Masallar

7,0/10  (5 Oy) · 
23 okunma  · 
2 beğeni  · 
821 gösterim
... Hermann Hesse, masallarla ilgili olarak şöyle der: "Hayalgücü ve duyguları paylaşabilme yeteneği, sevginin türlerinden başka bir şey değildir." Masallar 1920 yılında ilk kez yayımlandığında Oscar Loerke şöyle yazıyordu: "Ozan Hesse insanın en akılsızca, en bilgece isteklerini somut olarak sergiliyor...
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2017
  • Sayfa Sayısı:
    256
  • ISBN:
    9789750733864
  • Orijinal Adı:
    Die Mürchen
  • Çeviri:
    İris Kantemir
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Murat Sezgin 
 22 Oca 15:05 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 8/10 puan

“Masalların insanları yeşil bir yaprağa oturtup, hadi beni izle diyen bir bahar havası var çoğu zaman.” Kübra A. />

Baştaki söz ne güzel. Masallar, masallar, masallar. İçinde huzurla yaşayabildiğimiz büyük renkli evrenler. Adım attığınız anda yerçekiminin ortadan kalktığı, keyifli müziklerin çaldığı büyük renkli evrenler. Bu evrenlerde olmak keyif verici. Hele bir de masal okumanın özlemini uzun zamandır içinizde taşıyorsanız daha da şanslısınız…

Hesse’nin Masallar’ını okumak ıhlamur çayı içimi yumuşaklığında ılık bir rüzgârı arkanıza alıp, ilkbaharı selamlayan ince yağmurlarda ıslanmaya benziyor. Tek bir şartla!

Hesse’nin masalları normal masallardan biraz farklı. Hesse’nin kendine has bir dili ve üslubu var. Kelimelere beste yaptıran nitelemesi kesinlikle Hesse için de geçerli. Ama Hesse kelimelere beste yaptırırken ne ağdalı bir dil ne de pürüzlü bir dil kullanıyor. Gayet sade, rahat ama çektikçe uzayan bir dille yazıyor. Hesse okurken özgürsünüz. Sade ama çektikçe uzayan bir dilin peşinde zaten özgür olmaktan başka çareniz yok. Kendi kendini keşfetme ve insan ruhunun derinliklerindeki ana özü bulma uğraşları, psikoloji ve Doğu öğretilerine olan merakı, sevgi ve barışa olan tutkusu onun eserlerinde farklı bir havayı yansıtıyor. Bu hava Masallar’ında da karşımıza çıkıyor. Onun için direk sonuca dayalı ve altında çoğu zaman bir anlam barından masallardan farklı. Uzun uzun betimlemeleri, çoğu masalındaki bireysel kimlik arayışını, sevgiye olana düşkünlüğünü, yoğun simgesel anlatımını da eklersek normal masal sınıfına dâhil edebiliriz. Tek şartımız Hesse’nin üslubunu bilmeden Masallar’ını okumamak. Yoksa biraz hüsrana uğrayabilirsiniz. Kitabın içerisinde çok güzel mesajlar ve anlatımı hoş olan masallar var. Cüce, Faldum, Kuş, Augustus gibi. Ama benim en en hoşuma giden masal “Bir Sobayla Söyleşi”idi. Kendi düşüncelerimle birebir örtüşen bir masal. Ben insanların her şeye bir anlam yüklemesinden hiç hoşlanmam. Bazı şeyler sadece olmuş olmak için ya da olması gerektiği için vardır. Eğer bir insan her şeyin altında bir mana arıyorsa o insanın kuşkularının altında anksiyete sancıları çektiği bir gerçektir. İşte tam burada adı Franklin olan sobamız da şöyle diyor: “Her şeye bir anlam veren tek yaratığın insan olduğunu biliyor musun? Doğa için meşe meşedir. Rüzgâr da rüzgâr, ateş de ateş. Oysa insan için her şey başka bir şey demektir… Birini basbayağı öldürmek kahramanlık, salgın hastalık da Tanrı’nın işi olur. Savaşa devrim adını verirsiniz. Böyle olunca bir soba nasıl yalnızca soba olabilir ki?...” Bir soba olmak, yakmak ve ısıtmak… Hepimiz bir soba olalım!