında yolları kesişen aristokrat Denise ile savaşın gölgesinde her şeyini kaybetmiş gururlu Yves'in trajik aşkını (Denise evlidir,aslında bu bir aldatma) konu alır. Birbirlerini çok farklı ideallerle kafalarında büyüten bu iki insan, Paris’in gri ve boğucu atmosferine döndüklerinde aralarındaki sınıfsal uçurumla ve aşılmaz karakter zıtlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Aslinda bambaşka hayatlar yaşayan iki insanın arasında yaşanan, belirli kısa zamanlarda buluşarak tamamen cinselliğe dönen ve gerçek hayatlarına ve kimliklerine dair hicbir sey paylaşamadıkları bir iletişim biçimi haline gelir. Hatta öyleki ilerledikçe Yves bu ilişkiyi bir zorunluluk olarak görmeye ve bunalmaya başlar. Denise, Yves’e karşı yıkıcı ve körü körüne bir tutku besleyerek ailesini bile ihmal ederken; Yves içine düştüğü depresyonun, kibrin ve maddi yetersizliklerin faturasını sessiz duvarlar örerek Denise'e keser. Némirovsky, her iki karakterin de aslında birbirini hiç anlamadığını ve tamamen kendi zihinlerindeki illüzyonlara aşık olduğunu göstererek, bu iletişimsizliği kaçınılmaz ve sarsıcı bir duygusal kopuşla noktalar. Karakterlerin birbirini asla gerçekten "görememez" . Bir yanda savaşın getirdiği yıkımla sadece maddi refahını değil, ruhsal dengesini de kaybetmiş, gururu ve kibri yaralı Yves var; diğer
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024704 okunma