Esra Koç, Aşkın Metafiziği'yi inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

''Siz bilgeler, yüksek ve derin bilgili
Sizler ki derin düşünür ve bilir misiniz
Nasıl, nerede ve ne zaman, çiftleştiğini her şeyin
Niçin sevişildiğini, öpüşüldüğünü?
Siz ulu bilgeler, yüzüme söyleyin!
Kafa patlatın bakalım, bana ne olduğuna
Nerede, nasıl ve ne zaman,
Niçin başıma geldiğine bunların, hadi kafa patlatın!

Bu sözlerle aşkın metafiziği adlı kitabına başlangıç yapan Arthur Schopenhauer aşkı şöyle tanımlar: aşk, başta dizginlenebilir bir eğilimken sonrasında bir tutkuya tüm engelleri aşabilme gücüne ve tatmin edilmez bir duygu haline gelirse ölümü bile göze alabildiğine.

Schopenhauer; bu konuya neden felsefik bir yaklaşım getirdiğini ise şöyle ifade eder. Madem aşkın varlığından, gücünden eminiz bütün yazar ve şairlerin vazgeçilmez konusu aşkı neden bir filozof irdelemesin. Ayrıca aşkı konu olarak ele almasının nedeninin ona öncü olan düşünürlerin tezini çürütmek olmadığını, aşk konusunun onun dünyasına nesnel olarak dayatıldığını söyler.

Schopenhauer aşka dair düşüncelerini beş bölümde incelediği kitaba gelecek olursak;

Birinci Bölüm:
Bu bölümde aşk Schopenhauer 'e göre istediği kadar dünyevilikten uzak, saf tanımlansa bile o bireyselleşmiş cinsel dürtüdür. Birçok insan için zihinlerinin yarısını sürekli meşgul ettiği, en ciddi meselelerde kararları etkilediği, evrakların el yazmalarının arasına saç buklelerini yerleştirmeyi başardığı, en feci kavgaları körüklediği, bazen zenginliği bazen statü ve rütbeyi kendine kurban seçtiği, her şeyi yıkmaya çalışan, altüst eden bu tutkuyu önemli kılan tüm bu gayret ve süreçte yaşanılanlardır. Bu çabanın altında yatan neden ise cinsellik olsa da nesnel bir hayranlık olarak insana kendisini sunar. Bu bir savaş hilesidir. Tüm bu bireyler arasında uygun eşi bulma, seçme ayıklama, aşk oyunlarının amacı sadece bir şeye hizmet eder. Gelecek kuşağı (türü) meydana getirmek. Doğanın kişilere kamufle ederek sunduğu bu amaç doğrultusunda bireyler birbirlerine ne kadar uygunsa aralarındaki tutku o denli fazla, ortaya çıkacak türde o oranda sağlıklı genler taşır.

