Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/C9P9uR2N_DA
HEY SEN! İşte bu incelemeyle şu an senin dikkatini çaldım. Eğer bu incelemeyi sonuna kadar okursan neden sık sık odaklanma sorunu yaşadığını da detaylarıyla anlatacağım.
6 yıldır sosyal medyada çalışan biri olarak bu kitabın anlattıklarını iliklerime kadar hissettim diyebilirim. Çünkü hayatımın büyük bir bölümü sosyal medyayla ve sosyal medya kullanan insanların beğenileriyle geçiyor. İtiraf etmek gerekirse, ben de sizin dikkatinizi çalmakla görevli bir içerik üreticisiyim.
Farkında mısınız, sosyal medyaya her girdiğinizde inanılmaz bir görsel şelaleye maruz kalıyorsunuz. Her taraftan fışkıran renkler, sizin tercihiniz dışında size gösterilen videolar ve çok daha fazlası... Bütün bunlar arasında sizin dikkatiniz özgür bir iradeyle nasıl baş başa kalabilir ki?
Kitabın ismi bile dikkatimizin biz farkında olmadan çalınmasını çağrıştırıyor. Bu yüzden dikkatimiz kelimenin tam anlamıyla bizden bir hırsızın yaptığı gibi "çalınıyor." Çünkü genelde iş işten geçtikten sonra farkında oluyoruz dikkat dağınıklığımızın.
Çağımızın yaşayan filozoflarından biri olan Byung-Chul Han da Johann Hari'nin çizgisine yakın bu konularda. Çünkü o da bu çağda bir tür eylem fetişizmi ve aktiflik diktesi içerisinde bulunduğumuzu söylüyor. Yavaşlamadığımız ve hatta durmadığımız sürece kendi içimizdeki esas benliği bulmamıza da imkan yok gibi görünüyor.
Sosyal medyadan uzaklaşmak ve telefonu bir kenara bırakmak gibi çözümler bana oldukça geçici çözümlermiş gibi geliyor. Çünkü bu icatların faydalı yönlerini bulup dengeli bir şekilde kullanmayı öğrenirsek kendi kimliğimizi ve hayat görüşlerimizi de inanılmaz şekilde geliştirebiliyoruz.
O yüzden yazarın yaptığı sosyal medya
Üçüncü Dünya Savaşı sonucu dünya üçe bölünmüştür: Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya. Hikayenin konusu; Okyanusya’da geçmektedir. Okyanusya iktidar partisinin sloganı “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür”. Gerçeklik duygusu partinin “çiftdüşün” olarak adlandırdığı bir düşünce biçimi ile manipüle edilmektedir. Çiftdüşün, iki çelişik düşünceyi zihinde aynı anda bulundurabilmek, ikisini de kabullenmek anlamındadır. Böylece zihin bir kavram çorbasına dönüştürülür. Okyanusya’nın dili sadeleştirilmektedir. Sözlükten zıt kelimeler (“Kötü” yerine “iyi değil” kullanılıyor) ya da eş anlamlı kelimeler, anarşist yapılanmaya sebep olabilecek kelimeler çıkartılmaktadır. Böylece kimse Büyük Birader’e muhalefet yapamayacaktır. Dil düşüncenin yansıması olduğuna göre düşünce kodlarını iktidar belirlemeli, zihinleri dilediği gibi biçimlendirmelidir. Dil güçlü olmazsa, iletişim eksikliği olur. Bu da iktidarın işine gelir.
Kitabın ana karakteri Winston Smith, Julia ile yaşadıkları aşk neticesinde içinde yaşadığı sistemi sorgulamaya başlar ve isyan eder. Çünkü duygular, insanları mekanikleşmeden kurtarır. Zaten tam da bu yüzden Okyanusya’da aşk yasaktır. Evlilikler partinin onay verdiği kişiler arasında, sadece üreme amaçlı gerçekleştirilir. Çocuklar ailelerini ihbar etmeye yönlendirilir. Böylece aile bağları kopar ve birey güvenecek kimseyi bulamaz. Evlerin içine konulan tele ekranlar ile yüz mimiklerine kadar her şey gözetim altındadır. Her şeyi duyan bilen gören bir Büyük Birader vardır. BB’e karşı yapılacak en küçük eleştiri ya da itiraz hainlikle suçlanmaktadır. Yanlış düşüncelerde olanları düşünce polisi yakalar ve buharlaştırır.
Okyanusya’da dört bakanlık kurulmuştur: Barış Bakanlığı savaşın, Gerçek Bakanlığı yalanların, Sevgi Bakanlığı işkencenin, Varlık Bakanlığı
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,1bin okunma
Televizyon dil gelişimini ilerletmek yerine, geriletir. İletişim diyalog halinde olursa dil gelişimine katkı sağlar, ki televizyon monolog bir iletişim aracıdır.