Tuco Herrera, Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek'i inceledi.
15 Eki 13:15 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

" 80 LERDEKİ YOKLUĞUN AİLELER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ VE BU ETKİLERİN KORKUYA GÜDÜMLÜ ANNE TERLİĞİNE EVRİLİŞİ ÜZERİNE PARADİGMALAR "

Evet konumuz 70 ler ve 80 leri kapsıyor kısmen =)) O dönemlerde çocuk olanlar için oyunun adı idi YOKLUK .. ama yok olduğunu daha doğrusu YOKLUĞUN anlamını bilmezdiniz.. bu yokluk kavramı sadece çocuklar için geçerli değildi..Misal ana babalar için de bu geçerliydi.. Tv yi ele alalım örneğin..the özalın anayasayı bir kez delmekle birşey olmaz dediği günlerin öncesinde magic box yani inter star bugünki hali ile star yokken tv açılmazdı .. çünkü 12 kanal kapasiteli tv ye sahip olanlar için trt sadece tek kanaldı ve gündüz vakti pek yayın yapmazdı..YOKTU yani bizim için anlayacağınız..yurtdışından tanıdıklar gelirdi anlatırlardı orda 40 kanal var falan inanamazdık nasıl olur diye ?!?!! aklımız almıyordu çünkü ..bugün canımız istediği an soyup yediğimiz muz kivi falan zenginlik göstergesi ..kivinin fotoğrafını bile görmemişiz o derece YOK hayatımızda =) e tabi bu böyle olunca değer yargıları ve ahlak kuralları da çok farklıydı ..beslenme çantama atıp annemden habersiz okula götürdüğüm muz için hem öğretmenden hem annemden bir araba zopa yediğimi dün gibi hatırlıyorum..çünkü alan vardı alamayan vardı .. alamayanın canı çekmesin diye göz göre göre yedirmezdi öğretmen onu size.. anne baba okula çağrılır , sorumsuzluk ve terbiyesizlik yüze vurulur , herşeyden habersiz ebeveyn barut küpüne dönüp öğretmenin anlattıklarını sineye çekip leblebi gibi yutarken pimi çekik el bombasına döner , evdeki minik Van Damme ' lar için survivor çanları çalardı..Kan Sporu'nu evde hem izledik hem yaşadık anlayacağınız .. Yerli malı haftası kutlanır çocuklara Türk malı kullanımı öğütlenirdi..Portakalın ekürisi o günlerde leblebi tabi.. bu vasat ikiliden oluşmuş kombinasyonlarla döşenmiş günler dahi çılgın Manhattan partileri kıvamında geçerdi bizler için ilkokulda .. bir masada leblebi portakal ..diğerinde leblebi portakal..
sende ne var?
annem ceviz koymuş!!
tüm gözler o masada =) evden gelen 4 ceviz neredeyse 40 eşit parcaya bölünür paylaştırılır.. Cin Ali o günlerde çok populer ..sonradan semirmiş bıdık ali serisi ile pabucu dama atılmadan önceki günleri .. hoş gerçi 2000 lerde turkcell hazırkart reklamları ile geri döndü yenilenmiş imajı ve manitası ile.. her dönemin adamı oldu o! oyuncak derseniz çok kısıtlı..LEGOYMUŞ UZAKTAN KUMANDALI ARAÇLARMIŞ GI JOE -ACTION MAN FİGÜRLERİ FALAN HİÇBİRİ YOK!!! ordan burdan bulunan rulmanlarla tornet falan yapılır yokuşlarda rendelenmiş kaşara döndüğümüz günler yaşanırdı .. kollar bacaklar yara bere içinde ama gözlerin içi gülüyor.. sigara kağıdı şişe kapağı ve misket gözbebeği.. toplanır kolleksiyon yapılır falan fistan.. çokta nostalji ile kafanızı şişirmek istemiyorum .. kısaca YOKLUK tan var edilen bir dünyamız vardı.. tüm bunları buna vurgu yapmak için yazdım ..amacım 80 lerde çocuk olmak topiğine madde sıralamak değil.. anlat anlat bitiremeyiz ne o maddeleri ne o günleri..Ondan kelli , asıl inceleme burda başlıyor =) yokluk ve insanlardaki değer yargılarına etkileri ve arada kalan çocuklar asıl ele alacagımız husus =)

