Bu kitap yazarla tanışma kitabım oldu, geç kalınmış bir tanışma. Tanpınar'ı çok seven bir okur olarak bu kitaba başladığım andan itibaren anlatımdan Tanpınar kokusu aldım ve bu beni heyecanlandırıp mutlu etti. Eski kelime kullanımına bayılan bir okur olarak bu kitabın anlatımına bayıldım. Eski kelimelerin sıkça kullanılması dahi bu güzel anlatıma zarar vermemiş. Anlatım o kadar lezzetli ki sanki her an bir film izliyormuşum hissine kapıldım. Tüm kitabı hayalimde canlandırarak okudum ve katiyen hikâyeden kopmadım. Tüm bunların yanında aktarımdaki masalsılık, birkaç tutam büyülü gerçekçilik ve gerçeküstücülük bana muazzam keyif verdi.
Kitapta her şeyden biraz var ancak bu her şeyden biraz, bir şeyden hiçbir şey durumunu ortaya çıkarmamış; aksine çok iyi harmanlanmış nefis bir yemek oluşturmuş diyebilirim. Çok merak uyandırıcı bir serüvenle başlayan kitap savaş öncesinin toplumda yarattığı psikolojik çöküntüyü, zorunlu göçlerin meydana çıkardığı ayrılık acılarını, açlığı ve kıtlığı tüm gerçekliğiyle gözler önüne sermiş. Savaşın toplumda açtığı derin yaraları yüreğimizin en kuytu odalarında dahi hissetmemizi sağlamış.
Aşk'ın en saf halini. ayrılıkları ve kavuşmaları kaderin kalemiyle resmetmiş bu kitap. Her ne kadar birçok dramatik konu işlenmiş olsa da anlatıcının Setterhan ve Zehra'ya safiyetle baktığı gibi, ben de kitabı bitirdikten sonra safiyetle baktım. Bu kitap okurken ve okuduktan sonra sadece temiz duyguları, saflığı ve temizliği ortaya çıkarıyor.
Tavsiye ederim.