"Hayatının anlamını bulmuş olanlar, hayatlarını adayacakları şeyi bulmuş olanlar gelecek. Siz de kalplerini söküp, yerlerine o şeyleri koyacaksınız. Sonra da kalpleri fırlatıp atacaksınız."
"Ama.." demişti kızılderili. "Kalpleri olmadan nasıl hayatta kalırlar?"
"Göreceksiniz!" demişti bina da.
"Peki ya kimse gelmezse?" diye sormuştu Filipinli. "Kim kalbinden vazgeçecek kadar kendini bir şeye adayabilir ki?"
"Onu da göreceksiniz!" demişti bina.
"Ya hayatlarının anlamını bulamayanlar?" diye söze girmişti Kızılderili. "Onlar ne olacak?"
"Onlar da, göğüslerinde bir et parçasıyla canlı canlı çürüyecekler. Ve buna da 'YAŞAMAK' demeye devam edecekler!"
“Utanmak, mahcup olmak, kendini eksikli gedikli hissetmek kibrin en soysuz, en hâyâsız hali değilse neydi? Kibir işte, başka hiçbir şey değil. Neden utanır ki kul? Utanma nedir, eğer ardında ‘ben bu hallere düşecek adam mıydım?’ sanrılamaları yoksa? Eğer ardında ‘şunların gözünde daha yüce bir yerde olmam gerekirdi, olamadım, tüh, vah, yazıklar olsun’ böbürü yoksa mahcup olmak nedir?”