- " Bir maniniz yoksa annemler size gelmek istiyor Zöhre Teyzeciğim!" -

Yukarda belirttiğim gibi olanaklar böylesine kısıtlı iken , güneş batana kadar it ayağından paça yemişçesine oynayıp gezen , orda burda iğdeye ,vişneye ,olmamış ham elmaya dalan , günde 500bin kalori yakan çocuk bünyesi akşam olunca hüzünlere gark olurdu..Anneye ev gezmesi için yalvarılır (pek tabii ÇOCUKLU BİR EV) , "ÇOK" uslu bir çocuk olunacağına dair sözler verilir (?!?!?!) , baba da onaylarsa elçi olarak komuşuya çıkılıp yukardaki cümle kurulurdu.. komşu, "tabii buyursunlar" derse muazzam bir sevinç ile eve geri dönülür ,hazırlıklar başlardı..tabii komşunun evde olmadığı ya da kibarca kışalandığınız namüsait durumlar muazzam bir hüzün ile eve geri dönülür arkada barış manço gülpembe veyahut dönence çalardı soundtrack olarak.. bu gezmeler apartman aşırı ise muhakkak pastaneden tulumba tatlısı veya başka bir tatlı alınır götürülür ,komşuya gidiliyorsa evde pişen aşure, helva , pasta börek bir kaba konur üstü bir peçete ile örtülür , aman efendim ne zahmet ettiniz sözlerine karşılık ev sahibi veya sahibesine verilirdi..hoş gittik beş geldik muhabbetleri ile başlayan henüz biz çocuklar için kontrolden çıkmamış misafirlik bundan sonra başlardı..gidilen evin kızının kolonya servisine müteakip çaylar börekler pastalar servis edilir karınlar doyurulur depo fullenirdi..bu arada ilk tehlike dolu soru sorulurdu biz çocuklara "BİRAZ DAHA ALMAZ MISIN EVLADIM ?" bu aslında tuzaklı bir soruydu .. Soran ikram etmek ister ve hiçbir art niyetle bunu sormazdı size..ama ikinci bir tabak istemek o YOKLUK günlerinden gelip geçmiş anne baba için inanılmaz ayıp olarak algılanır , bu suçun cezası asla karşılıksız kalmazdı.. Anne yine tuzaklı ve uyarı dolu yalnız siz ikinizin anladığı bir ses frekansıyla " YE OĞLUM BURASI YABANCI YER DEĞİL! derse de almamak hatta ve hatta önünüze bir tabak daha geldiyse bile el sürmemek elzemdi..SÜRENLERE NELER OLUYOR ANLATICAM AZ SONRA =)) e karınlar doydu ,enerji barı perfect !(street fighter nesline selam olsun! ) hemen çocuklar bir odaya ayrılır neşeye koşulurdu..Başında bir büyük olmayan bu çocuklar muhakkak bir şey kırar döker =( Punisher aromalı anne ve telaşlı ev sahibesi koşup hasar kaydı çıkarmak için soluğu odada alırdı..( Burdan sonrası cidden bir dram .. kalbim şu satırları yazarken dahi korkuyla doluyor o günleri hatırlayıp..)

Zöhre Teyze , "Aman sizde birşey yok ya daha ne olsun cana geleceğine mala gelsin", diyerek bir yandan kendi çocuğunu sizin annenize çaktırmadan çimdikler sizin kafanızı okşar , buna karşılık anneniz de çaktırmadan sizi kevgire çevirmek suretiyle evsahibinin oğluna sevgi gösterip , "Hep bizim oğlanın işleri bunlar" diyerek dert yanardı.. evsahibi kırılan dökülen parcaları temizlemek için içerden faraş süpürge falan almaya gittiyse kısık ama ölümcül bir ses tonuyla "SENİNLE EVDE GÖRÜŞECEĞİZ ŞİMDİ KUDUR BAKALIM !" der zehri yuttururdu size..bu şu demekti: bunlar KARA KAPLI DEFTERE YAZILDI!! ve o defteri açan eller o akşam muhakkak o hesabı dürerdi..şimdi -dili geçmiş zamandan çıkarak olacakları anlatayım..

