Nia-Oum
و نعود واحة فيها يورد هواه
فيها أشجار فسكات و ميراد يجبر
نرقص وياه كيف الشمس و القمر
و عند الفجر نقول له أنت اللي تبقي

Would become an oasis in the midst of this desire
He will find the spring trees and a beautiful rose garden
We will dance together like the sun and the moon
And at dawn, I will tell him "It's you my beloved"

http://lyricstranslate.com/tr/nia-intention.html

#hasankeyfinebaksın
Adım, Hasankeyf. 12000 yaşındayım.

Benden önceki zaman hakkında hiçbir bilgim yok ancak, yaşadığım 12000 yıl boyunca gördüklerimi, tanık olduklarımı sizler, siz benim katillerim, hayâl dahi edemezsiniz.

Ölüyorum ben; öldürdünüz.

Sizler benim katillerimsiniz. Sizler medeniyetin, kültürün, tarihî mirasların düşmanı olan barbar bir topluluksunuz. Irkçı, kavmiyetçi, dînci, mezhepçi, sınıfçı ve cinsiyetçi bir topluluksunuz.

Bana acıyasınız diye yazmıyorum bu vasiyetimi. Bilakis, acınacak halde olan sizlersiniz. Merhamet dilenmiyorum sizden. Aksine, size merhamet etmesi için Yaratıcı’ya dûâ ediyorum. Sizin benden esirgediğiniz merhameti, dilerim Tanrı sizden esirgemez.

Biliyor musunuz; ben bu yazıyla size vasiyetimi kaleme alıyorum ama, ben doğduğumda yazı henüz icat edilmemişti.

Henüz Asurlular yokken, Urartular yokken, Sümerler, Babilliler, Gutiler, Hurriler, bunların hiçbiri yokken ben vardım.

Daha İbrahim doğmamışken, Zerdüşt doğmamışken, Yunus, Musa, İsa ve Muhammed doğmamışken, ben vardım.

Avesta yokken, Tevrât yokken, İncil ve Kur’ân yokken, ben vardım.

Hepsini gözlerimle gördüm, yaşadım. Gözlerimin önünde doğdular, gözlerimin önünde büyüdüler, mücadele ettiler ve gözlerimin önünde yayıldılar.

Gördükleriniz içinde benden daha eski olan tek şey, beni beslemek ve doyurmak için yaratılan Dicle Nehri’nin şiir gibi akan sularıdır.

Beni öldürdünüz. Ama öldükten sonra, sizden şikâyetçi olmayacağım; aksine, dediğim gibi, sizin benden esirgediğiniz merhameti sizden esirgememesi için Tanrı’ya dilekte bulunacağım. Çünkü ben medeniyetim; sizler gibi barbarlık değil.

Göz göre göre öldüm ben, gözünüzün önünde öldüm. Yıllardır hasta yatağımda “Ölüyorum, ölüyorum” diye feryad ediyordum ama siz kılınızı bile kıpırdatmadınız. Beni kurtarmak bir yana, her biriniz başka bir darbe vurdunuz, beni öldürmek için birbirinizle adetâ barbarca yarıştınız.

Kaç yaşındaydım ben, biliyor musunuz? Tam 12 bin yaşındaydım be vefâsız insanoğlu, 12 bin yaşında.

Mezopotamya dediğiniz ne ki, torunum yaşında sayılır.

Ben bu güzelliğimle kurulup da “Hasankeyf” adını aldığımda, henüz ne “Kürdistan” diye bir isim türemişti, ne “Kafkasya” ne de “Anadolu” diye bir isim. Botan Çayı’na bile henüz bir isim verilmemişti be, ne sanıyorsunuz siz beni?

Kimleri kimleri gördüm ben, biliyor musunuz? Kimleri kucağımda besledim, büyütüp adam ettim? Lololar, Gutiler, Hurriler, Mitanniler, Urartular, Sümerler, Asurlular, Medler, Kadueneliler, Kardular, Kommagenêliler, Sophaneliler, Adiabeneliler, Mihraniler, Romalılar, Persler, Eyyubîler, Selçuklular, Osmanlılar, hepsi benim elimin altında büyüdüler.

Kral Dakyanus’tan kaçan o yedi genç ve bir köpek, Ashab-ı Kehf, benim mağaralarımda saklandılar. 309 yıl uyudular koynumda.

Her gece üstlerini örtüyordum hastalanmasınlar diye, o tertemiz alınlarını okşuyordum, o imânlı yüreklerine korku düşmesin diye o yedi delikanlıya kahramanlık ninnileri okuyup kendilerine cesaret aşılıyordum.

Avesta, benim serin gölgemin altında yazıldı. Ben ilham kaynağı olmasaydım, nasıl edebilirdi Zerdüşt onca güzel sözü?

Ahura Mazda’nın ilahî buyruğuydu: Bana hiç zarar vermedi Bilge Zerdüşt. Bir çakıl taşıma bile zarar vermedi, veremezdi. Ahura Mazda yasaklamıştı. İlk, beni sevmeyi öğretmişti.