İkinci Bölüm:
Schopenhauer 'e göre iki cinsin inançları, düşünceleri, karakterleri ve zihinsel eğilimleri uyuşuyorsa aralarında cinsel sevgi etkisi olmaksızın bir dostluk kurulabilir. Ancak bunların evliliği çok mutsuz, doğacak çocukta zihinsel ve bedensel düzlemde uyumsuz olacaktır. Bunun tam tersi için düşünecek olursak cinsel tutku var, ancak uyum yoksa bunların evliliği de mutsuz olur.
İnsanın doğasındaki bencillik türün devamını sağlayacak bakış açısını bir yerde engeller. Fakat bireyin aklına bir şüphe kuruntu yerleştirilirse gerçek sadece tür için en iyi olanın onun için de iyi olacağı gibi görünür. Bu kuruntunun adı içgüdüdür. Cinsel hazzın tatmininde ise türün çirkinliğine, güzelliğine bakılmaz, hiç bir bağ yoktur bu bağlamda. Seçim tamamen ortaya çıkacak yeni türün tipinin olabildiğince katıksız ve doğru korunması ile ilgilidir. Buna göre herkes en güzel bireyleri, kendi varlıklarında türün katıksız olmasını sağlayacak bireyleri şiddetle arzu edecektir. Diğer bir nokta ise bu seçimde öteki bireyde kendi kusurlarını örtecek özellikler aramasıdır. Örneğin kısa boylu erkekler iri kadınları ararlar, sarışınlar esmerleri severler vb…
Erkek kendisine uygun güzellikteki bir kadına baktığında türün damgasını vurduğu o kadınla sürdürmek istediği türün tipinin korunmasına dayalı eğilimdir. Demek ki insanın içinde taşan hazza verdiği cevap bu çekimle ilgili değil, tür için iyiye yönelmiş bir içgüdüdür. İnsanın seçtiği kişiye ulaşmak için yaptığı tüm rezillikler şan, şöhret, para, onur vs. kaybetme pahasına katlandığı eziyetler doğanın her yerdeki bağımsız iradesine uygun olarak türe hizmet eder. Erkek ulaşmak için kırk takla attığı kadına ulaşınca türe hizmet ettiğini hissettiğinden evlilik dışı her olayda kötü yeni bir bireyin oluşumundan çoğu zaman iğrenir, engellemek ister. Ve o hazza ulaşınca aslında herhangi bir kadınla yaşayacağı hazdan farklı olmadığını görüp hezeyana uğrar. Kendisini aldatan, bireyin bilincine girmeyen türün irade gücüdür.
Aşkta erkek ve kadının doğası belirgin farklar taşır. Erkek doğası gereği vefasız, kadın ise sürekli sadakate eğilimlidir. Erkeğin aşkı doyum bulduğunda azalırken, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. Erkeğin gözü hep başka kadınlardadır. Kadın ise tek bir erkeğe sımsıkı sarılır. Bundan dolayı erkeğin eşine sadakati yapay, kadının ki doğaldır.

Üçüncü Bölüm:
Bu bölüm Schopenhauer ‘in aşkta bireylerin seçimlerinin altında yatan nedenleri incelemesini içermekte. Ona göre seçimlerde öncelikle yaşa bakılır. Doğurganlıktan dolayı 18-28 yaş arası idealdir. Güzellikten yoksun gençliğin gene de çekici olduğu ancak gençlikten yoksun güzelliğin çekici olmadığını ifade eder. İkinci bakılacak unsur sağlıktır. Sağlıklı olmayan bireyler hastalıklarını türe aktaracağı için tercih edilmemelidir. Üçüncü unsur iskelet yapısıdır. Kemik yapısı türün tipinin temelidir. Bu yüzden önemlidir. Dördüncü etken kadının belirli bir dolgunlukta olması ceninin beslemesi açısından önemlidir. Beşinci etken ise yüz güzelliğidir.
Kadınlar ise erkek güzelliğine çok az önem verirler. Erkeğin kuvveti buna bağlı cesareti cesur bir koruyucusu olması açısından önemlidir. Kadınlar kendi güzelliklerini aktaracakları için çoğunlukla çirkin erkekleri severler. Bir kadının bir erkeğin kültürüne, entellektüelliğine aşık olması gülünç bir iddiadır. Bir annenin çocuğuna güzel sanatlar vs. eğitimi vermesinin sebebi ise güzel kalça ve dolgun göğüsleri yapay yollardan destekleyen bir zekayı ortaya çıkarmaktır.
Ayrıca tüm bu etkenlere bakılırken her bir birey bedeninin her bir uzvundaki eksiklik ve zaafları karşı cinste düzeltilmesini kovalar, üstelik söz konusu parça ne kadar önemliyse bu arayışta o kadar kararlı ve ısrarlı olur.
Eğer bir adam çok çirkin bir kadına aşık olursa cinsellikten kaynaklıdır ve kendini eksik görmediği için türe aktarılacak özellikleri kendi tamamlayacağını düşünür ve bu çok üst mertebede aşıklık halidir.

