Özgürlükten ve bu özgürlüğü kullanmaktan feragat etmek de gönüllü bir feragattir. Ego gönüllü olarak id nin kontrolüne bırakılır.
Sayfa 100
kastettiğim platon'un şölen'de aristophanes'e söylettiği ve yalnız cinsel dürtünün kökenini değil onun en önemli varyasyonunun da nesnesiyle ilişkisini ele alan kuram "yani vücudumuz başlangıçta hiç de şimdiki gibi oluşturulmamıştı; çok başka türlüydü önce üç cinsiyet vardı; şimdiki gibi yalnız dişil ve eril değil, her ikisini birleştiren bir üçüncüsü de vardı... erdişil" bu ilksel insanlarda her şey çiftti yani dört elleri ve dört ayakları, iki yüzleri, iki edep yerleri vb. vardı o zaman zeus her insanı ikiye bölmeye başladı, "ayvaları reçel yapmak için böler gibi... artık bütün varlıklar ikiye bölünmüş olduğundan her iki yarının özlemi onları birbirine götürdü: birbirlerini elleriyle kucakladılar, birbirlerinin içinde birlikte gelişmek için özlemle birbirlerinin içine geçtiler..."
Sayfa 64 - metis yayınları
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tum insanlığın alması gereken buyuk ders
İmparatorlugun vatandaşları olarak bizlerin B ü y ü c ü -K ra lla r doneminden alabilecegimiz en büyük ders, gücün s ın ırs ız o lm a m a s ı g e r e k tiğ id ir . Bu ne­ d e n le b ir im p a ra to r ta ç g iy d iğ in d e T a n rıla rın b ir ra h ib i o n u n k u la ğ ın a şunu fıs ıld a r: Ölüm lü olduğunu unutm a. Öleceğini unutma. Ç ü n kü ö ld ü ğ ü m ü z d e , h a y a tta k i e y le m le rim iz i ya rg ıla ya n G ölge Tanrı A n ib a l ile y ü z le ş ir iz ve ö lü m ­ lü gü cü n h e rhan gi b ir şe kild e kötüye k u lla n ılm a s ı, Cehennemde sonsuzlukla sonuklasacaktır.
Sufi’nin ve tasavvufun, yün anlamına gelen sûf kelimesinden türediği görüşü dil, tarih ve mana bakımından daha isabetli görülmektedir. Sufî, sûf (genelde yünden mamul elbise) giyen kimse demektir. Bu görüş mana, muhteva ve dil açısından en tutarlı olan görüştür. Yün elbise giymekle ilgili şu rivayetler, konunun temelini oluşturmaktadır. a-Peygamberimiz (s.a.v) sûf=yün elbise giyerlerdi.¹ b-Hz. Musa (a.s.) Allah ile kelam ettiğinde üzerinde yün elbise vardı.² c-Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Yünden elbise giyiniz id kalbinizde imanın tadını tadasınız."³ "Yünden elbise giyen, mümin fakirlerle oturup kalkan, merkebe binen ve çömelip süt hayvanını sağan kimse, kibirden kurtulmuştur."⁴ d) Yünden mamul elbise giymek, Ashab tarafından da zühd ve tevazu alameti olarak kabul edilmişti. e) Tâbiîn de yünden yapılan elbiseyi bir zühd ve takva alâmeti olarak benimsemişti.⁵ Ayrıca sufi kelimesinin bir çöl bitkisi olan sufan ve sufane kelimelerinden alınmış olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü sufiler. nebati yiyecekleri tercih ederlerdi. Şunu kabul etmeliyiz ki tasavvuf, kültür ve medeniyetler gibi hakkında çok ve farklı tanımlar olan bir kavramdır. _______________________________ ¹ İbnu Sa’d, Tabakat, II, 453; Tirmizi, Cenaiz, 32; İbnu Kesir, el-Bidaye, VI, 10 ² Tirmizi, libas, 10; Hakim, Mûstedrek, b-28. ³ Beyhaki, Şuabu’l-İman, V, No; 6151.Beyhaki, Şuabu’l-İman, V, No: 6161.Bkz: Kûtu’l-Kulûb, II, 47.
Sayfa 14 - Semerkand Yayıncılık, 2. Baskı, Aralık 2003 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okudu
Freud’un id'i her zaman kazanır... :)
On altıncı yüzyıl hümanisti Rotterdamlı Erasmus, akıl ve duygu arasındaki bu çok eskilere dayanan gerginliği şöyle hicvetmiştir: Jüpiter akıldan çok tutku bahşetmiştir. Bunun oranı hesaplandığında 24'e 1 olduğu görülür. Aklın mutlak gücüne karşı koyması için de iki hiddetli asi yaratmştır; bunlar öfke ve șehvettir Insan hayatındaki yeri kolayca fark edilebilen bu iki gücün birlikteliğine akıl ne kadar karsı koyabilir ki! Diğer ikisi gittikçe seslerini yükseltir, karşı koyar, Aklı yok etmeye çabalar, Aklın tek yapabildiği ise bağıra çağıra erdemli olmanın yollarıı tekrarlamaktır; ta ki tükenene, vazgeçene ve boyun eğene kadar.
Alıntı
Yol kenarında oturma! Şayet yolun kıyısında oturursan, onun edebi gözünü kapatmak, zulme uğrayanlara yardım etmek, imdat isteyenin imdadına koşmak zayıf ve yardım etmek, sapitana yol gösterme, verilen selamı almak dilenciye vermek, iyiliği emretmek, münkeri yasaklamaktır Kıble tarafına ve sağına tükür*e. ancak sonuna ve sol ayağının altına tü*ür. Hükümdarlarla oturma eğer onlarla oturursan onun edebi, gıybeti terk etmektir. Yalandan kaçınmak, sırrı saklama, ihtiyaçları azaltmak konuşulan kelimeleri seçmek, hitabda düzgünlük ihtiyar etmektir.
Sayfa 154
1000Kitap