Kelime Dokunuşu
Ey, içecek ne beklersin? Boş bardağı görmez misin? Hadi hemen doldur da, Keyfi yerine gelsin valinin. Doldur hadi, doldur ki. Bunca hazırlık boşa gitmesin.
Sayfa 204 - Nisyan·Kitabı okuyor
Şiir
Bırak Yapsınlar Teorisi'ni kendi duygularınızı sağlıklı işlemek için nasıl kullanacağınızı anlatayım: Duygularınızın coştuğunu hissettiğinizde bırakın coşsunlar. Öfkeye, hayal kırıklığına, incin­meye, üzüntüye, kedere, gözyaşlarına ve başarısızlık duygularına izin verin. Bırakın. Sonra da tepki vermemek için Kendinize İzin Verin. Telefo­nunuza uzanmayın. Televizyonu açmayın. İçecek hazırlamayın. Buzdolabını açmayın. Ve yüksek sesle ağlamayın, kimseye mesaj atmayın. Sadece duygularınızı fark edin ve bırakın yükselsinler. Bırakın duygularınızın coşsun çünkü bir kere yükselmişlerse elbet sakinleşirler de.
Sayfa 152 - Peki ya sorun sizseniz?·Kitabı okuyor
Reklam
Gazel 315
"Elimden gelirse sevgiliyle oturacak, vuslat şarabını içecek, hayat bahçesinden gül dereceğim."
Friedrich Nietzsche
Olanaksız sınıf. — Yoksul, neşeli ve bağımsız! — hepsi bir arada olanaklı; yoksul, neşeli ve köle! — bu da olanaklı, — fabrika boyunduruğuna girmiş işçilere söyleyecek daha iyi bir şey bulamıyorum: Bunu bir ayıp olarak görmediklerini düşünelim, yani şimdi nasılsa öyle, bir makinenin vidaları gibi, insana has buluş sanatının boşluklarını dolduran biri gibi kullanılıyor olmak! Daha yüksek bir ücretle sefilliklerinin önemli bir kısmının, yani o kişiliksiz uşaklıklarını kastediyorum, ortadan kalkacağına inanmaları ne kadar üzücü! Yeni bir toplumun makineleşmiş düzeninde kişiliksizliğin artırılması ile kölelik ayıbının bir erdeme dönüştürülebileceğine kanılması ne kadar üzücü! Artık insan olmanın değil, vida olmanın bir fiyatı olması ne kadar üzücü! Hepsinden önemlisi olabildiğince çok üretip, olabildiğince zengin olmak isteyen ulusların şimdiki çılgınlığının siz de suç ortağı mısınız? Sizin yapmanız gereken iş, onlara başka bir fatura uzatmaktır: Ne kadar çok manevi değer böylesine yüzeysel bir amaç için fırlatılıp atılıyor! Özgürce nefes almanın ne demek olduğunu bile bilmiyorsanız, manevi değeri nereden bileceksiniz? Kendinizi güç bela kontrol bile edemiyorsanız, bozulmuş bir içecek gibi sizden nefret edildiğini bilmiyorsanız, gazetelere kulak verip, zengin komşulara yan gözle bakıyor, gücün, paranın ve fikirlerin hızlı yükseliş ve düşüşüyle uyarılıyorsanız, pek fazla şeye sahip olmayan felsefeye, bu bir şeylere ihtiyaç duymayan felsefenin açık sözlülüğüne inanmıyorsanız, size göre bir din adamına yakışan sade ve huzurlu bir yoksulluğun, işsizliğin ve bekarlığın seçilmesi, kahkahalarla gülünmesine neden oluyorsa. Buna karşın sizleri olağanüstü umutlarla heyecanlandırmak isteyen sosyalist fare avcılarının düdüğü kulaklarınızda çınlıyorsa? Sizin hazır olmanızı
Felsefe
Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
Tabiki de evet
"İşin kötü tarafı ne, biliyor musun? En az yarım saatlik yolumuz var ve bu yağmurda taksi bulmamız imkânsıza yakın." Gözlerimi ondan alıp yağmur damlalarının indiği gökyüzüne çevirdiğim sırada beni yağmurdan koruyacak ceketi tepemde be-lirdi. Yeniden ona baktığımda ceketini ikimizin başının üstüne açtığını ve yarısı ıslanmış beyaz tişörtüyle dibimde olduğunu gördüm. "Bunu yapmana gerek yoktu." "Var." "Şimdi benimle, evimde kahve içecek misin, Ekin?" Hayatımda sadece iki kere gördüğüm, kim olduğunu bilmediğim ve adını henüz yeni öğrendiğim bir adamın evinde kahve iç mek mi? Tam benlik bir aptallık gibi görünüyordu.
Sayfa 42 - Poyraz & Ekin·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam