• ‎بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
     Cazibedar bir fitne içinde bulunan ve daha aklını kaybetmeyen bazı gençlerle bir muhaveredir.
    BİR KISIM GENÇLER tarafından, şimdiki aldatıcı ve cazibedar lehviyat ve hevesatın hücumları karşısında, "Âhiretimizi ne suretle kurtaracağız?" diye, Risale-i Nur'dan medet istediler. Ben de Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsi namına onlara dedim ki:
    Kabir var; hiç kimse inkâr edemez. Herkes, ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda, üç yoldan başka yol yok.
    Birinci yol: O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır. [ 1 ]
    İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere, bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır. [ 2 ] Öyle gördüğü ve itikad ettiği; ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muamele görecek.
    Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için, bir idam-ı ebedî kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek.
    Bu iki şık bedihîdir; delil istemiyor, gözle görünür. Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç, ihtiyar farkı yoktur. Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hadisesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.
  • Her zaman Müslümanların üstüne atılmıştır, ama Kutsal Savaş olsun "el kesme" cezası olsun, bu ikisi de Hıristiyan aleminin keşfidir. Evet, yanlış okumuyorsunuz şu ünlü "cihat" fikri, İslamiyet'ten çok önce bizzat Hıristiyanlar tarafından uygulanmıştı!(3) Cihatın başlatıcısı, İstanbul'u ve Bizans'ı kuran I.Konstantin'di. Konstantin tek imparator olabilmek için rakibi Maxentius'u yenmek zorundaydı. Onlardan bir "Din Ordusu" kurmalarını istemiş ve o güne kadar savaşa karşı olduklarını öne sürerek Bizans ordusunda askerlik yapmayı reddeden Bizanslı Hıristiyanlar, İmparator'un emriyle tarihteki ilk Tek-Tanrılı Din Ordusu'nu kurmuşlardı. Böylelikle asker eksikliği çeken Konstantin, mızraklarında kutsal kitaptan sayfalar taşıyan bu askerleriyle rakibini yenerek amacına ulaşmıştı. Mızrakların ucuna kutsal kitaplardan alınma bölümlerin geçirilerek savaş edilmesi fikri de ilk kez işte bu savaşta uygulanmıştı(İS 312). Benzer şekilde cihat, papalar tarafından da defalarca ilan edilmişti.
    ---------------------
    Dipnot: (3)Yine Müslümanların üzerine atılmış olan bir başka suçlama da "Din Değiştirene Ölüm" cezası vermektir. Bu idam cezasının mucidi de 1.Konstantin'di. Yeni Roma'da Hıristiyanlıktan çıkıp Yahudi olanların, din değiştirdikleri için idam edilmeleri tarihte ilk kez Konstantin tarafından yasal hale getirilmişti.
    Aytunç Altındal
    Sayfa 44 - Alfa Yayıncılık (3)Yine Müslümanların üzerine atılmış olan bir başka suçlama da "Din Değiştirene Ölüm" cezası vermektir. Bu idam cezasının mucidi de 1. Konstantin
  • 160 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Ölmek mi kolay beklemek mi?