Dördüncü Bölüm:
Eğer aşk bir kişiye yönelmiş ise bu kişiye kavuşamama durumunda dünyanın bütün nimetleri hatta hayatın kendisi bile değerini kaybedip intihara kadar gidebilir. Tür bireyden daha önemlidir. Bu yüzden sevenler çokça çabalar ve bu çabayı yüce ve haklı görür. Aşkın çoğu zaman kişiyi trajik, komik durumlara sokmasının nedeni aşık erkeğin ruhunu türün ele geçirmiş ve hakimiyeti altına almış olmasıdır. Türün istediği gerçekleşince kaybolup giden, geride kalan nefret edilen bir eşin mantığı böyle açıklanabilir. Çoğu zaman aklı başında bir erkeğin canavar ruhlu bir kadınla evliliği buna örnektir. Eskilerde bunu aşkın gözü kördür diye nitelendirir.
Aşk evliliğinde de uyumsuzluklar çıkınca yine mutsuzluk gelir. Bir İspanyol atasözü der ki ‘’ Aşk nedeniyle evlenen acılar çekerek yaşamak zorundadır. ‘’ Anne baba tavsiyesi ile evlilikte de değerlendirilmiş yönler başta mutlu etse de sonrasında sorunlu bir mutluluk olarak kalır. Bu durumda bir evlilik ya ortaya çıkacak türe ya da sadece bireyin çıkarlarına ters düşer.

Beşinci Bölüm:
Bu bölümde ‘’oğlancılığı ‘’ ele alan Schopenhauer oğlancılığı yolu sapmış içgüdü olarak tanımlar. Hem doğaya aykırı hem de tiksinti uyandırıcı bu içgüdü yozlaşmış insanların yapacağı tek tük rastlanacak eğilimken aksine dünyanın hemen hemen her yerinde yaygın ve modadır. O dönemin filozof ve yazarları ozanları da bu işe bulaşmışlardır. Platone ve stoacılar bu aşktan başka aşk tanımazlar. Asya ‘da Galliler ‘de hatta islam toplumlarında, hint çin toplumlarında da yaygın olan bu sapkınlığı ölüm cezasına çarptırılarak durdurmaya çalışılsa da gizli saklı varlığını korumaya devam etmiş.
Schopenhauer ‘e göre oğlancılık insanın doğasından kendiliğinden doğmakta fakat doğaya aykırı olarakta bir paradoks oluşturmaktadır. Bu paradoksu Aristotales ‘in çok genç ya da çok yaşlı kişilerin çocuklarının zeka ve bedenen geri olacağını bu yüzden çocuk yapılmaması gerektiği tezi üzerinden açıklamaktadır. Yaşlı erkeklerin çocuk meydana getirmemesi için var olan cinsel dürtülerinin genç oğlanlara yönelimi zayıf, çelimsiz, olgunlaşmamış türlerin meydana gelmesini önler. Yani doğa kendince böyle bir çözüm yolu bulur. Doğa iki kötüden daha az kötü olanı tercih eder ve yine türe hizmet etmiş olur.
‘’ Doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır ahlaki olanı değil ‘’ … (syf 86)


Etkinlik kapsamında bu kitabı okuyarak Arthur amcayla tanışmamı sağlayan Quidam ‘a çok teşekkür ediyorum. Schopenhauer ‘in aşka dair felsefesini ince bir kitabı dört günde okuyarak, yürek çatlatan uzunluktaki incelememi de iki günde yazarak özümsediğimi düşünüyorum :)) Kitapta yer alan fikirlerin bir çoğuna katılmasam da Arthur amcanın akıl yürütmelerine hayran kalmamak elde değil.
Felsefe severlere keyifli okumalar...

Elif, bir alıntı ekledi.
12 saat önce

İçgüdü kesinlikle kör ve belirsiz bir dürtü değildir, çünkü belli bir dış etki karşısında kendini ayarlar ve uyum sağlar.

