Arkadaşlar Sinan Cemgil in Nurhak dağlarında sosyalist bir devrim için mücadele ederken hain pusu ile jandarma tarafından öldürülmesinin yıl dönümü . Sinan Cemgil in hain pusuda katlediişleri Deniz gezmiş’in idamı kadar önemli olmamıştır tarihte. Bunu ben medyanın Deniz Gezmiş”i sadece Kemalist ve Atatürkçü gibi göstermesine bakıyorum. Ayrıca medya Deniz gezmiş ve idam edilen 3 kişinin arasından boyalı medyanın öne çıkartmasıyla popüler olmuştur. Deniz”in devrimci mücadelesine de saygım vardır ancak Deniz gezmiş sinan cemgil ve yoldaşlarının katledilişinden nerdeyse 1 yıl sonra idam edilmesine rağmen daha çok ön plana çıkmıştır. Ancak Pratik de yapılması gerekeni kır gerillasını Sinan Cemgil uygulamaya çalışmıştır. Ve bu pratikde gerçekte uygulamaya çalıştığı davasını ifa ederken jandarma ile çatışmada hayatını kaybetmiştir. Deniz ise pusuda yakalanmış askerle çatışmaya bile girmeden teslim olmuştur. Medya Deniz i romantık bir atatürkçü gibi gösterirken kimse araştırıp gerçeği ayıramamıştır. Demek istediğim Deniz gezmiş 68 kuşağının tek başına teori de öğrenci lideri gibi gösteriliyor ama pratikde yapabildikleri sınırlıydı. Konu hakkında düşüncelerinizi öğrenmek isterim. Yoruma elbette açıktır bu konu. Tartışalım isterim. Herşey sadece kitap alıntısı yapmak olmamalı. Spartacus
Açlığı fırsata dönüştürebilen ataların torunlarıyız. (İfa 1 / Sinan Canan )
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
bugün 19 mayıs.. fırtınalı bir gecede, kendi başına aldığı bir kararla, imkansızlıklar içinde, gizlice ve canını hiçe sayarak çürük bir vapurla samsuna çıkan ve tek başına memleketi kurtaran şu meşhuur "süper kahraman" efsanesinin sene-i devriyesi.. hepimizin ilkokul yıllarından beri dinlediği şu tanıdık hikaye.. hitlerin propaganda bakanı goebbels, "yeterince büyük bir yalanı sürekli tekrar ederseniz, insanlar sonunda buna inanmaya başlar" demişti. haklıydı.. artık goebbels mi onlardan ilham aldı, yoksa onlar mı goebbelsten bilinmez; ancak kamalizm dininin ruhbanları o kadar fazla yalanı o kadar çok tekrar ettirdiler ki, bu süper kahraman senaryoları yüz senedir kapalı gişe oynuyor. Bu da o senaryolardan sadece biri.. neyse, "büyük bütçeli, pahalı bir prodüksiyon, emeğe saygı" dedik, bugüne kadar yuttuk, eyvallah (!) yalnız, bu süper kahramanımız da biraz kaprisliymiş zannımca.. zira anadoluya gitmek için nazının niyazının bini bir para. istek listesi ise epey kabarık: 2 adet binek otomobil, kafi miktarda benzin ve lastik, 15 bin kuruşluk maaş, fevkalade masraflar için ek ödenek, ve tüm bunlara ek olarak, 3 aylık maaşının peşin ödenmesi.. üstelik süper kahramanımız isteklerine anında cevap verilmediği için de bir hayli sitemkar. bir de şart koşuyor: eğer bu talepleri yerine getirilirse, kahramanımız lütfedip 3 gün içinde yola çıkacakmış.. peki, kaynak ne? genelkurmay başkanlığı.. bu "kaprisli" süper kahramanımızın harbiye nazırlığı ile günlerce süren yazışmalarının orijinal boyutlu vesikaları, genelkurmayın eylül 1952den beri yayımladığı "harp tarihi vesikaları dergisi"nin henüz 1. sayısında açıkça yer almaktadır. bu belgelere milli savunma bakanlığının resmi sitesinden ulaşabilir ve pdf olarak indirebilirsiniz. söz konusu dergiler günümüzde de ocak ve temmuz
Mustafa Kemal Atatürk

Amine

@Kalem_ve_Kelam
·
19 Mayıs gerçeği. Gelen yorumlara cevap vermeye gerek duymuyorum, çünkü neyi savunduğumun gayet farkındayım. Fikir özgürlüğü diye yırtınıyor bazıları işlerine geldiği vakit. Prim kasmak demiş bir hanımefendi! Bir davam ve bir yüzüm var hakikate dönük, elhamdülillah. Sözüm ona "prim kasmak", birilerine şirin görünmek için hem şu hem buyum demiyorum. Tarih bilgisi bir kaç sayfadan ibaret olanların düşünceleri de hükümsüzdür. "Deli"dedikleri adamın tırnağı kadar bu din namına çaba vermeyelerin sözleri ise hakikate kör olmaktan başka bir şey değildir! Hamd olsun Allah Azze ve Celle'ye ki hakikate açık kılmış gözlerimizi. Ya hem kör hem de birileri bizi dışlamasın, sevsin diye yüz değiştirenlerden olsaydık...
