Gençlik ve gençliğin önemi diye başlayan paragraf bitti.
Rehber ve rehberin önemi diye başlayan paragraf bitti.
İki paragrafın da öncesini aklınızda şekillenen nesnel anlamlar teşkil ediyor.
[Hoş geldiniz, merhabalardan bir demet. ≈)]
Gelelim “üstada". Bu adam kim, ne umuyor da gençliğe rehber oluşturmuş, derdi neymiş, yolu neymiş, nasılmış, neler yapmış? Başlıyoruz.
Soyadı kanunu çıkınca doğduğu yer olan Nurs köyünün ismini soyadı kabul etmiştir.
İncelemedeki paragraflar arası geçiş kopukluğu olan tek yer. ≈)
Said-i Nursi Kuran'da birçok ayetin kendisinden
söz ettiğini iddia ediyor. Örneğin, "Allah, göklerin ve yerin nurudur" diye başlayan Nur Suresi'nin 35. ayetindeki "Nur"la kendisinin kastedildiğini, yine ayette yer alan "ateşsiz yanan bir alevin" ifadesiyle de kendisinin eğitim görmeden Risale-i Nurları yazabilmesine gönderme yapıldığını belirtiyor. Güya Hud ve Enam surelerinde Allah doğrudan doğruya kendisine hitap ediyor! Yine Bakara Suresi 151 ve 269. ayetlerdeki "kendisine hikmet verilen, hikmeti öğreten ve herkese bilmediği şeyleri bildiren" kişinin kendisi olduğunu düşünüyor. (Ayrıntılar için bkz. Neda Armaner, Nurculuk, s. 14-17.)
Said-i Nursi'ye göre "dinsiz" Türkiye Cumhuriyeti "darül harp"tir.
İki Deccal Bir Süfyan
Said-i Nursi, "Barla Mektupları", "Şualar", "Risale-i Nur Sönmez", "Münazarat" ile uzun yıllar saklı kalmış (özellikle saklanmış), sadece gizli toplantılarda okunmuş, "Rumuzat-ı Semaniye" ve "Sırr-ı İnna A'tayna" risalelerinde Atatürk'e saldırmıştır. Bu saklı risaleler son zamanlarda yayımlanmıştır. Said-i Nursi'ye göre Atatürk, "deccal" ve "süfyan"dır. Bir risalesinde Atatürk'ten "Tek gözlü deccal" diye söz ediyor. (Said-i Nursi, Barla Mektupları, s. 53.)
Said-i Nursi, Beşinci Şua'da bahsettiği "deccal" ve "süfyan"ın, Atatürk