“Hasankeyf’i inciten Hüda’yı incitmiş olur. Hasankeyf’in kıymetini bilen, Hüda’ya yakın olandır. O halde Hasankeyf’i koruyun, Dicle’nin sularını kirletmeyin.” Buydu ilk âyetleri Avesta’nın.

İbrahim doğduğunda, adını ben koymuştum. “Bra-him”, yani “mağaranın kardeşi”. Ebesi oluyorum. Kardeşi Harran’ın da aynı şekilde.

Abraham ve Harran, bu iki kardeşi ben büyüttüm, temel eğitimlerini ben verdim. Onlara Tanrı’yı anlattım. Tanrı’nın bana öğrettiklerini ben de onlara öğrettim.

Biliyor musun ey zalim insanoğlu, yeryüzünün en barbar yaratığı, biliyor musun, ben varken, daha dînler bile yoktu.

Dîn yoktu, devlet yoktu, ordular yoktu, tarımcılık bile yoktu, ama ben vaaaardım! Vardımmmm!..

Siz ey şimdiki vefâsızlar, ben göz göre göre ölürken kılını kıpırdatmayıp birbirlerinin boğazını sıkan Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkesler, Ermeniler, Araplar, Alevîler, Sünnîler, sağcılar, solcular, İslamcılar, kapitalistler, sosyalistler, millîyetçiler, muhafazakârlar, şucular bucular, siz daha ananızın karnından doğmamıştınız be!..

Kimleri kimleri gördüm ben, bir bilsen âh, bir bilsen…

Makedonya Kralı Büyük İskender’e seferinde ben yol gösterdim. Selahaddîn Eyyubî’ye Kudüs’ün yolunu ben açtım. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’a ata binmeyi ben öğrettim. Kerimxan Zend’i taaa Afganistan’lara ben sürdüm. Ahmed-i Xanî’ye, Fakih-i Teyran’a o şiirleri ben yazdırdım. Benim suyumdan içmeseydi hiç o kadar güzel olur muydu Adiabane Kraliçesi Helena?

Göz göre göre ölüyorum ben. Göz göre göre öldürdünüz beni.

Sizler benim katillerimsiniz. 12 bin yıllık hayatıma acımasızca son verdiniz. Sizler medeniyetin, kültürün, tarihî mirasların düşmanı olan barbar bir gürûhsunuz. Barbarın tâ kendisisiniz!

12 bin yıllık hayatım sizin barbarlığınız yüzünden sona erdi. Size emanet edilen en kıymetli medeniyet mirası, kurduğunuz barajların altında kalacak ve yok olacak.

Bu barbarlığınızı anlatacak kelime bulamıyorum. 12 bin yıl boyunca yeryüzü coğrafyasında konuşulmuş tüm dilleri biliyorum ama bu dillerin hiçbirinde sizin bu barbarlığınızı anlatabilecek kelime yok.

Bizim böyle kelimelerimiz yok!..

Siz ise hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsunuz. Benim ölümüm gündeminizde bile yok sizin.

Öldüğümü umursamıyorsunuz bile, siz nasıl insanlarsınız?

Öldüğümü, göz göre göre katledildiğimi ve yok edildiğimi, gazete ve televizyonlarınızda haber bile yapmıyorsunuz. Bir şarkıcının yaptığı şarlatanlığa yarım sayfa, bir futbol maçına iki tam sayfa ayıran gazeteleriniz, benim için iki spotluk bir haber bile yapmıyor.

Neden gazeteleriniz benim ölümümü haber bile yapmıyorlar? Neden bir tane köşe yazarınız da benim için iki satır yazmıyor?

Sizden oy almak için yurdu karış karış, il il dolaşan ve her gittikleri yerde kalabalıkları meydana toplayıp saatlerce nutuk çeken siyasî parti liderleriniz, neden iki çift laf da benim için söylemiyorlar?

Neden bir tane sivil toplum kuruluşu da kalkıp benim için bir açıklama yapmıyor? Benim için gösteri yapacak, benim için meydanlarda slogan atacak 80 kişi de mi çıkmıyor 80 milyon kişi arasından?

Ülkenin en güzel medeniyet mirası yok oluyor ama sizin gündeminizde bile yok bu konu; siz nasıl insanlarsınız be?

Madem böylesiniz, o halde neyi paylaşamıyorsunuz? Ne için birbirinizi boğazlıyor, birbirinizi öldürüyorsunuz?

Tarihsel mirasının, kültür ve medeniyet mirasının, göllerinin, denizlerinin, ırmaklarının, dağlarının, ormanlarının, ekinlerinin hiçbir zaman kıymetini bilmediğiniz bu ülkenin yönetimine mi talip olmuşsunuz siz?

Bu kavganız niye? Bu ülkenin neyini paylaşamıyorsunuz?