Bir köşede 8 yaşlarında 2 çocuk .. diğer köşede çift kişilik tahminen 60 70 kiloluk ikiye ayrılmış bir oturma grubu parçası..odada buz gibi bir korku havası.. soğuk terler dökülüyor.. şu dakika sizin için iki seçenek var.. eğer ki misafirliğin son demlerindeyseniz salona gidip uslu uslu oturup ölüm olmasa bile evde maruz kalacağınız kısmi felci kabullenecek ya da eğlenceye devam edeceksiniz.. TABİİ Kİ HER DURUMDA EĞLENCEYE DEVAM!! İÇ SOĞUK SULARI GÖR POPOM YOLLARI!!! =)) Bundan sonra yapacagınız şey iyice azıtıp kudurup yoldan çıktıktan sonra misafirlik biteyazdığı anlarda uykuya dalmak.. Kitaptaki en eski hile bu .. İnandırıcılık çok önemli zira işlediğiniz kabahatlere karşın birde uyuyor numarası yaptığınız anlaşılırsa kısmı felç bitkisel hayata dönebilir!! Ölüm sizi almış da geri getirmemiş gibi hareketsiz yatmalı , anneden gelecek ilk çimdiğe kati suretle reaksiyon gösterilmemeli ki bu çok zor =)) Pek tabii odaya girildi o çimdik yendi ve uyanıldı.. apartman merdivenlerinde isteksiz adımlar .. Eve giriş.. Anne eğer işi biliyorsa avını asla korkutup kaçırmaz ..Siz de yaptıklarınız yanınıza kar kaldı zannederek sevinçle yatağınıza yatmaya yeltenirsiniz .. Bu arada anne üstünü değiştirmiş mühimmat ve cephane tedariğini yapmıştır .. O yaşlardaki çocuklarda daha bir gelişmiş olan korkuyla katalist (bir şeyin ya da şahsın bir başka nesne olgu veya şahısla etkileşime girmesi durumu bkz : kimyasal reaksiyon ŞAHSIN YUSUF HALİ!! anla işte eheueheueh =) ) yetisi devreye girdi.. sizin arkanız annenize dönük görmediniz onu ama bir nesne uçarak geliyor size doğru..Burda bir nesneyi size tanıtmam gerek ..Nedir o ? GÜDÜMLÜ ANNE TERLİĞİ! Gülmeyiniz ..Bu öyle bir nesnedir ki hedefini muhakkak bulur .. kapının önündeyseniz içeri kaçarsınız ,33 banttan seker yine de sayıyı alır .. (Semih Saygıner gelse açıklayamaz bu kutsal nesnenin varoluşunu ..) hem sayıyı hem de canınızdan bir parcayı daha doğrusu.. hedefi bulamaması durumunda anne terliği getirmenizi söylediyse muhakkak getirmek FARZDIR(bakınız sünnet demiyorum!!)..çünkü daha fazla kızacak olursa dozaj artırımı devreye girer .. O durumlara girmek bile istemiyor o anları aklıma dahi getirmiyorum.. Bu arada arkada bu çalıyor : https://www.youtube.com/watch?v=Y15ZT1_VUfM 0:07' de giren kanuna çok dikkat ediniz =) siz de işi biliyorsanız paşa paşa gider beyaz bayrak ile koşulsuz şartsız teslim olur Sevr'i imzalarsınız..Kurtuluş Savaşına yeltenenin sonu cidden mortal kombat "finish him" lerine döner.. Fatality lere koşarsınız..
İşte kitabı görür görmez aklıma gelenler bunlar oldu =)) Başlık 80 lerde doğanlar için kırmızı alarm verdiriyordu yukarda yazdıklarımdan dolayı BENİ OKU diye .. Hemen sahaflardan edinip 2 3 gün gibi kısa bir sürede hatmettim.. Zaten okuması o derece zevkli ki kitap okuduğunuzu dahi anlamıyorsunuz.. tespitler ekol ötesi .. Şu anlattığım anektodların hepsi ve çoooook daha fazlası kitapta mevcut .. Mutlaka alıp okuyun .. Kesinlikle kaçırmayın!!

Ne olaki bu Mortal Kombat fatality leri diyenler için link :

https://www.youtube.com/watch?v=2YxPFw7lfY0

Gitmek kolay hım ya sonrası
Silebilirmisin
Sende kalan dudaklarımın nemini
Atamazsın biliyorum
Sende solan yüreğimi
Silebilirmisin
Sende kalan dudaklarımın nemini
Atamazsın biliyorum
Senle solan yüreğimi

Ver bana düşlerimi
Ver bana gülüşlerimi
Yanarsın ah yanarsın
Verirsen bana kendini

- Ver bana düşlerimi.

Corpus, Dudaklarımda Şarkısın'ı inceledi.
 06 Eki 19:54 · Kitabı okudu · 2/10 puan

Julianne Donaldson sağ olsun, türe olan bakış açım değişti ama bunun herkese yönelik olmaması gerektiği belliydi. Bu türde yazan birkaç yazar var bildiğim ve iki kitabını sevdiğim için şansımı Julia Quinn'den yana denedim.

Aslında kitap güzel başladı ama düşününce bu sadece bazı yönlerden öyle. Çünkü kadın karakter resmen basmakalıp, zorla yazılmış biri gibiydi. Erkek karakter ona nazaran daha başarılı verilmiş olsa da kitabın sonlarına doğru ne oluyor ya, moduna girdiğim inkâr edilemez.

Kitabın esas karakterleri birbirini tanımamasına rağmen önyargı sebebiyle hoşlanmıyor, hatta Sarah adamdan nefret ediyor. (Burada kadının nefreti öyle saçma ve abes sebeplerle ki insan diyor buraya sağlam bir karakter alabilir miyiz lütfen? Kitap ilerledikçe herhangi bir karakter de olur, yeter ki karakter olsun; diyoruz tabii.) Hugh ise yine ona nazaran daha mantıklı sebeplerle kadından hoşlanmıyor.

Bu kısmı dikkatli düşünmeden okurken çok rahatsız etmiyor çünkü aralarında geçen atışmalar epey eğlenceli. Laf sokmalar, taş atmalar falan derken ani bir şekilde araya tutku giriyor. Bu kısım da benim afalladığım kısım. Yani olay şu şekilde gelişmiyor: Ah tanıdıkça fark ediyorum ki hakkında yanılmışım, aslında ruh eşim bu kişi olabilir. Daha çok şöyle: Ah ne kadar nefret ediyorum senden bir bilsen! Ama niyeyse benim olmanı da istemiyorum diyemem. Ama hala senden nefret ediyorum bak, onu bil. Yine de... Sanki gittikçe nefret ettiğim yönlerin de hoşuma gidecek?

Tam hislerimi verebiliyor muyum emin değilim ama zaten kadın karakter insanı yoruyor, derken olay ani bir şekilde ve sebepsizce sen benim olmalısın moduna girince kitap düşmeye, düşmeye ve düşmeye başladı. (Sebepsiz derken üstüne bastığım nokta yazarın karakterleri nefretten aşka getiremediğini düşünmem. Yani niye ve ne ara âşık oldunuz be canım?)

Bunun dışında kitabın esas konusu ne yazık ki yüzeysel bir şekilde işleniyor, hatta sürekli bir geçiştirme hali söz konusuydu. Mesela iki karakterin birbirini tanıyıp âşık olduğu zaman diliminden yalnızca bahsediliyor, araya dünyanın en saçma entrikalarından biri giriyor ve bu yine mantığa dudak uçuklatan bir çözümle sona ererken karakterler birbirine kavuşuyor. (Bu esnada yine unutulan bir şey de beni düşündürmedi değil. Bir yerde Sarah, Hugh için aradığım kişi değilmiş gibi bir şeyler düşünüyor ama bunun devamında adamla evlenmeye karar veriyor? Hım hım hım...)

Anlayacağınız koca bir hayal kırıklığı hissederek kendime kızıyorum şu an. Neden her sakallıyı deden sanıyorsun be Büşra?

Ve son olarak... O ne korkunç bir redaksiyon! Gerçek bir kâbustu.
Demem o ki katiyen tavsiye etmiyorum bu kitabı. Okumak isterseniz de para vermeyin derim. Böyle korkunç bir düzelti para vermeye değmez. Düşünün ki paragraf başı bile yapılmamış, öyle korkunç.

