Cebeliâmil'den daha fazla aşiret barındıran Bekaa Vadisi, Şii öğretisinin kutsal ve mahrem geleneklerinin aynı oranda paylaşıldığı bir yer değildi. Daha ziyade, vadiye yayılmış bir halde bulunan, eski çağlardan kalma mezarlar ve Roma döneminden kalan mabetler, kırsalda yaşayan çiftçi ya da göçebe toplulukların ibadet mekânlarını teşkil ederek dini manzarayı şekillendiriyordu. Bu mekânlardan en önemlisi, İncil'de de adı geçen Nuh'un mezarının bulunduğu ve ortaçağdan itibaren Şii toplumuyla özdeşleştirilmiş ve Şii öğretisinin merkezlerinden biri olarak ön plana çıkmaya başlamış olan Kerek Nuh'tu. Kerek Nuh, Memlük yönetimi altında iken, Güney Bekaa'nın (Bekâülaziz) idari merkeziydi. Bu türbe için kurulmuş olduğu bilinen en eski vakıf, bir Memlük subayı olan Seyfeddin Tenkiz el-Hüsâmî tarafından 1331'de kuruldu; 1439'da bir Memlük yardımcı kuvvetleri komutanı olan Kerek Nuh şeyhi Şam'da bir güruhun saldırısına uğradı ve Râfizî olduğu gerekçesiyle öldürüldü. İlk Safevî şeyhülislamı Abdü'l-Ali ve di- ğer birkaç İranlı din adamı, aslen Kerek Nuh bölgesinden olmalarına rağmen, bu duruma Osmanlılar tarafından özel bir önem atfedilmediği anlaşılıyor. Osmanlı hâkimiyetinin ilk yıllarında Bekaa'yı denetim altında tutan Bedevi Haneş emirleri, Hüseyin İbnü'l-Harfûş ve yerel âyanlarla birlikte Kerek Nuh Vakfı'nı geliştirdi ve 1528 yılı dolaylarında, vakfın idaresini veraset yoluyla devredilmek üzere Şii Alvan ailesine bıraktı.
Sayfa 81 - Bekaa Vadisi’nde Şiilik·Kitabı okudu
Alıntı
Aslında Mesnevî'nin özel adı Hüsamî-name'dir. Bu ismi, Mesnevî'yi not eden sevgili dervişi ve halifesi Hüsâmeddîn Çelebi'ye atfen Mevlânâ'nın kendisi önerir, daha sonraki yıllarda bu muhteşem eser Mevlevî dervişleri tarafından, Kur'an'ı açıklayıcı anlamında Keşşâfü'l-Kur'an veya Mesnevî-i Manevî olarak da adlandırılır.
Sayfa 21 - Albaraka Yayınları, 1. Baskı, Kasım 2022, İstanbul·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mesnevî çoğunluğun düşündüğü gibi Mevlana'nın eserlerinin adı değil; her iki mısraı birbiriyle kafiyeli, konusu hikaye veya destan olan bir şiir formudur. Mesnevilerin en meşhuru Mevlânâ'ya ait olduğu için onunla özdeşleşmiştir. ... Bu yanlışlığın bir diğer nedeni de Mesnevî formundaki eserler özel bir adla anılırken, Mevlana'nın eserinin sadece Mesnevî olarak bilinmesidir. Aslında Mesnevînin özel adı Hüsamî-name'dir. Bu ismi Mesnevî'yi not eden sevgili dervişi ve halifesi Hüsameddîn Çelebi'ye atfen Mevlana'nın kendisi önerir, daha sonraki yıllarda bu muhteşem eser Mevlevî dervişleri tarafından, Kur'an-ı açıklayıcı anlamında Keşşafü'l Kur'an veya Mesnevî'i Manevî olarak da adlandırılır.
Sayfa 21 - Albaraka Yayınları·Kitabı okudu
Mengütimuriyye Medresesi: Emir Seyfeddin Mengütimur el-Hüsâmî (ö. 698/1298) tarafından yaptırılan ve onun ölümünden birkaç ay önce tamamlanan bu medrese, 57 dokuzuncu asırda hâlâ ayaktaydı ve içinde hadis dersleri de yapılıyordu. İbn Hacer burada Şerefüddin Muhammed b. İzzeddin Muhammed İbnü'l-Küveyk'ten Sahih-i Müslim'i dört mecliste okumuştur. İbn Hacer'in kendisi de, ömrünün son günlerinde evine çok yakın olan bu medresede hadis dersi vermiştir.
