Puan vermedi
365/17 Sandor Marai'nin külliyatını okumaya niyet etmiş bir okur olarak Eszter'in Mirası 3. okuduğum kitabı oldu. Kitap bittiğinde yazarın bende bıraktığı his şu oldu. Sanki yazarın geçmişte eksik kalan yüzleşmediği ve hesaplaşamadığı biri var ve tüm kitapları ile birlikte bu hesabı tek tek kapatıyor gibi. "Mumlar Sonuna Kadar Yanar kitabında olduğu gibi bu kitabında da geçmişin izleriyle kurulu bir yüzleşme mevcut. Yazar büyük bir sessizliğin içinde güçlü kelimelerle duygularınızı ortaya çıkarıyor. Bu kitabında da eski sevgili ile yıllar sonra bir yüzleşmesini ve bu yüzleşmenin sonunda teslimiyeti derinden hissediyoruz. Kısacık kitabın tek bir boş cümlesi yok. Okurken düşündüren bir kitap arıyorsanız işte öyle bir kitap Eszter'in Mirası
Eszter'in MirasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 2023646 okunma
9/10
·94 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:00
Merhabalar,kitabı iki kısımda inceleyeceğim ilk yarı ve ikinci yarı şeklinde. !!!!!DİKKAT SPOİLER İÇERİR!!!!! lütfen ona göre okuyun. içerik hakkında baya bilgi içeriyor!!! Martı 1.yarı kitapla ilgili dikkatimi en çok çeken şey sıkışmışlık içerisinde olmasıydı. Herkesin kendince sorunları ve bunalımları vardı. Bu açıdan asıl sinirlendiğim nokta hiç kimsenin birbiriyle gerçekten iletişim kurmaya çalışmaması, çözmeye de çalışmaması. bana ciddi bir iletişimsizlik söz konusu olduğunu düşündürdü. Kitabın en başındaki Medvedenko ve Maşa'nın konuşmasından örnek verecek olursam: Medvedenko geçimden, yaşam şartlarından, daha çok maddiyat ağırlıklı şeylerden bahsediyorken Maşa ise "hayatımın yasını tutuyorum, mutsuzum" diyor. Aslında iki taraf da haklı ama iki taraf da bambaşka tellerden çalıyordu. Ayrıca konuşmak için konuşan, konuşmalarda sadece kendi kısmını bekleyen kişiler gibi geldiler. Yüzeysel karakterlere sahipmişler duygusunu hissettim. ​Treplev karakterini başta sevmiş gibiydim fakat ilerledikçe düşünce olarak uyuşmadığım bir karakter olduğuna karar verdim gibi. Başta eski olanı bırakıp yeniye yönelmesini oldukça atılgan ve cesur bir hareket olarak görürken son kısımlarda (Nina'yla Martı konuşmasında) bunu aslında kendisini, annesine ispat etme -sevgi- için bir araç gibi kullandığını düşünmeye başladım. Kendi çıkarları için yapıyor gibi bir his baskın hale geldi. Bu noktada onun samimi olup olmadığına karar veremedim. Arkadina'ya ise başta oldukça gıcık kaptım. Kendi bildiğini yapan ve okuyan baskın bir karakter vibe'ını verdi. Kendine güvenmesi ve daima mükemmele oynaması bir seviyeye kadar güzel gelirken o seviyeden sonrasında da kendi egosunun esiri haline düşmüş gibiydi. Onun da arka planda bir şeylerin bunalımında olduğu hissedilmekteydi. Son olarak 40-46.