Kader I.
( Adam koltukta yatmaktadır. Elinde ısırılmış elma vardır, elinden kaymış düşmüştür. Etraf dağınık, kağıtlar etrafa saçılmıştır. Kapı çalar, adam dayanamaz kapıyı açmaya gider. )
ADAM – Ben sana kaç sefer diyeceğim Azray?. ( Şaşkın ) Siz kimsiniz?.
KADIN – Özür dilerim, apartman ışığına basacaktım ama sizin zile basmış oldum.
ADAM – Önemli değil canım.
KADIN – Siz Sır olmalısınız?.
ADAM – Tanışıyor muyuz?.
KADIN – Yok buraya büyük harflerle yazmışsınız da…
ADAM – ( Kapı Girişine bakar. ) Ha… evet… Sırrı olmayan bir sır ( Gülümserler. ) Siz?.
KADIN – Yeni taşındım aslında, hemen üstünüzde oturuyorum artık.
ADAM – Orası perili diye düşünmeye başlamıştık.
KADIN – Tık derken?.
ADAM – Ev arkadaşım, Azray… Sizi o sandım.
KADIN – Hım.. ( Gülümser. ) Anladım.
ADAM – Zaten anlayışlı bir kadın olduğunuzu sezmiştim.
KADIN – ( Tutamaz kendisini. ) Sizin de, esprili yanınız halinizden belli oluyor.
ADAM – ( Adam çıplaklığını fark eder, kapının diğer tarafına yaslanır. ) Çok özür dilerim, işte öyle bir anlık öfkeyle kalkınca, insan zararla oturuyor işte. Şey diyecektim, yardıma ihtiyacınız var mı?.
KADIN – Yok hallettik her şeyi, teşekkür ederim.
ADAM – Şey diyecektim…
KADIN – Dediniz az önce şeyi… ( Gülümser. )
ADAM – Yok, yani bir hoş geldin kahvesi arzu eder miydiniz, tabi ben hemen üstümü değiştirip, yapabilirim, üstümü derken, altımı yani?.
KADIN – Tamam olur, o zaman bende bu eşyaları bırakıp geleyim.
ADAM – Süper, nasıl tercih ederdiniz kahvenizi?.
KADIN – Orta…
ADAM – Baş üstüne, başımın üstünde yeriniz var zaten…
KADIN – ( Gülümser. ) Teşekkür ederim, tamam bekle hemen geliyorum ben. ( Kadın hızlıca gider. )
ADAM – Linda… ( Adam uzun bir süre anlamsızca durur. Kapıyı kapatır. ) Yok hayır, şaka olmalı bu... Linda… ( Yukarıya bakıp sevinir. ) Kahve!. ( Koltuğun orada ki pantolonu hızlıca geçirir. Mutfağa geçer. Kapı çalar. ) Ne çabuk!. Ama daha kahveleri yapmadım. ( Kapıyı açar. Azray elinde laptopuyla kapıdadır. ) Azray hiç hoş gelmedin, hemen sektire sektire git. ( Yüzüne kapıyı kapatır. Kapı hem zil, hem yumruklanır. ) Off!. ( Kapıyı açar. Azray bir hışımla içeri girer. )
AZRAY – Nereye gidiyorum oğlum burası benim de evim!.
ADAM – Yahu Azray!. Hayatımın kadını gelmiş, başımın üstüne konmuş, birazdan buraya kahve içmeye gelecek. Sen burada oturuyorsun, it’s a amazing!. Shit the fuck!.
AZRAY – Ne oldu oğlum heyecandan beynin mi yandı?. Tamam gelsin gideriz.
ADAM – Olmaz seni burada görürse ürke bilir.
AZRAY – ( Kahkaha atar. ) Niye lan! Hayatında insan mı görmemiş?.
ADAM – Bak sen öyle aralarsan topu, yok yok senin gibi bir kıl yumağı görmemiş, hadi biraz yumuşattım.
AZRAY – Oğlum kız nereden geliyor?
ADAM – Ya tutma beni lafa, daha kahve yapacağım, anlamıyor musun?. Ben sana böyle mi davranıyorum?. Üstümüze taşınmış, Linda oğlum o!
AZRAY – Üstümüze mi?. Ooo beyimizin telleri yanmış, sen benden gizli bir şeyler mi kullanıyorsun lan bu evde?. Oğlum yukarısı boş, az önce kedi kaçtı, onu çıkarttım dışarı, lan şimdi anladım… bende diyorum pantolonu niye giydi bu herif?. ( Adam hızlıca yukarı çıkar. Azray Laptopu açar bir şeyler tıkırdatır... Sır kapıdan girer üzgün ve anlamsız bir halde. ) Oğlum erken geldin, misafir bulduğunu da yerdi bir şeyler yeseydin…
ADAM – Ama…
AZRAY – Tamam oğlum olur arada, sakinleş, relax man, calmn down, okey?. Bak etrafın azına sıçmışsın zaten, yine bir şeyler mi yazıyorsun?.
ADAM – Linda…
AZRAY – Çok sarıyorsun oğlum, çok içine giriyorsun yazdıklarının, böyle olmaz, profesiyonel düşün lütfen. Yazdıkların sana hükmetmemeli, sen yazdıklarına hükmetmelisin, gel böyle koca oğlan… ( Adam gelir koltuğa Azray’ın kucağına uzanır. ) Sen bence yazma hacı, benim gibi ol, yazılımcı ol, kodlar türet. Eskide kalmış öyle hayallerde yaşamak, artık kodlarla orta da her şey.
ADAM – Linda, beklesem gelir mi?...
AZRAY – Şekicem Linda’na, tamam sakin ol oğlum, benimde vardı bir Manolyam, ne oldu sonra? Elalemin oldu, eminim onlarında şimdi Lindasıdır, Marifaritikosudur, anlatabiliyor muyum?. Yok işte, hayal ettiklerimiz, hayal ettiğimiz gibi olmuyor, olsaydı hayal etmemiş olurduk. Ya oğlum sen beni yaz, uzakta arıyorsun mevzuları, konu yakınında.
ADAM – Hayır, ben zaten huylandım zaten kardeşim de bir an öyle… Çok gerçekçiydi oğlum, ilk defa yaşadım bu mevzuyu anlıyor musun?.
AZRAY – Ben çok yaşadım. ( Adam doğrulur. )
ADAM – Sahi mi lan?.
AZRAY – Tabi oğlum sana her baktığımda, gerçekten böyle bir insan var mı acep, cidden yaşıyor olabilir mi, diye düşünmüyor değilim yani.
ADAM – Aman be geç dalganı sen…
AZRAY – Sır,
ADAM – Efendim.
AZRAY - Sana bir sır vereceğim.
ADAM – Bravo Zıbaray, İlkokul 3 esprileri ( Alkışlar ) Kahve içiyor musun?. Kime niyet, kime kısmet.
AZRAY – Yap içeriz… orta olsun…
( Işıklar söner. )