Sayfa 43
1000 Kitap
Mesnevi Hakkında Bilgi
MESNEVÎ Mevlânâ'nın Mesnevî'si "mesnevî”34 tarzıyla yazıldığı için bu adla anılmaktadır. Mevlânâ, Mesnevî'sinde eserini "Mesnevî" / "Hüsâmî-nâme" / "Saykalü’l-ervâh” (Ruhların Aynası) gibi sıfatlarla anmasına rağmen, ona özel bir isim vermemiştir. Buna rağmen Mesnevî-yi Ma’nevî eserin tam ismi olarak kabul edilir; Mesnevî-yi Şerîf ismiyle de bilinir. Mesnevî, Mevlânâ'nın en yakın mürid ve dostlarından Çelebi Hüsâmeddîn'in ricâsı üzerine yazılmaya başlanmıştır, Rivâyete göre, Çelebi Hüsâmeddîn bir gün Mevlânâ'ya, âşıkların (müridlerin) Hakîm Senâîinin, Ferîdüddîn-i Attâr'ın kitaplarını okuduklarını, gönlünün buna râzı olmadığını; onlar için tarîkati ve tasavvufu anlatan bir eser yazma zamânının geldiğini arz etti. Esâsen aynı şeyler Mevlânâ'nın da aklından geçen düşüncelerdi. Mevlânâ sarığının arasından Mesnevî’nin ilk on sekiz beyitinin yazılı olduğu bir kâğıt parçası çıkardı ve Hüsameddîn Çelebi'ye uzattı. Mevlânâ râzı olmuştu, fakat bir şartı vardı: O söyleyecek, Hüsameddîn Çelebi yazacaktı. H. Çelebi bunu canla başla kabul etti ve hemen işe koyuldular.35 Gece gündüz demeden, Mevlânâ söylüyor, Hüsâmeddîn Çelebi yazıyordu. Böylece birinci cilt tamandandı (660/1262).36 Mesnevi’nin ikinci cildine hemen başlanmadı. Çünkü bu esnâda Çelebi Hüsâmeddîn'in hanımı vefat etmişti. İkinci cilde, iki yıl aradan sonra, 662/1264 yılında başlandı ve fâsıla verilmeksizin, 666/1268 yılına gelindiğinde Mesnevî'nin VI. ve son cildi 37 tamamlanmıştı. 38 Yazılan yerler Mevlânâ'ya arz ediliyor, gerekli düzeltmeler yapılarak metinlere son şekli veriliyordu. Mesnevî, hikâyelerden oluşmaktadır. Mevlânâ, tasavvufî düşüncesini ve tarîkat anlayışını bu kısa, bazan da uzun hikâyeler yoluyla aktarmaktadır ki, bilhassa kısa hikâyecilik modern edebiyatta bile çok tutulan39 bir edebî yazım
Sayfa 40 - insan yayınları·Kitabı okudu
Din
Bir de, Terzi Hüsam’ı hatırlıyorum onlarla karşılaşınca. Terzi Hüsam dediğim Hüsam, bundan otuz yıl önce, bizim kasabanın en iyi terzisiydi. Elleriyle birlikte sürekli aklını da çalıştırırdı çünkü ve onun dükkânı günün her saatinde kum gibi müşteri kaynardı. Siparişleri yetiştirebilmek için, gecenin geç saatlerine dek ha bire çalışırdı bu yüzden. Tela takar, teyel çeker, ütü basar, ya da kumaşları keskin kenarlı sabun parçacıklarıyla çizerek tahta masanın üzerinde kesim yapar dururdu. Biz yeniyetmeler de, dükkândaki tahta sandalyelerin üstüne sıralanıp kimi zaman horozlar ötünceye dek ona arkadaşlık ederdik. İşte bu Hüsam, güzel olmuş mu bakın bakalım diye, bir gün bize dikip bitirdiği ceketlerden birini göstermişti. Dikkatle baktıktan sonra biz de, “Her yanı çok güzel de, omzunda pot var abi,” diye onu uyarmıştık hemen. “Biliyorum,” demişti Terzi Hüsam, “ama, onu bilerek yaptım ben. Aslında, ceketin güzelliğini o pot gösteriyor size. Gözünüz için hazırlanmış bir fenerdir o pot. Yakıtı da, gözün zaafıdır.”
Sayfa 17 - everest·Kitabı okudu