Peyami Safa’nın bu kitabını okurken, o koridorların soğukluğunu sadece tenimde değil, ruhumda hissettim.Kitapta beni en çok sarsan şey, kahramanın bacağındaki o 'kemik veremi' değil; o bacağın onu hayattan, neşeden ve en önemlisi sevdiği kızdan, Nüzhet’ten koparmasıydı. İnsan bazen sadece bedeniyle değil, umutlarıyla da sakat kalabiliyormuş, onu anladım. O koğuşun kapısından içeri girdiğinizde dışarıdaki kuş sesleri kesiliyor, yerini sadece beyaz gömlekli adamların ciddi yüzlerine ve tıkırdayan sedye seslerine bırakıyor.
"Dokuzuncu Hariciye Koğuşu bana şunu öğretti: İnsanın en büyük ağrısı kemiğinde değil, umudundadır. O koridordaki isimsiz gencin bacağındaki sızı dindiğinde bile ruhundaki yara açık kaldı; çünkü o kapıdan içeri giren her doktor onun bedenine baktı ama kimse ruhuna dokunmadı.
Peyami SafaDokuzuncu Hariciye Koğuşu
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Romanın kalbinde, kelimelere dökülmeyen ama her bakışta, her susuşta büyüyen bir tutku var. Necip, bir aile dostu olmanın verdiği o ağır sorumlulukla, kalbindeki fırtınayı dindirmeye çalışır. Onun aşkı öyle naiftir ki; Suat'a dokunamaz, onun yerine siyah bir eldiven tekine sığınır.
Suat ise zarif bir sadakatle, kalbine düşen o yasak ateş arasında sıkışıp kalmış bir "Eylül" kadınıdır. Dışarıdan bakıldığında dingin bir deniz gibidir ama derinlerde devasa dalgalar saklar. Eşi Süreyya'nın dünyevi telaşları ve gamsızlığı yanında, Necip'in ruhundaki o ince sızıyı hisseder.
Eylül bize en trajik ama belki de en birleştirici sonu hazırlar. Alevler her yeri sardığında, herkes dışarı kaçarken Necip, bir saniye bile düşünmeden kendini o cehennemin içine atar. Neden mi? Çünkü Suat içeridedir. Süreyya dışarıda çaresizce beklerken, Necip aşkının peşinden alevlere yürür.Bu sahne aslında romanın başından beri süregelen o duygusal hiyerarşiyi kanıtlar:Süreyya dışarıda(yüzeysel),Necip ise içeridedir(derin ve tutkulu).
Romanın Sonu:Romanın adı gibi,her şey solar,biter ve geriye sadece küller kalır.
EylülMehmet Rauf
Bugün henüz on yaşındayken okuduğum kalbimi bıraktığım o kitabı anlatmaya geldim:Sol Ayağım
Bazı kitaplar biter ama etkisi bitmez ya sol ayağım tam öyle Christy’nin hayat mücadelesini okurken kendi dertlerimizin ne kadar lüks olduğunu fark ettim.Kitapta beni en çok vuran şey fiziksel engel değil, toplumun ‘bu çocuktan bir şey olmaz’ tavrıydı.Christy o duvarı sadece sol ayağıyla değil,muazzam iradesiyle yıktı geçti.
Pes etmek kelimesini lügatinden silmek isteyen kim varsa bu kitabı okusun.Zorlukla karşılaştığınızda aklınıza hep Christy ve o tebeşir tutan sol ayağı gelecek.Hayat size tek bir ihtimal bile bıraktıysa, o ihtimali sonuna kadar zorlayın.
Sol AyağımChristy Brown
Martin Eden’i bitirdiğimde Boğazımda bir düğüm kaldı.Sınıf farkını,aşk uğruna verilen o devasa emeği ve eğitimin bir insanı nasıl dönüştürdüğünü iliklerinize kadar hissediyorsunuz.Azmin sınırı yok bir gemi işçisinin sırf sevdiği kadına layık olabilmek için uykusuz gecelerle,açlıkla savaşarak nasıl bir kişiye dönüştüğünü görmek ilham verici.
Martin,sadece bir kadın için değil, bir ideal için dünyayı karşısına alıyor.Ancak zirveye çıktığında gördüğü manzara ikiyüzlülük ve sığlık oluyor.”Başarı” denilen şeyin aslında koca bir ilizyon olabileceğini tokat gibi çarpıyor yüzümüze.Kitabın sonu üzerine saatlerce konuşulabilir Martin’in o büyük trajedisi aslında zekasının ve farkındalığının bir bedeli miydi?
Okumanızı şiddetle tavsiye ederim!
Martin EdenJack London
“Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.”
George Orwell’in kült eseri Hayvan Çiftliği’ni birkaç kez okudum her biri farklı yaşlarımda İlk bakışta bir fabl gibi görünse de aslında güç,yozlaşma ve insan doğası üzerine yazılmış en sert eleştirilerden biri.
Neler mi öğrendim?
En saf niyetlerle başlayan devrimlerin, denetimsiz güçlerin nasıl bir diktatörlüğe dönüşebileceğini görüyorsunuz.Kuralların yavaş yavaş değiştirilip toplumun buna nasıl alıştırıldığı(manipülasyon)tüyler ürpertici.Karakterler hakkında da şunu söyleyebilirim Napoleon’un hırsı,Snowball’ın idealizmi ve zavallı Boxer’ın sadakati hepsi günümüz dünyasından birer ayna gibi.
Okurken “Bu kadar da benzerlik olmaz!”dediğim çok yer oldu.Klasiklerin neden klasik olduğunu bir kez daha anladım.
George OrwellHayvan Çiftliği