1000Kitap
NEO NURCULAR ve MUHÂKEMAT...
Şualar'dan: "Her asır başında hadisçe geleceği tebşir edilen dinin yüksek hâdimleri, emr-i dinde mübtedi' değil, müttebidirler. Yani, kendilerinden ve yeniden bir şey ihdas etmezler, yeni ahkâm getirmezler. (...) Ancak tavr-ı esâsiyi bozmadan ve ruh-u aslîyi rencide etmeden, yeni izah tarzlarıyla, zamanın fehmine uygun yeni ikna usulleriyle ve yeni tevcihat ve tafsilât ile îfa-i vazife ederler." Birkaç satırcık da olsa şu meseleye değineyim: Bir kısım neo-nurcular Muhâkemat'ın "gelenek eleştirisi" olduğunu söylüyorlar. Bunu söylerken de sapla samanı birbirinden ayıramama arızası yaşıyorlar. Yâni, neredeyse reformist/modernist taife kadar bir aymazlıkla, Ehl-i Sünnet'te asıldan-fürûa var olagelen(!) sorunların Bediüzzamanca dillendirildiğini ifâde ediyorlar. Hâşâ. Hiç. Hiç böyle değil. Tamam. Muhakemat hakikaten "tefsir mukaddimesi' olarak müellifinin ilmî yaklaşımını içerir. Mukaddimeler zaten böyle bir geleneğin parçasıdırlar. Onları yazmakla müfessirler, yapacakları tefsirde nasıl bir yol izleyeceklerini, hangi hassasiyetleri gözeteceklerini belirtmiş olurlar. Yâni bir nev'i hesap verirler. Elbette metinde bir parça tenkid de vardır. Fakat, işte hatâ da burada başlıyor, bu tenkid nereye yapılmaktadır? Cevaptan önce hata sahiplerini iki zümreye ayırdığımın altını çizeyim: **1) Bediüzzaman'a sevgilerinden dolayı sapanlar. Evet. Müellifin de bir yerde dediği gibi: "Mübalağa ihtilâlcidir!" Muhabbetlerindeki ifrattan dolayı onu yere-göğe sığdıramayanlar, gün geliyor ki, Ehl-i Sünnet'in içine de sığdıramıyorlar. Her tanımı dar buluyorlar. Âidiyetleri zûl sanıyorlar. Sanki daha yukarısını bulabileceklermiş gibi havaya kaldırıyorlar. Elbette Bediüzzaman onların keyfine göre oraya-buraya gidecek değildir. Eserlerinde Ehl-i Sünnet kimliğini gayet açık bir
Muhakemat okumaları
Allah Teâlâ’nın Lanet Ettiği Bir Kavim; Yahudiler
İsrail, yine gerçek yüzünü gösterdi. Gazze’de çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden her yeri bombaladı. Özellikle de hastane ve okul gibi sivil Müslüman halkın sığındığı yerleri hedef aldı. Öyle gözü dönmüş ki Dünya’nın gözü önünde uluslararası hukukta bile savaş suçu kabul edilen her türlü katliamı yapmaktan çekinmiyor. Buna rağmen Amerika başta olmak üzere, birçok Batı ülkesi kendilerine destek veren açıklamalarda bulunduğu gibi; bazıları da bizzat fiili olarak destekliyor. Biz de İsrail’in bu vahşi tutumuna karşı 3 gün yas ilan edip bayrakları yarıya indirmekle görevimizi ifa ediyoruz! İsrail’in yaptığı bu vahşet, Yahudilerin ne kadar nankör, insaniyetten yoksun, ne derece zalim, acımasız ve Müslümanlara karşı kin ve nefretle dolu olduklarını bir kere daha göstermiştir. Yahudiler, bugün Ortadoğu’nun işgalinde