Nurgül Kantekin, bir alıntı ekledi.
27 Eyl 16:14 · Kitabı okuyor

Hım...Evet... Hem her şey insanın kendi elinde hem de insan yalnızca korkaklığı yüzünden ne fırsatlar kaçırıyor... Bu artık inkar edilemez bir gerçek. İlginç bir şey, acaba insanlar en çok neden korkarlar? Atacakları yeni bir adımdan, kendi söyleyecekleri yeni bir sözden herhalde.

Suç ve Ceza, Dostoyevski (Sayfa 18)Suç ve Ceza, Dostoyevski (Sayfa 18)

Delinin Aşk Mektubu - 1
Merhaba.
Sana diyebildiğim en yakın söz bu. Oda genelde kısık, durağan ve belki de biraz soğuk bir sesle. Ama ben o "Merhaba" yı çıkarmak için neler çekiyorum bir bilsen. Kaç sinir hücresine dert anlatıyorum, kaç karar milyonlarca olasılıktan “asla” seçiyor. İsyan eden uzuvlarıma, kalbimi tehdit ederek söz geçiriyorum.
- Gönlümde bir kelebek var, ne kanadını kıracak kadar gücüm, ne de serbest bırakacak kadar cesaretim var.
Seviyorum Ulan, hoyrat biraz, biraz hesapsız ama epeyce titreteninden. Böyle soğukta vurur ya dişlerin birbirine, hah öyle düşün benim gönlümü de. Sen gözümün içine baktığın her an.
“Yaşı olmaz” demişti biri sevmenin, doğru gibi. “Bir kere sevilir” demişti başkası demek ki önceki sevgi değilmiş sanki. Sanki mi? Ne diyorum ben.
Konuşursam susturamayacaksın inan. Boş konuşucam, ağzım alışageldiği gibi üretirken birbirinden bağımsız cümleleri, ben ya öfkeyle ufka bakıcam, böyle ağır abi gibi, böyle efendi adam gibi… Gibi işte.
Sanki sana tavırlıymışım gibi dönüp bakmıycam. Sonunda da dünya dilleri içinde var olan, kelime hazinelerinde en olmayacak, en saçma kelimeyi bulup. Şak diye ortaya koycam. Sonra mı? sonrası uzay boşluğu, yerin dibine kurban olayım.
Ya sana bakarak konuşursam, ya peki daha fenası sen konuşursan;
Düşün insanlık suyu bilmiyor ve şelaleyle tanışıyor ilk kez. Gürül gürül bir hoşluk, serinliğin verdiği o muhteşem sarhoşluk. Saçların gibi, dalga dalga yüreğimin çukuruna doluyor. Boğuluyorum bile isteye, seve seve.
Zamanı durduramasan da yavaşlatan bir yanın var. Böyle dalıp gidiyorum, dudakların ağır çekimde, belki bir hece saatler gibi yavaş yavaş akıyor. Gözlerinde çocuk kıskandıran bir heyecan, kulaklarımda sadece rahatsız etmeyen ve anlamadığım bir uğultu. Kısık, olağan. Yavaşça başka bir yerden, gözlerime odaklıyorsun gözlerini. Gözlerini gözlerime örtüyorsun. Göz kırpman aylar alıyor gibi. Yaşlanıyoruz umurumda değil. Gözlerinin koyusundaki kuyuya düşüyorum. Artık gönüllü Yusuf’um. Artık beni buracıkta, bu ucu bucağı olmayan ama daracık kuyucukta bıraksınlar. Artık beni, ben olan beni bilmeyenin göz koyusunda, hapsetsinler istiyorum. Kâinata vakıfım, gezegenler umurum değil. Işığı Azad, zamanı terk ediyorum. Gözlerinin hapsinde, o koyu kuyuda varsın sürsün bu güzel mahkûmiyet. Huzurum, saadetim, aradığım ne varsa, senden gayri sen olan ne varsa, hepsi aha şuracıkta yanımda. Nasılda susamışım, o acıyla dem olduğum yıllarda. Nasılda kanmış yüreğim bu karanlığa.