    Azrail ile bir anlaşmamız var bir gün gelecek ve yanına beni de alıp gidecek. Aslında hepimiz için böyle bu. Tren raylarında yürürsünüz trenin geleceğini biliyorsunuz ama henüz görünürde yok ve siz yürümeye devam edersiniz. Hayat aslında tam olarak böyle. Her gün o raylarda bir adım atıyoruz ve tren gelene kadar devam ediyoruz. Peki ya trenin geleceği zamanı bilsek nasıl olur? O zaman bilerek nasıl yürünür sürekli arkana bakarak, her adımında dönüp trenin gelip gelmediğine bakmak. Işte kitaptaki kahraman böyleydi. Her adımında gözü arkasında. Dünyanın sacma sapan dertleri hatta idam mahkumunu taşıyan bir at arabası kullanıcısının döktüğü tütüne dertlenip veryansın etmesinin tam ortasında kaybolmuş bir adam. Yüz ifadesini bile gözümde canlandirabiliyorum. Ölüyorum ben bir kaç gün sonra ölecek birinin umrunda olur mu hiç fani dünya peki yağan yağmur ya da idam alanındaki çamur. Olmaz. Bugün ölecek bir adam sac telinin demir parmaklarını kesebilecegi fikrine sahip olabilir. Zamanı olsa deneyebilir bile. Çaresizlik insanı yaratıcı yapabiliyor. Umut ise bazen delirtebiliyor. Ölüm saatini bekleyen bir adam ne yaşayabilir, ne hissedebilir bu gayet güzel işlenmiş kitapta. Okudum her kitaptaki karakterle empati kuran ben yine dozunu kaçırmış olmalıyım ki 30 lü sayfalardan sonra kalbim sıkışmaya başladı. Ben karakter kadar sakin kalamadım. Ama o kabullenmişti her şeyi. En azından dakikalar kala kabul edebilmesi için gerçekçi nedenlere sahip oldu. Ölümüne dakikalar kalan  bir adamı mutlu edebilecek yegane canlı o adamın bir an önce ölmeyi isteme sebebi olabilir. Hepimizin vardır böyle sevdikleri öyle değil mi? Onun sevdiği ise kızıydı. Spoiler vermek istemiyirum ama okuyanlar ne demek istedigimi çok iyi anlayacaklardir. Bir de olayın idam cezası olmalı mi tartışması var. Bence bunu düşündürten vicdan her insanda var olur ise idam cezası olmalı mi olmamalı mi tartışmasını gerektirecek suçlar olmayacaktır.

    Sabah olsa da burada gece için güzel bir kitapdı iyi okumalar sizlerede.
    Radyo tiyatrosunu da dinlemek isteyen arkadaşlar için. https://youtu.be/z3c_vz5Y4OI

    Size günaydın bana iyi geceler.
  • Şimdi tutsağım. Bedenim bir zindanda demirlere bağlı; zihnim korkunç, kanlı, karşı konulmaz bir düşüncenin esiri! Tek düşüncem var, tek inancım, tek gerçekliğim var:Ölüm cezası!
  • Ölüm cezası !
    İşte beş haftadan beri beni varlığıyla donduran, ağırlığıyla ezen bu tek düşünceyle yaşıyorum !
  • 380 syf.
    ·Beğendi·7/10
    #OkudumBİtti
    #KitapYorumu

    #DAMGALIKADIN
    Kızıl Harf
    #NathanielHawthorne

    Çeviri : Alican Azeri

    Merhaba arkadaşlar bir klasik eserle karşınızdayım. Bu eser pek bilinmemekte, bu grupta da hiç rastlamadım. Belki de okuyan olmuştur, ben kaçırmışımdır.
    Yıllar önce filmini izleyip, epey bir kitabın peşine düşmüş bulamamıştım. Yılbaşı öncesi sipariş verirken aklıma geldi bir bakayım dedim, aaa ne göreyim kitap karşımda ve hemen aldım

    Kitap iki bölümden oluşmakta, birinci bölüm Gümrük Dairesi 60 sayfa oku oku bitmedi, burada yazar okurla sohbet etmiş ama okuyucunun da canına okumuş
    Bir dönem yazarlığa ara verip Gümrük müfettişliği yapmış. O dönemlerde, kendinden önce müdürlük yapan birinin bir dosyasını bulmuş depoda. Özel, el yazısıyla yazılmış evraklar. Resmi olmayan bu paket hiç açılmamış, yazan da hayatta olmadığı için bizim gümrük müfettişi açıyor. Açarken de içinden kırmızı bir kumaşa altın simlerle işlenmiş bir A harfi düşüyor, oldukça eski olan bu bez parçası ne ola ki diye düşünürken yazılanlar da ortaya çıkıyor.
    Rulo kağıtları açtığında hikayenin Hester Preynne diye birinin hayatına ait olduğunu okuyor. 17. Yüzyılın sonlarına doğru Massachusett'te yaşamış.
    Müfettiş Pue'nin yazdıklarından yola çıkarak yazmış eseri bizim gümrükçü yazar

