Yani kitapla ilgili kabul ettiğim, kabul edemediğim şeyler var. Aşırı bir sayıda polisiye okuduğum için her türlü sona şahit oldum. Bir cok tahmin yaptim ki tutanlar oldu tutmayanlar oldu. Böyle bir son ile ilk kez karşılaşıyorum. Bunu cok iyi ya da çok kötü anlamda söylemiyorum. Kitap boyunca hic bir fantastik olay yaşamadığı için (sonlara dogru başladı) beyniniz mantıklı bi açıklama arıyor. Adele kamera ve dinleme cihazi koymuştur her yere, kiza uyuşturucu etken madde veriyodur azar azar şarapla( Louise sürekli şarap içtim, şarap içiyorum, şarap icicem, surdaki şarap mi... dediği icin ordan bi tahmin yürütüyor beyin tamam diyorsun ya elektronik sigaraya koydu maddeyi ya da saraba vs vs. Ama sabaha kadar tahmin yapsaniz da boş efendim. Ha bi ara Rob aslinda ölmemiş de fiziksel görünümü değiştirip Ian mi oldu acaba falan diye de aklımdan geçmedi değil. Fantastik başlamayıp fantastik biten bi kurgu aslinda yani bu herkesi tabi ki şaşırtır ama şaşırtıcı olan şaşırtırken baska bir yerden daha çok şaşırtıyor:) yani Adele hic Rob olmasaydı da beden degistirseler di de dumur olacaktik. Ama dumur olurken dumur olduk. Ay aman ne bileyim alin okuyun bence güzeldi.
Gözlerinin ArdındaSarah Pinborough · Yabancı Yayınları · 20181,349 okunma
"Hayatım bir mekânmış da herkes içerideyken dışarı çıkmışım. Dönen muhabbetten kafam şişmiş, kapının önünde peş peşe sigara içiyorum. Hava soğumuş ama içeri giresim yok, parti bitene kadar dışarıda takılmak istiyorum. Komple gitsem çok ayıp olurmuş ondan duruyorum. Dünyanın konularıyla ilgilenmiyorum."
Bazı kitapları okumanın doğru zamanı olduğunu düşünüyorum. Ben de tam olarak bu alıntıdaki gibi hissettiğim bir dönemde okudum. İçimde hoş bir his oluştu. Samimi ve kalbe dokunan tarafları olan bir hikayeydi.
Bazı kitapları okumaz , onlara çarparız. Benim için bu sabah tam olarak böyle başladı 2 saat bir boşluğum vardı," İncecik kitap, vaktim de var, biraz bakarım", diye elime aldığım o iki saat, hayatımın en sarsıcı yolculuklarından birine dönüştü ,yerden yere vurdu .
Kadın hiçbir cümleyi sansürlemeden yazmış. Ne bir nezaket maskesi var,ne bir başkası ne der kaygısı... O kadar olduğu gibi ki okurken insanın kemikleri sızlıyor.Kendimi bulduğum kitaplardan birisi oldu . Ben de duygularını kendisi gibi pek saklayan biri değilimdir, zaten insanlar neden duygularını saklar buna bir türlü anlam verememişimdir,ama en doğrusunu onlar yapıyorlar gibi ... İnsan bazen kendisinden kaçar ya da kaçacak yer arar ama bu kitap ona yer bile bırakmamış; her cümlede bak sen de tam olarak böylesin diyor . İncecik bir kitaba nasıl böyle bir dünya sığar anlam veremedim . Kitap için bir inceleme yazmak istedim ama incelemeye bile mecalimi bırakmayan bir kitaptı... Şu an kendi iç dünyamın uçurumunda buz gibi olan kahvemi içiyorum.
Eski BahçeTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 20181,317 okunma
Aşk, tutku, gizem iç içe girmiş bir öykü okudum. Sığ ama güzeldi.. Burcu da yer yer de yazar çocukta buldum kendimi. Şimdi bir aspiratörün altında kahvemi içiyorum.
“Hayatım bir mekanmış da herkes içerideyken dışarı çıkmışım. Dönen muhabbetten kafam şişmiş,kapının önünde peş peşe sigara içiyorum.Hava soğumuş ama içeri giresim yok,parti bitene kadar dışarıda takılmak istiyorum. Komple gitsem çok ayıp olurmuş ondan duruyorum.Dünyanın konularıyla ilgilenmiyorum Osman”
Biten bir ilişki sonrası yazılan iç dökme şeklindeki mektuplardan oluşuyor. Kitap incecik olmasına rağmen verdiği duygu çok yoğun. Anlatımı sade anlaşılır ve okuması keyifli.
Sadık Hidayet Hayyam’ı anlatırken bilimle yoğrulmuş bir aklın yazdığı teranelerle hayat karşısında nasıl yalın ama sarsıcı bir noktaya vardığını gösteriyor. Hayyam'ın Teraneleri kitabı sadede bir şiir derlemesi olmaktan çok varoluşla yüzleşmenin sade ama keskin bir yolunu göstermeyi konu ediniyor. 
“Gelip gittiğimiz şu dairenin
Ne başı belli, ne de sonu.
Kimse doğru söylemiyor şu âlemde
Nereden geliyor, nereye gidiyoruz?”
“Bugün gençlik sıramdır benim
İçiyorum ben; çünkü mutluluğum benim.
Ayıplamayın beni; acı da olsa, hoştur yine
Acıdır; niye mi? Çünkü hayatımdır benim.”
“Yazık, gençliğin defteri dürüldü gitti!
Hayatın o taze baharı güz oldu gitti!
Adına gençlik denilen şey var ya,
Anlamadım ki; ne zaman geldi, ne zaman gitti!”
Kitabıyla Sadık Hidayet,Hayyam’a atfedilen rubailerin tek bir kaynaktan gelmediğini yüzyıllar içinde farklı şairlerin dizeleriyle karıştığını ve bu yüzden ortada saf bir Hayyam metni olmadığını vurguluyor, Bu karmaşanın sebebi olarak hem orijinal el yazmalarının yokluğu hem de dini ve ideolojik müdahaleleri söylüyor, gerçek Hayyam’ı bulmanın yolunun biyografilerden ziyade rubailerin içindeki düşünceye, dile ve tavra bakarak ayıklama yapmaktan geçtiğini anlatıyor.
Son bölümde rubaileriyle Hayyam sürekli aynı yere dönüyor, bilinmezliğin ortasında kısa bir hayat yaşıyoruz ve kimse bu sırrı çözmüyor. Hepsi birlikte, insanın hem düşünen hem de çaresiz kalan yanını aynı anda taşıyor. Hayyam’ın teraneleri okundukça hayatın kesinliğini değil, geçiciliğini gösteriyor ve insanı kendi düşüncesiyle baş başa bırakıyor. Kitapla kalın.
Herkese keyifli okumalar.