Keşfedilmemiş Benlik, Carl Gustav Jung (Sayfa 81)Keşfedilmemiş Benlik, Carl Gustav Jung (Sayfa 81)
Sadun terlemezler, Sevmek Dokunmaktır'ı inceledi.
18 May 13:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

90'lı yılların ortalarında kütüphaneye gidip ödünç kitap servisinden Bu kitabı istedim kitap kendilerinde vardı fakat ödünç olarak dışarıya vermiyorlardı yani kitabı orada okumam gerekiyormuş Ben de müdür ile görüşeceğimi beyan ettim bayan bir müdür gözlüklerini çıkartıp tepeden aşağı beni süzdü Biz normalde bu kitabı ödünç olarak vermiyoruz ama size vereyim dedi
Şimdi bakıyorum da kitabın kendisi burada var
Ama buralar ıssız yazısı ile karşılaştım gorilleri inceleyen Bir zoolog profesörün hayvanların kendi aralarında yaptığı temastan beşeri ilişkilerimize genelleme yapıyor Anthony Hopkins in İçgüdü filmi
Az da olsa bu kitaptan çalıntıdır okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum okumak gerekir ki
Dokunmak bizdeki anlamı ile fortçuluk değildir
Şehvet hissinin uyanmasıda değildir

Zihin(sel)
"İlk gözümüze çarpan şey, psiko Genetik açıklama yolları aramak, düşüncenin insanı şaşkına çeviren karmaşıklıklarını, yalın sinirsel işlemlere indirmek, en sonunda da maddenin hareketine varmak sözkonusudur. Bu çabanın işe yaramadığı doğrudur. Ancak, bu teşebbüste başarı kazanan var mıdır? Spencer, bilinci geliştiren süreçlerin üstündeki örtüyü kaldırmak için, muhteşem bir programla işe başlıyor. Sonunda bilinci geliştirmek amacıyla, onu her yerde gerçek diye kabul etmek zorunda kalıyor. Yıldızlar yığınından zihne kadar, sürekli bir evrim olduğu fikrinde direnmektedir. Sonunda da maddenin ancak zihin aracılığıyle bilindiğini itiraf etmektedir. Bu ciltlerdeki en ilginç paragraflar, içinde belki de maddeci felsefenin bırakıldığı paragraflardır:

Molekülün salınımı, bilinçte bir sinir şoku ile yan yana görülebilir mi? Ne yaparsak yapalım, onları birbirlerine benzetmeyiz. Bir duygu biriminin, bir hareket birimiyle ortak hiçbir yanı olmadığı, ikisini yan yana getirdiğimizde daha açıkça ortaya çıkıyor. Bilincin bu biçimde dolaysız olarak verdiği karar da, analitik bakımdan doğrulanabilir… Çünkü salınım hâlindeki bir molekül kavramı, birçok duygu birimlerinden meydana gelmiştir (Yani, madde üstündeki bilgimiz, zihin birimlerinden –duyular, anılar ve fikirlerden- meydana gelmiştir.) “Zihin olgularını zihinsel olgulara çevirmekle, fiziksel olguları zihinsel olgulara çevirmek arasında seçim yapmak zorunda kalsak, ikinci şık birincisinden daha kabul edilebilir görünmektedir.”

Yine de, bir zihin evrimi vardır elbette. Tepki biçimlerinin yalından birleşik ve karmaşığa, refleksten tropizme ve içgüdüye, hâfıza ve muhayyile yoluyla zihin ve akla doğru bir gelişimi vardır. Bu 1400 sayfalık fizyolojik ve psikolojik incelemeyi, sağ salim okuyup bitiren kimsenin üzerine, zihnin ve hayatın sürekliliği konusunda alabildiğine güçlü bir duygu çökecektir. Ağır tempoda oynatılan bir sinema filmi görür gibi, sinirlerin biçimlenmesini, adaptiv refleksin ve içgüdülerin gelişimini ve çatışan dürtüler sonucu çıkan bilincin meydana gelmesini görmekteyiz. “Akılda farklı aşamalar olmadığı gibi, gerçekte birbiriyle ilişkisi olmayan melekelerden de meydana gelmiş değildir. En yüksek belirtileri, yalın ögelerden derece derece ilerleyen bir karmaşıklığın sonucudur.” İçgüdü ile akıl arasında bağ yoktur. Her biri iç ilişkilerin dış ilişkilere ayarlanmasıdır. Tek fark, içgüdünün karşılık verdiği ilişkiler oldukça, bir örnek ve yalın olduğu sürece, derece farkıdır. Oysa, aklın verdiği karşılıklar epeyce yeni ve karmaşıktır. Akla dayanan bir eylem, bir durumun meydana getirdiği başka içgüdüsel karşılıklarla olan mücadelede, sağ kalmış olan içgüdüsel bir cevaptır. “Düşünceyle bir şeyi tartma” rakip dürtülerin biribirlerini kırıp öldürdüğü bir mücadeledir. Aslında, akıl ve içgüdü, zihin ve hayat birdir."