Ey İnsanlık alın ışığınız, ateşiniz, aleviniz ne varsa sizin olsun. Ben yârin bu koyu kuyusunda, bu habersiz tarafında, bu göz pınarlarının arasında, bu kurban olduğum kocaman dar-lıkta mesudum.
Yanaklarına ne sürdüysen umurum değil, ne taktıysan kulağına yeminle görmüyorum, ne şehvetle boynundan gerdanına kaymış lığı var bu günahkâr gözlerimin, ne ellerin, ne sözlerin.
Varsa yoksa beni bu Dünya’ya bırakmayan, gel hadi yurdun burası, sonun, mezarın, azabın, cennetin ve cehennemin burası diyen o güzelim, o kıyamam dillendirmeye, ufacık, daracık, şefkatli bir karanlık kuyum. Koyu kuyum.
Derken, ayağıma mı ? Elime mi? bir darbe, belki bir öksürük sahteden ama maksat dolu. Ne bileyim işte bir ikaz ışığı, bir uyarı sinyali…(İçimde bir noluyor ulan çığlığı….)
Kendine gel diyor bana. Gelmek istemiyorum. Ben orda mesudum, etmeyin. Damlayı denizinden, külü közünden ayıyorsunuz, günahtır… Etmeyin.
Nicedir Mecnunun çaresiz çölüyüm, nicedir Ferhat’ın sessiz dağı. Hayli zamandır, zenginin kırık oyuncağıyım, fakirin bitmeyen masalı. Etmeyin Züleyha’nın hatasıdır bu, Eyyüb’ün sabırsızlığı. Yapmayın Zebur ateşsiz, İncil aysız, Kuran Aşksız okunur mu, okumayın dervişin canına. O ki sahibinden emanettir. Bu yaptığınız yedi katın yedisine de ihanettir.
Bir tokat yiyorum kendimden, ruhumun orta yerine… Dudakların hızlanıyor, kafanı çeviriyorsun, hayır hayır kaçırıyorsun başka yere gözlerini sanki hızlıca. Şelale saçların dalgalanıyor. Hâlâ umudundayım ama ben. Hâlâ o küçük kuyumdayım diyecekken, kuyunun dibi yokmuş meğer kayı veriyorum aşağı bu dayanılmaz hakikatler diyarına. Bu mahpus hücresine, bu pranga işkencesine… Bedenime.
Bir tokat daha, yetiyor bakışlarımı önüme almama. İstemsizce, hiç bakmadan, suya uzanıyorum ve istemeye istemeye, boğazımı bir diken gibi parçalaya parçalaya yutuyorum bir yudum.
Yani işte “Seven gelsin söylesin, terslemem demişsin” ya. Terslesen ne olur ki, nasıl anlatayım bunca şeyi yüzüne, nerde, hangi zaman, hangi ruh haline. Hangi kalabalığın görmez yanında, hangi yabancılığın samimiyetinde, hangi cesaretin ardında… Hangi.
Sanma. Korkaklığım yokluğundan, yokluğunla tanıştırılmaktan. Sensizlikle uzun bir zamandır müşerrefim, koymaz yani bana;
“ Ya teşekkür ederim yalnız ben aynı hisleri beslemiyorum sana.”
Ya da
“ Gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum şimdi ama hayatımda biri var.”
Olmadı mı?
“ Hah. Sen mi? benim le mi? Gerçekten bugün güldüğüm en güzel espriydi.”
Hadi iyimser olalım;
Hım. Ne bileyim böyle birden bire şey olunca, ya ben bunu biraz düşüneyim.”
“ Ciddi mi, bu söylediklerin. Bunca şey. Yani daha tanışmıyoruz bile. Ama sen, bu kadar anlattığın. Galiba ben de, yani şimdi tam olarak, of dağıldım resmen.”
Şakaydı sonuncu. Elbette her delinin acıtan şakaları olur kendine. Kendi de güler acınacak haline.
Yok demenin yollarıydı bunlar, bunlar korkmadığım kısımları, bunlar üstünde düşünmeden ardımda bırakacağım, O yüksek ihtimalin cevapları.