Duygu ve Düşünce
MartıAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 201626,6bin okunma
Reklam
10/10
·328 syf.··
2021 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2021 00:00
şimdiye kadar okumadığım bir kitap türüne mensup. birazda romantik bir şeyler okuyayım diyerek gittiğim kitapçıda ki görevli hanımın tavsiyesi ile aldım. çok akıcı ve bir çırpıda okuyacağımı salık verdi sağ olsun. ve nitekim öyle de oldu. kitabın dili çok hafif, bir sohbete dahil olmuşsun da o sohbet de akıp gidiyormuş gibi bir his yaratıyor insanda. hikaye başlangıçta Saraybosna da bir konservatuarda geçiyor gibi görünüyor. aşık olan öğrenciler ve bir takım dönüp duracak klişeler diye düşünülüyor ilk başta ama, kitabın girişindeki ' bu roman hayal ürünü değildir, tamamen gerçeklere dayanmaktadır' ibaresi içini hafif huzursuz ediyor. kitabı okurken asla savaş çıkacağını konduramayan Boşnak halkı gibi bir anda savaşın ortasında buluveriyorsunuz kendinizi. vahşet, katliam, acımasızlık tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriliyor. kitabı okurken çok kez kendimi "ne zaman bitecek bu çile?" diye sorarken buldum. daha fazla detay vermeden kitapla ilgili ne yazabilirim emin değilim. özetle, yaşanmış bir hikaye. savaşın bir toplumda neler değiştireceğini gösteren bir kitap. acı eşiği düşük olan kişiler için ağlama ile sonuçlanacak bir çok bölümü var ancak, empati kurabilmek için bile okunabilecek bir kitap.
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202433,3bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 55. kitabı
Bu kitap, yüzeyde bakıldığında yapay zekâ sonrası bir dünyada geçen bir bilimkurgu romanı gibi görünse de, aslında çok daha derin bir yerde duruyor. Çünkü anlatılan şey yalnızca makinelerle insanlar arasındaki mücadele değil; insanlığın kendi yarattığı sistemler karşısında nasıl savrulduğu, kurtuluşu ararken nasıl tekrar tekrar aynı hatalara düştüğü ve en önemlisi de insan olmanın özünü kaybetme tehlikesi. Romanın olay örgüsüne derinlemesine bakıldığında dünya büyük bir kırılmanın ardından karşımıza çıkıyor. Yapay zekânın kontrolden çıkmasıyla devletler, şehirler ve medeniyet düzeni çökmüş; insanlar küçük kolonilere, sığınaklara ve yeni yaşam alanlarına çekilmek zorunda kalmış. Ancak yazar burada kıyamet sonrası bir dünyanın harabelerini anlatmaktan çok, bu harabelerin içinde yeniden anlam arayan insanları anlatıyor. Andre ve Kate’in çöllerde başlayan yolculuğu, terk edilmiş şehirler, yağmalanmış müzeler ve unutulmuş madenler arasında ilerlerken aslında insanlığın geçmişinin izlerini sürüyor. Bu yolculuk sadece fiziksel değil; aynı zamanda insan türünün kökenine ve geleceğine yapılan bir yolculuk. Müzedeki Neandertal kafataslarının keşfiyle birlikte romanın yönü değişiyor. O andan itibaren hikâye yalnızca hayatta kalma mücadelesi olmaktan çıkıyor ve büyük bir gizemin peşine düşüyor. Kafataslarının içindeki kuantum çipleri, geçmişten gelen bir mesajın anahtarı hâline geliyor. İşte burada yazarın en dikkat çekici başarısı ortaya çıkıyor: Bilimkurgu unsurlarını sadece heyecan yaratmak için kullanmıyor; onları insanlığın kaderini sorgulamak için bir araç hâline getiriyor. Romanın merkezindeki GANE kavramı da tam burada önem kazanıyor. Başlangıçta bir sistem, bir öğreti ya da bir topluluk gibi görünen GANE, aslında insanın kendisini yeniden tanımlama çabasıdır. Karakterler
GaneCeyhun Bıdıl · Yazıgen Yayınları · 04 okunma
ENEGÜL
8/10
·102 syf.··
2026 27. kitabı
"Enegül", edebiyatın zirvesindeki ağır klasiklerden ziyade, yazarın kendi iç dünyasındaki fırtınaları dışarıya döktüğü, oldukça kişisel ve samimi bir "dertleşme" kitabı. Bu kitabı eline aldığında "yeni bir dil bilgisi öğreneyim, büyük felsefi derinliklere dalayım" beklentisiyle değil, sanki sevdiğin bir arkadaşının yazdığı o içten notları okuyormuşsun gibi yaklaşmalısın. Eğer modun biraz düşükse, "yalnız değilmişim" duygusunu veren, "anlaşılma" isteğine hitap eden bir eser. Kitapta büyük edebi kurgular yok. Bunun yerine, birine karşı duyulan o bitmek bilmeyen özlemin oldukça samimi bir dille kağıda dökülmüş halini görüyorsun. Yazarın o anki ruh hali, okuyucuya doğrudan, filtresiz geçiyor. Şiirde yüksek edebi sanatlar ve şifreli cümleler yerine; "tam olarak benim hissettiğim şeyi yazmış" dedirten, doğrudan duygulara odaklanan eserleri seven biriysen bu kitap seni yormaz. Ancak "daha teknik ve ağdalı bir şiir dili arıyorum" diyorsan, bu kitap sana biraz basit veya "fazla günlük" gelebilir. Kitap, bir "başyapıt" iddiası taşımaktan ziyade, yazarın sevdasını bir "Enegül" ismiyle ölümsüzleştirmeye çalıştığı, duyguların ön planda olduğu bir iç döküş. Okurken sanki birinin gizli defterini karıştırıyormuşsun gibi bir his yaratıyor; bu da onu hem çekici kılıyor hem de türünün sınırları içinde tutuyor. ​Kısacası; eğer o an o duygusal atmosferi arıyorsan sana çok iyi bir eşlikçi olur, ama farklı bir beklentiyle açarsan hayal kırıklığı yaşatabilir
EnegülEnes Hanpa · Dorlion Yayınları · 20201 okunma
Gözlerini Kapat ve O Çiftliği Düşün...
9/10
·125 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2025 00:00
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınızda bitmezler; yıllar geçer, okuduğunuz onca olay zihninizde silikleşir ama o kitabın içinizde bıraktığı o ağır his, boğazınızdaki o düğüm yerinden milim oynamaz. Fareler ve İnsanlar, benim için tam olarak böyle bir eserdi. Okuyalı çok uzun zaman oldu ama o nehir kenarındaki son sahnenin zihnimdeki yankısı hiç susmuyor. Steinbeck, kısacık bir metnin içine koskoca bir insanlık dramını, yoksulluğu ve tutunma çabasını sığdırmış. George ve Lennie’nin hikayesi, aslında hepimizin içindeki o "ait olma" ve "güvende hissetme" arzusunun bir yansıması. George’un o tükenmiş ama bir o kadar da sadık ruhu... Ve Lennie... Bedenine hapsolmuş o çocuksu saflığı, ne kadar istese de dünyaya ayak uyduramayışı, dokunduğu her şeyi istemeden kırması... İkisinin o küçücük çiftlik ve tavşanlar üzerine kurduğu hayal, aslında acımasız ve soğuk bir dünyada insanın kendi elleriyle yaktığı cılız bir ısınma ateşinden farksız. Kitaptaki yalnızlık sadece fiziksel değil, ruhsal bir çürüme gibi işlenmiş. Candy’nin yaşlı köpeğiyle olan trajik bağı, Crooks’un itildiği o karanlık oda, Curley’nin karısının dikkat çekme çabasının altındaki o derin sevilme açlığı... Herkes o kadar yalnız, o kadar çaresiz ki; birbirlerine dokunmaya çalıştıklarında bile birbirlerini kanatıyorlar. Dönemin ve düzenin o acımasız çarkı, saf olan hiçbir şeye yaşama hakkı tanımıyor. "İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur." Peki tüm bu acıdan, bu yıkımdan geriye ne kalıyor? Bu kitabın bize vermek istediği asıl ders nedir? Kitaptan Çıkarılması Gereken Ders: Dünya, planlarımızın ve iyi niyetlerimizin her zaman işe yaramayacağı kadar sert bir yerdir; en masum hayaller bile (insanların ve farelerin en iyi planları) hayatın rastgeleliği karşısında paramparça olabilir. Ancak
İnceleme
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2023211,4bin okunma
Reklam
Reklam