-Dereye girelim mi?
Hoppala! Serin bir ekim gecesi, derenin buz gibi olduğu akışından belli. Olay Avrupa’nın kuzeyinde cereyan ediyor, İzmir’in güneylerinde değil. Ne dereye girmesi? Manyak mısın be kadın?
-Soğuktur sanıyorum.
diyorum.
-Soğuk olsun!
-Hafif üşürüz!
Yer yatağını kaldırırken, "Hoppala bakalım!" diye bağırdığımı duyduğumda birden afalladım. Şimdiye kadar kendimi, "Hoppala bakalım," gibi kaba kelimeler kullanan bir kız olarak düşünmemiştim. "Hoppala bakalım," sanki yaşlı bir kadının söyleyeceği bir şey gibi, iğrenç. Neden böyle bir şey dedim ki acaba? Sanki vücudumun içinde bir yerlerde yaşlı bir kadın var, çok rahatsız edici bu. Artık bundan sonra daha dikkat edeceğim. Birinin yürüyüş şeklinden iğrenip sonra benim de öyle yürüdüğümü fark ettiğim zaman gibi, gerçekten fazlasıyla moralim bozuldu.
DEMET Sen maçtı, danstı, bilmem ne öyle zıpırca şeylere de yüz vermiyorsun.
ÖMER Belki. Ama isterdim. Dansa gidebilmeyi mesela. Turgut gibi hayatım olmasını.
DEMET Hoppala! Ne duruyorsun öyleyse? Seni tutan mı var?
ÖMER Tutan yok. Ama… bilmem… ben böyleyim işte.
Kopernik'in ne ilgisi var bütün bu işlerle?" diye Don Eligio, hasır şapkalı kafasını kaldırıp, alev alev yanan yüzünü bana çevirerek bağırdı.
"Evet, kabahat onun, Don Eligio, yani demek istiyorum ki dünyanın dönmediği zamanlarda ... "
"Hoppala, dönmediği zaman yoktu ki dünyanın!"
"Doğru değil bu. İnsanlar bilmiyordu bir zamanlar. Bu da dönmüyor demektir. Kaldı ki, birçok insan bugün de bilmiyor dünyanın döndüğünü. Geçen gün bunu, bizim ihtiyar köylüler den birine söyleyince ne dedi bana biliyor musunuz? Sarhoşlar, kabahatlerini örtmek için, dünya dönüyor derler, dedi.