(...) Öte yandan: Faaliyetsiz, “bilinene âit” bilgiye varılabiliyorsa -ki varma faaliyeti gösterir, bu bakımdan “bilinene ait” bilgi mevcutsa demek daha doğru-, faaliyet söz konusu olmazdı. Öyleyse, “faaliyet” önce ve “bilinene âit” bilgi bunun ürünü. Soruyu tekrarlıyoruz; hangisi önce?..
__Fakat ilginç bir şey daha var: Ben, genel olarak içeride çay olup olmadığını biliyorum. Peki hiç merak etmiyor musunuz, nereden biliyorum? Hiç içeri girip çıkmamış, hiçbir faaliyette bulunmamış olarak, kendiliğimden mi? Böyle bir şeye inanır mısınız? İnanmazsınız! Mutlaka daha önce içeri girip çıkmış, şu ânda orada olup olmayan çaya dair bir tecrübe sahibi olmuş olmalıyım. Aksi takdirde, yâni bu bilgiyi her türlü faaliyetten önce edinmem hâlinde, benim o bilgiyi kendi kendime vermiş olmam veya düpedüz o bilgiyle doğmuş olmam gerekir. Kendi kendime vermiş olabilir miyim? Hayır ama, bu olsaydı bile, o da bir faaliyetin ürünü sayılacaktı. Çünkü bende “çay diye bir şey”e dâir bir bilginin, faaliyetsizce nasıl oluştuğu ve hiç içeri girip çıkmadan içeride ne olduğunu nasıl bildiğim, izâhsız kalacaktı. Öyleyse ben, içeride olup olmayan çaya dair bir bilgi ile mi dünyaya geldim? Kesinlikle hayır, çünkü dünyaya geldiğimde, ne içeriden haberim vardı, ne çaydan, ne de içeride çay olup olmadığından… “Öğrenmek hatırlamaktır” diyenler, böyle bir hâlin mümkün olduğunu kasdediyor olamazlar. Muhtemelen, doğduğumda bende çaya dair bir “imaj” olduğunu, içeriye dair bir “imaj” olduğunu, aynı şekilde öğrenmeye dair bir “istidad” olduğunu ve bu istidadla o imajları birleştirebildiğimi kasdetmişlerdir. Bu takdirde, bende mevcud “imajlar”, bir hayat tecrübesiyle, yâni bir bilgilenme faaliyetiyle “bilgi” hâline gelmiştir. Doğduğumda bende bir bilgilenme istidadının ve bilgiye dair bazı imajların