Kelime ve fikirleri bir kasırgaya tutulmuş tozlar gibi havalandırmak ve imajları bir düşüncenin güneşinden geçirerek muhtelif his ve renklerle her ruha nüfus edecek gibi canlandırmak ancak yaratıcı bir üslûba sahip olanların kârıdır.
Kelimelerin kendisine olan bu mutlak itaatine rağmen onlardan en az memnun olan gene Peyami Safa’dır.
"Yaşadığım sürece Shizun'un üzerine şemsiye tutmak istiyorum." "Yaşadığın sürece mi?" "Yaşadığım sürece." "Seni hiç umursamadan çok hızlı yürüyebilirim." "Sorun değil, peşinden koşarım." "Artık yürümek istemeyebilirim ve orada durmak isteyebilirim." "O zaman Shizun ile birlikte duracağım." Onun kararlı cevapları karşısında tedirgin olan Chu Wanning, kollarını salladı ve "Peki ya ben artık yürüyemezsem?" dedi. "Seni taşırım."
Çocukluk döneminde edinilen değersizlik, suçluluk hissi ile empatinin direkt bağlantısı vardır. Çünkü çocukluk yılları his kazanılan yıllardır. Hisler duyguların tetikleyicisidir. Hisler bir noktada yoğunlaşmaya başlayınca duygu oluşur. Duygu, davranışı tetikleyerek kişinin karakterini, kişiliğini meydana getirir.
Yetişkinlik döneminde patolojik hislerin dışında yeniden his kazanılmaz. Zaten tehlikeli olan da budur. Çocuğa hangi hisleri yüklediyseniz ileride "o kişi" olur.
insanın his dünyası en yoğundan en aza doğru altı yedi yaşına kadar tamamlanır. Mesela ilk bir iki yaşındaki yoğunluk güven hissindedir. Ondan sonra oluşturulan hisler yeterlilik ile yetersizliktir. Çocuk kendi kendine bir şeyleri yapabildiğini fark ettikçe güvenle beraber yeterlilik hissi de kazanır.
Eğer çocukta aşağılanmalarla, küçük düşürülmelerle yetersizlik hissi geliştirilmişse bu iz kalıcıdır.