bu kitabı okumamdaki en büyük etken çevremdeki herkesin murat menteş’i dublörün dilemması ile tanıyıp hakkında yorumlar yaparken benim bu konuda hiçbir fikrimin olmamasıydı. kitap dedikleri kadar şaşırtıcı, yok artık, süper, inanılmaz kelimelerinin anlamlarını bana TDK’den sonra ikinci kere gösterdi.
kitabın konusuna gelince; ne yok ki arkadaş. aşk, ihanet, kimsesizler yurdunda büyümüş bir çocuğun o tecrübelerle hayata karşı tutunduğu tavır ve acıları. ama konuyu daraltmak gerekirse; nuh tufan adındaki kimsesizler yurdunda büyüyen ve albino olduğu için kimse tarafından evlat edinilmeyen konservatuar öğrencisinin para kazanmak için yapmaya çalıştığı işler ve bu işler sonucunda kendi başına açtığı belalardır.
'' hatip güzel söylemişti:'' inananlar için her çağda bir nuh'un gemisi vardır..,, amenna. acaba yüzümüzdeki bu tuhaf maskelerle, bizi kurtaracak bir gemiye binebilecek miydik?,,
allah vergisi yetenek ve kaabiliyetiyle çıkan bir roman.. eserin kıymeti de burdan doğuyor. hem belirli kişi ve çevreyi almış, hem de hayâli, yaratılmış kişilerin hayatı gibi bir sağlam roman akımı.
murat menteş 'in anlatımı demir leblebi.. her cümlesi, her bölümüyle kafa yorulmuş, üstünde nakkaş gibi işlenilmiş ve asıl önemlisi anlayıp tadına varmak için de yine bir nakkaş gibi incelikle çalışıp düşünülmesi, sindire sindire duyulması gereken bir üslup..
kişiler, bırakın temel kişinin ruh hâletlerinin çeşitli nüanslarını, yaşayışın her hareketine verilen mânâ ve inceliği , öteki plandakiler bile hep kendi hayatlarını yaşayan, sağlam ve oturmuş; karakteri belli ve canlı tipler.. hele hele nuh tufan.. hem insan, hem maskeli bir figür.. franz kafka 'nın yarı tanrısal figürleri ya da dorian gray'in portresi'ndekine benzer maskenin, geçici boyaların, aldatmacanın son bulması gibi..
isimleri