Özlem, bir alıntı ekledi.
16 May 12:19 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Erkek daha çok zihnindedir, daha entelektüeldir. Ancak entelekt çok daha geç döneme ait bir gelişmedir. İçgüdü son derece eski ve çok derindeyken, entelekt son derece yüzeysel ve son derece yenidir, çok çocukçadır.

Erkek ve Kadın Olmanın Ötesi, OshoErkek ve Kadın Olmanın Ötesi, Osho
Taha | Tyrion Lannister, bir alıntı ekledi.
16 May 04:26

İçgüdü dediğimiz şeyler aslında geçmiş deneyimlerimizin, derinlerde sakladığımız umutlarımızın, korkularımızın ve arzularımızın oluşturduğu karmaşık mozaiklerdir, ama o duygu, o sersemletici ve coşkulu, “evet” içimizden, derinlerden gelir.

Piyonun Son Hamlesi, Lisa Unger (Sayfa 40 - Martı Yayınları)Piyonun Son Hamlesi, Lisa Unger (Sayfa 40 - Martı Yayınları)
Can Çelik, bir alıntı ekledi.
15 May 01:14 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Alışkanlık ve içgüdü çaresiz kalmadıkça doğa zekâya asla başvurmaz. Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur."

Zaman Makinesi, H. G. WellsZaman Makinesi, H. G. Wells
Ali., bir alıntı ekledi.
14 May 23:18

"Fayda, mutluluk, içgüdü, toplum... bunların hepsi de insanın kurtulması gereken, insanî esaret şekilleridir."

İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu (Sayfa 36 - Dergâh Yayınları)İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu (Sayfa 36 - Dergâh Yayınları)
Enmor Atman, bir alıntı ekledi.
14 May 11:35

65 yıllık çift el ele ötanaziyle veda etti!
Aşkın şiddetinin bireyselleşme ile birlikte arttığı anlaşılmış olmalı; çünkü, iki kişi fiziksel olarak öyle bir yapıya sahip olabilir ki türün mümkün en iyi tipini aslına uygun olarak ortaya çıkarmak bakımından birinin diğeri için en özel ve mükemmel tamamlayıcı olduğunu ve bu yüzden birbirlerini başka hiç kimse için duyumsamayacakları ölçüde arzu edeceklerini göstermiştik. Böyle bir durumda, tutkulu bir aşk doğar ve bireysel bir hedefe ve sadece ona yönelmiş olduğu için, başka bir söyleyişle türün özel hizmetinde ortaya çıktığı için derhal daha soylu ve daha yüce bir görünüm kazanır. Diğer yandan. kendi başına safi cinsel içgüdü iğrenç ve bayağı bir şeydir: Bireyselleşmediği için önüne çıkan herkese yönelmiştir ve türü, niteliği pek dikkate almaksızın sadece safi bir nicelik bağlamında korumaya çalışır. Tek bir kişi üzerinde yoğunlaşmış yani bireyselleşmiş şiddetli bir aşk tutkusu öylesine yüksek bir noktaya erişe bilir ki tatmin edilmedikçe bu dünyanın bütün güzel şeyleri, hatta hayatın kendisi bile tadını ve önemini kaybeder.
Bu durumda aşkın şiddet ve harareti, başka hiçbir şeyinkine benzemeyenbir arzu haline gelir; dolayısıyla her türlü fedakarlıkta bulunacak ve eğer tatmini hiçbir türlü mümkün görünmez ise, çılgınlığa hatta intihara bile götürebilecektir.

Aşka ve Kadınlara Dair, Arthur Schopenhauer (Sayfa 62)Aşka ve Kadınlara Dair, Arthur Schopenhauer (Sayfa 62)