Gökhan Aktaş, bir alıntı ekledi.
 19 Eyl 15:37 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Elektronlardan daha anlamlı bir şey var mı? Kendi ruhlarımızı yönetimimiz altına aldığımızı ve onların bize gerçekten ait olduğunu düşündüğümüz zaman, kendimizi aldatmıyor muyuz acaba? Ya da, bilimin «Psyche» dediği şey, kafatası içine yerleştirilmiş keyfî bir soru işaretinden çok, öte dünyalardan insan dünyasına açılan ve kimi zaman insan üzerinde anlaşılmaz etkiler yaparak, onun, sanki gecenin kanatlarıyla uçarak, insanlığın normal düzeyinden kişisel yatkınlığın ta kendisine yükselmesini sağlayan bir kapı değil midir?

Something even more purposeful than electrons? Do we delude ourselves in thinking that we possess and control our own psyches, and is what science calls the "psyche" not just a question-mark arbitarily confined within the skull, but rather a door that opens upon the human world from a world beyond, allowing unknown and mysterious powers to act upon man and carry him on the wings of the night to a more than personal destiny?

Psikanaliz Açısından Edebiyat / Freud - Jung - Adler, Sigmund Freud (Sayfa 66 - Selahattin Hilav çevirisi)Psikanaliz Açısından Edebiyat / Freud - Jung - Adler, Sigmund Freud (Sayfa 66 - Selahattin Hilav çevirisi)
palëhárma, bir alıntı ekledi.
16 Eyl 21:44

Of Al'Lan Mandragoran
Lan was tall and hard, broad-shouldered, with blue eyes like frozen mountain lakes, and he moved with a deadly grace that made the sword on his hip seem a part of him. It was not that he seemed merely capable of violence and death; this man had tamed violence and death and kept them in his pocket, ready to be loosed in a heartbeat, or embraced, should Moiraine give the word.

Yenidendoğan Ejder, Robert JordanYenidendoğan Ejder, Robert Jordan

His Bad Side
I was such a fool..
I almost falling in love. All this time, he wanted her&her.. But he said it was me,that she. We believed together and he said he liked a girl who is like a friend to him. I thought this part was a just a dream. But its hard to tell everything actually. He spent all his time with her and everyone told me i was wrong but i underestimated him.
-
Then i felt somethings.I thought that will be twice if i fell in love this year,i still cant understand me but i love somethings like: the wind, pink colour,cherries,being mad all the time for someone... But i dont know that i love somebody. Just exhausting.
But i shouldnt forget for the next time anymore, boys like girls who similar to her and not like me. I was know this rule once in the past but i think i forgot it.
I clearly see everything. I want to explain all my feelings but now, im trying to digest..
He played with all of us and i thought i played with him. He pretends like a lover and i wont believe next time,for anyone.
I was such a fool for believing that you...i said it.