Elif Gül

"Kırgınlığım kontrol etmeyi, sabırsızlanmamayı ve bir şeylerin olması o beklemeyi öğreniyorum. Sanırım büyüyor ve olgunlaşıyorum. Her gün kendimle ilgili olarak daha çok şey öğreniyorum ve suyun üzerindeki minik dalgalar gibi başlayan anılar şimdi kocaman, güçlü dalgalar halinde üstümden geçiyor..."
Koridor yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
“Bu yüzyılın başlarına , yani düne kadar, toplum çocuğa en ufak bir ilgi göstermedi. Onu doğduğu yere yani sadece ailesinin bakımına terk etti. Çocuğun tek koruyucusu 2000 yıl önceki Roma hukukunun bir kalıntısı olan baba otoritesiydi. Bu kadar uzun zaman içinde bir yetişkinin hizmetinde bulunan medeniyet, yasalarını yetişkinin lehine değiştirerek evrim geçirdi ama çocuğa hiçbir toplumsal koruma sağlamadı. Çocuğa yalnızca içine doğmuş olduğu ailenin maddi,ahlaki ve entellektüel kaynakları ayrılmıştı. Ailesinin böyle bir kaynağı olmadığındaysa çocuk maddi, ahlaki ve entellektüel bir sefalet içinde gelişmek zorunda kaldı ; toplum çocuğa karşı en ufak bir sorumluluk hissetmedi… Resmi belge talep etmeye ve detaylı hazırlıklara gelince oldukça titiz davranan ve toplumsal sorumluluğun en ufak bir izini taşıyan her konuda düzenleme yapmaya bayılan Devlet, anne baba adaylarının çocuklarına yeterli koruma sağlamaları veya onların gelişimlerini güvence altına alma konusundaki yeterliliklerini belirleme zahmetine girmez. Ebeveynlerini hazırlamak ve yönlendirmek adına hiçbir gayret göstermemiştir. Devletin nezdinde aile kurmak isteyen herhangi birinin nikah kıyması yeterlidir… Yetişkinlerin lehine ilerleyen sürekli bir gelişimin ortasında çocuklar insanlığa ait olmayan, toplum dışı, yalıtılmış toplumun dikkatini çekmelerini sağlayacak herhangi bir iletişim aracından yoksun canlılar olarak kaldılar. Toplumun farkında olmadığı kurbanlar olarak nitelendirilebilirlerdi
kaknüs yayınevi·Kitabı okudu
Çocuk Eğitimi
Kirpinin Zarafeti
“Zenginler sıradan insanların insani duyguları daha az yoğun ve daha kayıtsızca hissettiklerini sanırlar. Bunun nedeni belki de yoksulların yaşamlarının seyrelmiş olması, paranın ve görgü kurallarının, işbirliğin oksijeninden yoksunluğudur. Bizler kapıcı olduğumuzdan, ölümün bizler için vaka-i adiyeden olduğu, tuzu kurular için ise adaletsizliğin ve dramın giysilerine büründüğüne kesin gözüyle bakılır. Ölen bir kapıcı, gündelik yaşamın akışındaki hafif bir boşluktur, hiç bir trajedinin eşlik etmediği biyolojik kesinliktir. Her gün onunla merdivenlerde ya da evlerinin kapısında karşılaşan mülk sahipleri için Lucien, asla çıkmadığı hiçliğe geri dönen bir var-olmayandı.”
Edebiyat
At Çalmaya Gidiyoruz
... Ben dönüp geçmişe bakıyorum,o zamanların topraklarındaki her hareketin nasıl kendinden sonra gelenden renkler aldığını,ondan ayrılamaz olduğunu görüyorum. Kimileri geçmişin bilinmeyen bir ülke olduğunu, orada her şeyin farklı yapıldığını söylediğinde belki ben de aynı şekilde hissediyordum,çünkü böyle yapmak zorundaydım ama artık böyle yapmıyorum. Yalnızca dikkatimi toplayabilirsem hafızamın deposuna girip doğru rafta doğru filmi bulabilirim, onun içinde kendimi yitirip babamla birlikte ormana yaptığımız o at gezisini hala bir vücudumda hissedebilirim...”
Edebiyat
“Kurbanlar, bize neden biraz benzerlerse, zulme duyulan tepki de o denli azalır. ‘Ötekileştirme’ , cinayeti mümkün kıldığı gibi,meşrulaştırır da.”
Everest·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam