Puan vermedi·488 syf.··
2026 64. kitabı
𝘼𝙍𝘼𝘾𝙃𝙉𝙊𝙄𝘿 𝙈𝘼𝙏𝙀𝙍 Beyin ve omuriliği saran üç koruyucu zardan en içteki ince olan 𝗽𝗶𝗮 𝗺𝗮𝘁𝗲𝗿, en dıştaki sert zar olan 𝗱𝘂𝗿𝗮 𝗺𝗮𝘁𝗲𝗿 ve ortadan yer alan hassas tabaka 𝗮𝗿𝗮𝗰𝗵𝗻𝗼𝗶𝗱 𝗺𝗮𝘁𝗲𝗿. Serinin ismi,beyni ve omuriliği saran üç zar... Okudukça ben neler öğreniyorum böyle diye  kaldım. İlk kitapta karakter isimlerine takılmıştım ama ikinci kitapta öyle bir detay farkettim ki, karakterlerin  isimleri bile genellikle tıbbi terimlerden türetilmiştir. Ahh düşünün benim sürekli kendimle dalga geçerek "sağlam kalan üç ,beş beyin hücrem vardı onlarda öldü" :) diyordum artık zirve yaptı nöronlarım. Evet serinin ilk kitabı öyle bir final yapmıştı ki, ikinci kitabına ara vermeden başladım. Ve sanırım ara vermeden serinin son kitabını okuyacağım zira çok merak ediyorum. Çünkü hâlâ olaylar netleşmedi, sorularıma cevaplar bulamadım ve bu beni ciddi anlamda deli ediyor. Azıcık bir ipucu yakalayamadım ne olacak bilmiyorum. Devam kitabında olaylar derinleşirken, karakterler de derinleşiyor ve daha çok bilinçli ve olaylara hakimiyet açısından farkındalıkları var. Okurken bir çok kere durdum ve düşündüm kitabın ilk basım tarihine baktım, yaşanılan olaylar günümüz olayları, acaba dedim :) Ama ztn bu yaşanılanlarda insanların az çok farkında olduğu ama adını bilmediği yapısal ve büyük güçlerin etkileri değil mi?  Teknoloji ile bilim'in bu denli sınır uçlarda olması şaşırtmıyor. Sinirbilimsel gerçeklerin, belirli bir kurgu ve hayali karakterler eşliğinde okuyucuya sunulduğu bir roman türü olan bu seri de bilimsel bilgileri akıcı bir hikaye ile harmanlıyor yazarımız.  İnsan beyninin çalışma prensiplerini, nörolojik süreçleri ve insan ilişkilerini bilimsel verilerle kaleme alıyor.  Küçük bir olayın parçası gibi görünse de kökleri çok derinlere uzanan, karakterlerin hayatlarının iç içe geçtiği çok
Arachnoid MaterSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 202011bin okunma
Biri kurt, biri insan olan
Puan vermedi
Şair ve ressam olan Hermann Hesse, aynı zamanda edebiyat ve sanat aracılığıyla hayatı anlamlandırmaya çalışan ve yazarlığı ön planda olan bir sanatçıdır. 1877 yılında Almanya’da doğan Hesse, Bozkırkurdu romanını iki dünya savaşı arasında, 1927 yılında yazmıştır. Modern dünyanın yıpratıcı, ezici, yok edici etkileri ile mücadele edebilmek için kişinin öz benliğini, yeterli ve etkin olma duygusunu geliştirmesi görüşünü benimseyen Hesse, romanlarında da bu durumu ön plana çıkarır. Romanlarındaki karakterler iç dünyalarında hesaplaşmalar yaşayan karakterlerdir. Hesse’nin Bozkırkurdu romanındaki ana karakter Harry Haller de, psikolojik karakter analizleriyle karşımıza çıkmakta ve aynı zamanda otobiyografik özellikler taşımaktadır. Eserde Hesse’nin kişisel düşünceleri, ruhsal çözümlemeyle, parçalı bir roman niteliğinde ele alınmakta ve kendisine oda kiraladığı evin sahibinin yeğeni tarafından rivayet edilen bir önsöz ile başlamaktadır. Bir pansiyonda oda kiralamak isteyen Harry Haller – Bozkırkurdu, düzenli bir yaşam süren, önceleri Harry’den hoşlanmayan ancak sonrasında onunla bir bağ kuran pansiyon sahibi bayanın yeğeninin tanıtım ve gözlemleriyle aktarılmaktadır. Sonrasında ikinci anlatım, ana karakter Harry tarafından devam etmektedir. Harry’nin gündelik yaşamı, düşündükleri, hissettikleri, yabancılıkları, hayata ve burjuvaziye ilişkin görüşleri bu bölümde ana karakterin ağzından okuyucuya sunulmaktadır. “Bozkırkurdu Üzerine İnceleme” başlığı altında üçüncü bir ağızdan Harry’nin analizi, intiharı düşünen bir insanın ne yaşayabilmesi, ne ölebilmesi, izole bir hayatta çoklu ruh hallerinin değişimi üzerinden aktarılmaktadır. Son bölümde roman, yeniden ana karakterin anlatımıyla, yeni arkadaşlıkları ile hayatın anlamını arayışı ve bir anlamda kendine gelişiyle devam
