Bâyezîd-i Bistâmî demiştir ki:
"On iki sene nefsimin başında demircilik yaptım. On beş sene kalbimin aynasını
cilâlamakla meşgul oldum. Bir sene, nefisle kalbimin arasındaki vaziyeti gözetledim; bir de baktım ki belimde bir zünnar/şirk bağı var. Bu defa beş sene onu kesmek için çalıştım; onu nasıl keseyim diye düşündüm. Sonra bana işin gerçeği keşfoldu; bütün halkı ölmüş kabul ettim; hepsinin üzerine dört tekbir getirdim, cenaze namazlarını kıldım."
Alangu'nun yürek yakıcı bir saptayımı var:
"Buradaki Yusuf, Kürk Mantolu Madonna'nın târik-i dünyası Raif, İçimizdeki Şeytan'daki Ömer, hepsi bir tek insandır, 'atını sürüp dağlara doğru gider.' Yarattığı kişilikleri, sonları ile sanatçının âkıbeti arasında ne derin ve düşünceli bir benzerlik var!"
-Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evladım!
Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.
Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun..
Hele dinlen azıcık, anlaşılan yorgunsun.
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın..
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.
Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım
Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.
Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,
Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne!
O zaman nim açılıp perde-i zuşmet, nâgâh,
Gördü bir sahne-i üryan-ı sefalet ki nigâh,
Şâir olsam yine tasviri olur bence muhâl:
O perişanlığı derpiş edemez çünkü hayâl!
perde-i zulmet: karanlık perdesi
sahne-i üryan-ı sefalet : çıplak yoksulluk sahnesi
nigah: göz
nâgâh: birden, ansızın
muhal: imkansız
derpiş: göz önünde canlandırmak
Allah seni başarıya erdirsin ve doğru yola ulaştırsın, bilmelisin ki kendiliğinde bulunduğu hâl üzere âleme baktık; onun hakikatini, mebdeini ve kaynağını öğrendik. Onu ayrıntılı bir şekilde inceledikten sonra, ilâhi mertebeden âlemde neyin ortaya çıktığı üzerinde düşündük. Gördük ki ilâhi zat, oluş, emir ve yaratılış âlemiyle herhangi bir ilişkiden veya herhangi türdeki bir ilgiden münezzehtir. Çünkü hakikat böyle bir durumu kabul etmez.
Bunun üzerine bu âlemde hüküm süren ve etkin olan şeye baktık; gördük ki güzel isimler (esmâ-i hüsnâ), bütün âlemde hiçbir gizliliğin kalmayacağı açıklıkta ve tümel bir şekilde ortaya çıkmıştır. Onlar âlemde -zatlarıyla değil hükümleri ve eserleriyle bulunmuş; hakikatleriyle değil, misalleri ve sırlarıyla ortaya çıkmıştır. Biz de mukaddes zatı bulunduğu mukaddeslik ve münezzehlik hâlinde bıraktık.