YANLIŞ GİDİYORUZ
İlçe Ortaokul Almanca Öğretmeni bir arkadaşına şu mektubu yazıyordu:
Sevgili..............
Burda boğuluyorum artık. Edebiyat yapmıyorum. Gerçekten boğuluyorum, hava yetişmiyor, soluğum kesiliyor. Hıdırlık Doruğu'nda insanı yere çalan sert yel bile, ciğerlerime boğucu gaz gibi doluyor. Ancak kendimi bilmemesiye, kendimi yitiresiye içtiğim zaman rahat ediyorum. Her sabah dilim paslı, ağzım acı, beynim uyuşuk uyanınca, bir daha içmiyeyim diyorum.
Kendi kendime söz veriyorum. Şöyle bir silkinmek, kendime gelmek istiyorum. Olmuyor. Günle birlikte yeniden boğulmaya başlıyorum, havasızım, havasız... Buraya gelirkenki coşkunluğumu yitirdim, içimden taşıp akan su, ölü toprağında göllenip bataktandı.
Beni kınıyorsun, değil mi? Burdan bir kurtulsam, ben de kendimi kınayacağım, ikinci yıl bitti işte.'.. Kişi dev olsa, bu işin üstesinden gelemez. Uyuştum, kaldım. Ben de onlara şimdi onlar gibi, anlamsız anlamsız gülerek,
— N'ööriyon heyri? diye hal hatır soruyorum:
Onlar da bana, — N'ööriyon heyri? diye halhatır soruyorlar.
—Ağlıyak da gözden mi olak... diyorlar.
Dizden, gözden olmadan başkası yok, bu bir çıkar yol mu?
Çözümlenmedi gitti şu sorun, baş tacımız halka mı inecekmişiz, halkımızı kendimize mi yüceltecekmişiz, her neyse bişeyler yapacakmışız... Büyük şehirlerde oturup, halk için düşünmek ne kolay... Buraya gelmeden önceki iyi niyetli aptallığımı, düşünüyorum, içimi bir halk dalkavukluğu kaplamıştı. Bizi nasıl kandırdılar, aldattılar, sonunda, halk dalkavuğu yaptılar. Halk bilir, halk herşeyi bilir, halkta büyük bir sezgi vardır.
Yalan, hepsi yalan... «Halk herşeyi bilir» demek dalkavukluğu bile, halkı kendilerinden ayrı, bambaşka, umacı koskocaman bir dev yaratık görmek değil de nedir? Yalandan halkı sever göründükçe halka dalkavukluk ettikçe, bu