Kitap Alıntısı
BozkırkurduHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20229,7bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·118 syf.··
2025 151. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2025 07:27
AYIN AVUCUNDAKİ GÜNEŞ - ALİ MURAT BİNARK, “Çocuklarımız bizim için ‘onlar adamdı’ diyecekler.” Ali Murat Binark’ın Ayın Avucundaki Güneş kitabı, 13 hikâyenin iç içe geçtiği; iyilik ve kötülüğün, merhamet ve zulmün, insanın bitmeyen mücadelesinin anlatıldığı derin bir yolculuk… İncirin Altındaki Sarı Çizgi Huzurevi Kaybolanlar Siyah Kapılar Kelaynak Ayın Avucundaki Güneş Kar Küresi Halidakiler Sofra Davetiye Yağmur Duası Müzik Çalmaya Devam Ediyor Kitap, hayatın telaşesini, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan insanın bitmeyen devinimini anlatıyor. Hepimizin aynı çizgide ilerlemek zorunda bırakıldığı düzeni, bozulduğu anda ortaya çıkan gerçek yüzleri… İkili ilişkilerin kırılganlığını, insanın içsel yolculuğunu, yer yer felsefi bir tatla, yer yer de tasavvufi bir solukla harmanlıyor. Bazı hikâyelerde küçük fantastik dokunuşlar da hissediliyor. Bir başka bölümde idamı bekleyen kahramanlar üzerinden derin bir atmosfer kuruluyor: Ali’yi astıkları gün hava bulutlu, Cemil’in güneşli, Mahmud’un rüzgârlı, Ebubekir'de yağmurlu, İbrahim’de ise sis çökmüş…
Ayın Avucundaki GüneşAli Murat Binark · Şule Yayınları · 202410 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2022 264. kitabı
Sanık, Yılmaz Güney’in Selimiye Üçlemesi’nin üçüncü ve son kitabıdır. İthaki Yayınları tarafından yayımlanan bu eser, Güney’in 1972-1974 yılları arasında Selimiye Cezaevi’nde geçirdiği döneme dayanan otobiyografik bir anlatıdır. 1975 yılında ilk kez basılan kitap, Güney’in hapishane deneyimlerini, adaletsizlik ve sorgulama süreçlerini derinlemesine işler. Eser, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde adalet arayışını ve sistemin baskıcı yapısını eleştirir. Sanık, Güney’in Selimiye Cezaevi’nde geçirdiği dönemi temel alan bir anlatıdır ve bir mahkûmun, Yaşar adlı karakterin gözünden cezaevi yaşamını, sorgulamaları ve adaletsizlikleri aktarır. Kitap, Güney’in kendi deneyimlerinden yola çıkarak, bir “sanık” olarak sistemle yüzleşmesini ve bu süreçteki psikolojik ve politik çatışmaları işler. Eser, bir yandan bireyin içsel dünyasını ve öz eleştirisini, diğer yandan toplumsal düzenin adaletsizliklerini gözler önüne serer.Hapishane koşulları, gardiyanların baskısı, sorgulamalar ve mahkûmların dayanışması gibi unsurlar, Sanık’ta çarpıcı bir şekilde tasvir edilir. Güney, eserdeki anlatımıyla, bireyin sistem karşısındaki çaresizliğini ve direnişini güçlü bir dille ortaya koyar. Kitap, aynı zamanda Güney’in sanat ve mücadele anlayışını yansıtan bir manifesto niteliğindedir. Sanık, Güney’in edebiyatta ve sinemada gerçekçilik anlayışını yansıtan bir eserdir. Yazar, yalın ama etkileyici diliyle, hapishane koşullarını ve bireyin sistemle mücadelesini çarpıcı bir şekilde aktarır. Güney, sanatı bir direniş ve bilinçlendirme aracı olarak görür; Sanık da bu anlayışın bir örneğidir. Eser, Güney’in politik duruşunu ve ezilenlerin yanında yer alma kararlılığını net bir şekilde ortaya koyar. Sanık, Güney’in 1972-1974 yıllarında, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi militanlarına yardım
SanıkYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017639 okunma
Puan vermedi·111 syf.··
2022 245. kitabı