Göz göre göre kurumaya terkettiğiniz, kurtarmak için kılınızı bile kıpırdatmadığınız göllerini mi paylaşamıyorsunuz?

Kendi ellerinizle ateşe verip yaktığınız ormanlarını mı paylaşamıyorsunuz?

Kendi ellerinizle kirlettiğiniz denizlerini mi yoksa zehirlediğiniz ırmaklarını mı paylaşamıyorsunuz?

Yağmaladığınız yeraltı ve yerüstü zenginliklerini, öldürdüğünüz bitki örtüsünü mü paylaşamıyorsunuz?

Madem Allah’ın size bahşettiği hiçbir nimetin kıymetini bilmiyorsunuz, madem yaşadığınız toprakların çölleşmesi, ülkenizin göllerinin kuruması, denizlerinin kirlenmesi, ırmaklarının zehirlenmesi, bitki örtüsünün ölmesi, medeniyet mirasının baraj altında kalıp yok olması, bunların hiçbiri sizin umurunuzda bile değil, öyleyse ne için yönetime ve iktidara talipsiniz siz?

Sahip olduğunuz siyasî fikirler, inandığınız dîn ve mezhepler, savunduğunuz ideolojiler, taşıdığınız inançlar, okuduğunuz kitaplar, size yalnızca başkalarıyla kavga etmeyi mi öğretiyor?

Suyun hayat demek olduğunu, su olmazsa hayatın olmayacağını, göllerin ve ırmakların kurumasının bir ülke için en büyük felâket olduğunu, barajların ve baraj inşaatının doğanın en büyük düşmanı olduğunu, nazlı nazlı akan nehirlerin akıntısını durdurmanın tabiâta karşı en büyük tecavüz olduğunu, yıllarca okuduğunuz okullar, kütüphanenizdeki kitaplar öğretmedi mi size? Bunca okumalarınıza rağmen bu en basit gerçeği dahi öğrenemediniz mi?

Eğer öğrenemediyseniz bunca yıl boşuna okumuşsunuz siz.

Kaç yaşındaydım ben, biliyor musunuz? Tam 12 bin yaşındaydım be vefâsız insanoğlu, 12 bin yaşında.

Mezopotamya dediğiniz ne ki, torunum yaşında sayılır.

Ben yok oluyorum artık.

Hani sizin “sevgiliniz” idim? Yalan, yalan, her şeyiniz yalan sizin! Sevginiz, dostluğunuz, her şeyiniz yalan. İnanmıyorum ben sizin sevgi sözcüklerinize.
(Alıntı)

palëhárma, bir alıntı ekledi.
 16 Ağu 00:15

"All I have is a sword, and a war I cannot win, but can never stop fighting."

"I've told you I care nothing for that. Light, you've made me say more than is proper already. Will you shame me to the point of asking you?"

"I will never shame you." The gentle tone, like a caress, sounded odd to Rand's ears in the Warder's voice, but it made Nynaeve's eyes brighten. "I will hate the man you choose because he is not me, and love him if he makes you smile. No woman deserves the sure knowledge of widow's black as her brideprice, you least of all."

Dünyanın Gözü, Robert Jordan (Sayfa 721 - Orbit)Dünyanın Gözü, Robert Jordan (Sayfa 721 - Orbit)
Muharrem Armağan, bir alıntı ekledi.
05 Ağu 23:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

O, if this were seen –The happiest youth, –Would shut the book and sit him down and die.

Ah, bir görebilseydi, en mutlu genç bile... Kitabı kapatır ve oturup ölümü beklerdi.
Sheakespeare

Okuma Üzerine, Marcel ProustOkuma Üzerine, Marcel Proust
Süheyl Karakaya, bir alıntı ekledi.
05 Ağu 15:23

İlmin Zekatı
Welch ein Gefühl mußt du, o großer Mann,
Bei der Verehrung dieser Menge haben!
O glücklich, wer von seinen Gaben
Solch einen Vorteil ziehen kann! (Goethe)

How it must feel, O man of genius,
To be respected by the crowd!
O happy he whose gifts endow
Him with such advantages! (A.S Kline)

Ey yüce insan,
Neler hissediyorsunuzdur kim bilir,
Bu büyük saygı karşısında,
Ne mutlu, yeteneklerinden,
Böylesine yararlanabilen kişiye!
(Nihat Ülner)

Ey büyük adam, bu halkın hürmeti karşısında
Kim bilir nasıl duygulanıyorsun?
Kabiliyetini böyle kullanabilenlere ne mutlu! (Sadi Irmak)

Ne hissediyorsun kim bilir, ey büyük adam, Yücelttikçe seni bu kalabalık!
Ne mutlu, yetenekleri ile
Fayda sağlayabilene
(İclal Korel)

Faust, Johann Wolfgang Von Goethe (Bölüm 1, Sahne 2, Şehir Kapısının Önünde)Faust, Johann Wolfgang Von Goethe (Bölüm 1, Sahne 2, Şehir Kapısının Önünde)