Nasıl komedya baba bu
Olen ünlü bir hekimin kızı olan ve Fransa'nın soylu kişilerinden bir kontes tarafından korunan Helena, kontesin oğlu Bertram'dan hiç yüz görmediği halde , bu metelik etmeyen delikaniıyı umutsuz bir aşkla sevmektedir. Helena babası sayesinde , mucize yaratan ilaçlar konusunda bilgili olduğu için, ağır hasta olan Fransa kralını bir tek şartla, canının istediğiyle evlenebilmek şartıyla iyileştirir ve tabii ki, Bertram ile evlenmek ister. Ne var ki, böyle bir yönteme başvuracak kadar küçülen Helena'yı ayıplamamak elimizde değildir. Bertram'ı ise belki daha da çok ayıplarız; çünkü bu kibirli aristokrat, genç kızda herhangi bir kusur gördüğü ya da başkasına gönül verdiği için değil, Helena aşağı sınıftan bir hekimin kızı olduğu için onunla evlenmeye yanaşmaz. Sonunda kralın buyruğu üzerine genç kızla evlenmek zorunda kalır. Ama ona hiç el sürmeden ülkeden kaçar. Helena ise, ne pahasına olursa olsun onu ele geçirmeye kararlıdır. Çirkin bulduğumuz bir çareye başvurarak, yani başka bir kadının yatağına girip Bertram ile karanlıkta yatarak , nikahlı kocasını sonunda ele geçirir de. Bu yatak hilesi bizi bir hayli tedirgin ettiği için, All's Well That Ends Well'in kendi adını yalanladığını, aslında hiç de iyi bilmediğini düşünürüz elimizde olmadan.
"Yani, şu Kız Kulesi mesela! Yüzyıllardır bu şehrin ne kadar çok hadisesine tanıklık etti kim bilir. Şimdi de kurulduğu köşeden bütün gün her hareketimizi izliyor, sesini hiç çıkarmadan. Değişiyoruz, değiştiriyoruz, muharebeler atlatıyoruz, devletler kuruyoruz, devirler başlatıyoruz, bitiriyoruz, eskitiyoruz, yıkıyoruz, imar ediyoruz, doğuyoruz, ölüyoruz, etrafında dönüp dolaşıyoruz, belki her gün defalarca önünden gelip geçiyoruz, karşısında neler neler yapmıyoruz; ama onun tüm bunlara sessizce şahit olan varlığını sürekli ihmal ediyor, yok sayıyoruz. Oysa o ne olursak olalım, ona nasıl davranırsak davranalım, bizi aynı sonsuz vefayla izlemeye, bizimle kalmaya hep devam ediyor .. . "
Eğer felsefenin ödevi hayatı istenmeye değer kılmaksa, o halde Epikür bu ödevi tam bir açıklık ve en büyük ciddilikle ele almıştır. Bütün canlı yaratıkların içgüdüleriyle kendilerine en uygun yaşama durumunu aradıkları, bunun için de hayatın nimetlerinin mümkün olabildiği kadar çoğundan faydalandıklarına göre felsefe veya Epikür'ün tercih ettiği terimle Fizyolojinin, yani Tabiatın gözlenmesi ve incelenmesinin sadece tek bir amacı olabilir, o da insanlara varlığın mümkin olabilen en büyük, en sakin ve en duru zevkını göstermek ve onun yolunu çizmektir. Bu zevk (hedone) hiç bir zaman kaba anlamında bir zevk, ya da şehvet değildir, aksine, beden alanında tamamiyle acısızlık ve ruh alanında da tam bir sükûndur. Bu, bize o kadar bol en güzel ve en temiz nimetleri sunabilen varlığın kendisinden zevk alıştır.
Felsefe
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım Hiç ölünmeyecek gibi yaşanacak…
" baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın." Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurunu açtığı yaralar çocuklarda.
Halit Ziya, hepimiz biliyoruz, son derece büyük romancıdır, kişiliği olan, romancı kumaşına sahip olan büyük romancılardan biridir, devrinde etki yapması bundandır. Fakat Halit Ziya, kendi mizacının, dünyaya bakışının da etkisiyle, Abdülhamit idaresini ebedi saymıştır. Hiç değilse, kendi hayatıyla sınırlı saymıştır. Yani Abdülhamit istibdatına şöyle bir bakmış, "Bu yıkılmaz", demiş, "hiç değilse ben ölünceye kadar yıkılmaz!" demiştir. Bu kararı verdikten sonra, ancak Abdülhamit sansürü içinde yayımlayabileceği konularla ve yayımlalayabileceği meselelerle uğraşmıştır. Bu, bir büyük yazar için dünyanın en büyük faciasıdır. Nitekim, hiç beklenmedik anda Abdülhamit yıkılır yıkılmaz, fukara Halit Ziya, kendi dünyasının da yıkıldığını görmüştür.
Sayfa 72 - Ketebe Yayınları·Kitabı okudu