Yılmaz Güney’in Hücrem kitabı, 1975 yılında yayımlanan ve Selimiye Üçlemesi’nin ilk kitabı olan otobiyografik bir eserdir. İthaki Yayınları tarafından basılan bu eser, Güney’in 1972-1974 yılları arasında Selimiye Cezaevi’nde geçirdiği döneme dayanan deneyimlerini ve içsel sorgulamalarını yansıtır. Kitap, aynı zamanda Güney’in sanat anlayışını ve toplumsal mücadele perspektifini ortaya koyan bir manifesto niteliğindedir. Hücrem, Güney’in Selimiye Cezaevi’nde geçirdiği dönemi temel alır ve hapishane yaşamının zorlu koşullarını, bireyin yalnızlığını ve içsel çatışmalarını işler. Eser, Yaşar Yılmaz adlı anonim bir karakter üzerinden anlatılır. Bu karakter, cezaevinde önüne konan boş kâğıtları doldurması için baskı görürken, kendi geçmişini sorgulamaya başlar ve gecikmiş bir öz eleştiri sürecine girer. Kitapta, Güney’in kendi hayatından izler taşıyan bu karakter, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde adaletsizlik, sömürü ve direniş temalarını ele alır. Kitapta, bir gardiyanın şu sözleri dikkat çeker: “Akşama kadar yazacaksın. Beğenirlerse su, yemek ve cıgara verilecek. Komutanım söyledi. Kaç zamandır buradayım, konuşmayan adam görmedim… Akılsızlık etme. Yaz da kurtul.” Bu diyalog, cezaevindeki baskı ve psikolojik şiddetin boyutlarını yansıtır. Ancak Yaşar Yılmaz, “Ne yazayım? Bir suçum yok ki benim,” diyerek direncini ortaya koyar. Bu, Güney’in kendi duruşunu ve mücadeleci kimliğini yansıtan bir sahnedir. Yılmaz Güney, Hücrem’de edebiyatı bir mücadele aracı olarak kullanır. Eser, onun Yeşilçam sinemasına getirdiği gerçekçilik anlayışını yazılı forma taşır. Güney’in otobiyografik anlatımı, hapishane koşullarını ve dönemin siyasi atmosferini çarpıcı bir şekilde aktarırken, aynı zamanda bireyin iç dünyasına da derinlemesine bir bakış sunar. Kitap, Güney’in politik duruşunu
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017512 okunma
10/10
·432 syf.·
2025 108. kitabı
Öncelikle yazarımızın kalemin sağlık... Bu yazı bir kitap yorumu değil, bir iç konuşmadır. “Kibrit”i okudum ama asıl kendimi yeniden yazdım... Sevgili Kibrit, heyy... Hani derler ya, onu ilk gördüğümden beri tanıyormuş gibi hissediyorum. Sen benim için öyleydin. İlk başlarda çok kaçtım senden. Daha doğrusu dilimin varmadığı gerçeklerin sende ses bulmasından kaçtım. Benim için çok özel bir yerin olacak. Bana göre her hikaye, her kitap bir yaşanmışlıktan doğar ve bir şarkıya sahiptirler. Senin gerçek hikayen nedir bilmiyorum ama o gerçeğin çoktan ruhumda yer edindiğine eminim. Roman yazım dili olarak süslü cümlelerden uzak ama anlamasını bilen için en güzel, en derin cümlelerden. Her bir okuyuşunuzda içinize yer edinecek tarzdan. Bazı kitaplar vardır, kalbine sessizce sokulur; sonra bir bakmışsın, bir cümlesiyle kendine tutulmuşsun. Cemal Latifoğlu’nun Kibrit adlı romanı da tam olarak böyle: İncecik cümlelerle, içimizde taşıdığımız ama adını koyamadığımız bir yarayı usulca kanatıyor ve o kanamayı şiire çeviriyor. Kitabın ana karakteri Kutay, dışarıdan asi ve soğuk görünse de, içinde yankılanan sessizliklerle baş etmeye çalışan bir genç. Yıllardır kendine bile söyleyemediği sorularla boğuşuyor. “Sevilmeye değer miyim?” diye fısıldıyor satır aralarında. Hayatla arasına mesafe koymuş bu çocuğun iç dünyasına, blogunda yazdığı yazılar sayesinde giriyoruz. Ve bir gece, beklenmedik bir ses yankılanıyor ekranında: “İzmarit.” O andan itibaren Kutay’ın kibritinin ucu yanmaya başlıyor. İzmarit, sadece bir kullanıcı adı değil. Kutay’ın içindeki karanlıkla sessizce konuşabilen, kelimelerle değil, hislerle yaklaşabilen biri. İzmarit’in ona gönderdiği her mesaj, aslında bir iz: söylenememiş cümlelerin, bastırılmış duyguların, bir başka yalnızlığa dokunma çabası. Kibrit ruhumuzunu
KibritCemal Latifoğlu · Ephesus Yayınları · 2023868 okunma