    İkinci bölüm Hester Preynne'nin hapisten çıkarılıp sergilenmek üzere gideceği yerde başlıyor.
    Öncesi bilinmeyen olayda Hester zina yapıyor. Kiminle, ne zaman belli değil. Zinanın cezası ölüm olmasa da çok ağırdır. Ömrü boyunca göğsünde kıpkızıl bir A harfi olarak yaşayacaktır. Bu harf herkesin göreceği şekilde göğsünde olacaktır. Kırmızı kumaş üzerine altın simlerle işli 8cm büyüklüğünde İngilizce 'de zina anlamına gelen (adultery) A sıdır.
    Bütün Salem halkı toplanmıştır herkes aşağılık suçu işlemiş kadını görmek istemektedir, kalabalığın önünden geçirilerek kilisenin önünde ki idam sehpasının üzerinde ki bir banka oturtulur, kafasını eğmeyecek şekilde bağlanır ve saatlerce orada sergilenir. (Kadın her zaman kadının düşmanı olmuştur, erkekler sessiz sessiz izlerken kadınlar "öldürün, asın" diye bağırmaktadırlar.)
    Korkudan yeni doğmuş bebeğini göğsüne bastırmış öylece etrafı izlemektedir. O kalabalıkta biriyle göz göze gelir, birbirlerini tanımaktadırlar. Sergileme zamanı dolunca tekrar cezaevine gönderilir. Cezası bitince Pearl adını verdiği minik kızıyla dışarı çıkar. Kasabadan uzakta, gözlerden ırak deniz kenarında kızıyla birlikte yaşamaya başlar. Toplum tarafından itilmiştir, insanlar onları gördüklerinde laf çarpıp aşağılarlar sürekli. Hester ise dikiş dikerek hayatını idame ettirmeye çalışır, göğsünden hiç çıkarmadığı kızıl damgası onunla bir bütün olmuştur. Ona her baktıkça kalbi derinden acıyordur.

    Hester Avrupa'dan Amerika vya gelmiştir, kocası sonradan gelecektir, bir, yıl, iki yıl, yıllar geçer koca gelmez. Genç ve güzel kadındır, kocasından ümüdini keser ve sevdiği biriyle birlikte olur. Hamile de kalınca zina yaptığı ortaya çıkar. Sergilendiği gün göz göze geldiği kişi kocası dır, kendini Salem halkına hekim diye tanıtır. Hester'in yanına da hapiste o sıfatla gider. Hester'e kocası olduğunu kimseye söylememesini tembih eder. Pislik herif, amacı beraber olduğu adamı bulup intikam almaktır. Ve o kişiyi de bulup yamacına hekim olarak yanaşır.

    Bundan sonrası siz de okuyun görün
    Hester zinayı kiminle yapmıştır, kızının babası kimdir. Halk öğrenmiş midir?
    Okuyun başını saymazsak güzel kitap tavsiye ederim.

    Kitap romans tarzında yazılmış, dünya Klasikleri arasına girmeyi başarmış.
    Her dönemde olduğu gibi o dönemde de bütün suç kadının omuzlarına yüklenmekte, inzivaya çekilen, suçlanan, aşağılanan ve istemediği hayatı yaşamaya mecbur bırakılan, yuhalanan.

    Ne diyelim kadınların hür olduğu, değer verildiği, öldürülmediği, sevildiği bir dünya olsun.

    Kitapla kalın dostlar
  • Ölüm cezası!
    İşte beş haftadan beri beni varlığıyla donduran,
    ağırlığıyla ezen bu tek düşünceyle yaşıyorum!