olduğu gibi tarih boyunca savaşlar, ihtilâller çıkarmış, entrikaları hiç bitmemiştir. Her çeşit fitne-fesat hareketinin altında mutlaka bir Yahudi parmağının çıkması mümkündür. Kendilerini seçilmiş üstün ırk görerek geçmişte diğer halklara zulmetmekten hiç çekinmemiş bugün de aynı zalimliklerini sürdürmektedirler. Kur’ân-ı Kerim’de zikredilen Allah (Celle Celâluhû)’nün ve peygamberlerinin lânetini hak eden Yahudilerin tabiatı olan bir takım çirkin özellikleri şunlardır: Yahudiler, Müslümanlara karşı son derece düşmandırlar: Yahudiler İslâm’ın ilk yıllarından itibaren Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve Müslümanları en büyük düşman olarak görmüş ve bu düşmanlıklarını nesilden nesile devam ettirmişlerdir. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا “İnsanlar içerisinde Müslümanlara düşmanlıkta en şiddetli olanların, (öncelikle) Yahudiler ve (onlardan
Hayat ve İnsan
Taş kafa...yontmak ve yontulmak üzerine
Bu yazıya bir Behlül Dânâ hikâyesi ile başlayalım: Halife Harun Reşid döneminde yaşayan ve meczûb velilerden olan Behlül Dânâ hazretleri, pazar yerine elinde üç kuru kafayla gelir. Kuru kafaların üzerinde şunlar yazmaktadır: Taş kafa, boş kafa ve hoş kafa… Yine insanlara bir ders vermek niyetindedir... Nihayet, onu gören pazar halkı yanına gelip sorarlar: -De hele ey Allah’ın sevgili kulu, bu kuru kafalarla bize nasıl bir nasihat vermek istersin? Behlül Dânâ hazretleri, baş tarafta duran kuru kafayı eline alıp, yukarı kaldırarak anlatmaya başlar: -Dinleyin ey müminler! Bu kuru kafa hayatta iken kimsenin sözünü dinlemez, her vakit kendi bildiğini yapardı. Kendisine yapılan en güzel nasihatlerden zerre kadar nasiplenmedi. Onun için bunun adı "taş kafa"dır, benim indimde beş para etmez. Onun yanındaki ikinciyi eline alır ve der ki: -Bu kuru kafa ise, dünyada iken her faydalı nasihati can kulağı ile dinledi, fakat o nasihatleri hayatına hiç tatbik etmedi. Yine kendi bildiği doğruları kabul etti. Bu sebepledir ki, bu kafanın adı "boş kafa"dır. Benim yanımda, eh, birazcık değeri vardır... Nihayet üçüncü kafayı eline alır ve halka şöyle der: -Bu ise, "hoş kafa"dır. Çünkü hayatta iken her nasihate kulak verdi, bu nasihatleri hayatında tatbik etti. Her nasihatten bir ders alıp hayatını ona göre yaşadı. Her işini istişare ile yaptı. Bu yüzden hep başarılı oldu. İşte bu yüzden mutlu olmayı bildiği için ahiretine de hazırlıklı gitti. Buna, ağırlığınca altın verilse yeridir... Dinleyenler; "Allahü teala senden razı olsun ey Behlül. Biz bu sözlerinden hissemize düşen nasihati aldık" diyerek işlerine dağıldılar... ★★★ Kil yahut çamura şekil vermenin kolaylığı yanında taşı yontarak şekil vermek zordur, hele hele o taş granit veya mermer gibi sert ise... Lisânımızda yontmak