Âlem-i küfür bütün vesaitiyle ve medeniyetiyle, felsefesiyle, fünunuyla, misyonerleriyle âlem-i İslâm'a hücum ve maddeten uzun zamandan beri galebe ettikleri halde âlem-i İslâm'a dinen galebe edemedi.
Ve dâhilî bütün fırak-ı dâlle-i İslâmiye, birer kemmiye-i kalile-i muzırra suretinde mahkûm kaldığı ve İslâmiyet metanetini ve salabetini sünnet ve cemaatle muhafaza eylediği bir zamanda, lâübaliyane, Avrupa medeniyet-i habîsesinden süzülen bir cereyan-ı bid'akârane sinesinde yer tutamaz.
Demek âlem-i İslâm içinde mühim ve inkılabvari bir iş görmek; İslâmiyet'in desatirine inkıyad ile olabilir, başka olamaz.
Hem olmamış, olmuş ise çabuk ölüp sönmüş.
İslâmiyet, iltizamdır; iman, iz'andır. Tabir-i diğerle: İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir.
İman ve Küfür Müv.
Avrupa, Tanzimattan beri aynı emelin kovalayıcısıdır: Türk aydınında mukaddesi öldürmek. Mukaddesi yani İslamiyeti. Bu mukaddesin yerine kendi mukaddesini aşılayamazdı.çünkü misyonerlerin hedefi Devlet-i Âliyye'yi Hristiyanlığa kazanmak, yani Devlet-i Âliyye ile bütünleşmek dagil, ezeli düşmanını "etnik" bir toz yığını haline getirmekti, istediği kalıba sokacağı şuursuz ve iradesiz bir toz yığını. Kaldı ki İslam'a teklif edeceği bir mukaddesi de yoktu Avrupanın. Tahrip ameliyesi hiç değilse aydınlar kesiminde tam bir başarıya ulaştı.
Aşk, şiddetli bir muhabbettir; fâni mahbublara müteveccih olduğu vakit ya o aşk kendi sahibini daimî bir azab ve elemde bırakır veyahut o mecazî mahbub, o şiddetli muhabbetin fiatına değmediği için bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılab eder.
İman ve Küfür Müv.