10/10
·240 syf.·
2022 40. kitabı
Selamün aleyküm; Bana böyle bi esere inceleme yapmak bana düşmez, ben kim salavat kitabına kendi fikirlerimi katmak kim? Rabbim herkese okumayı nasip etsin böyle bi eseri, inci tanesini... Amin... Ben eserimizin kendi açıklamasını inceleme olarak bırakmak istiyorum merak edenler eseri; takdimeyi okuyarak ne denli mühim olduğunu kavrayabilirler.. BUYRUN; "Dua, namaz, Allah'ın rahmeti, bereketi" gibi anlamlara gelen salavat kelimesi, salâtın çoğuludur. Kur'ân-ı Kerim'de Allah'ın nebîsi Hz. Muhammed'e (sallallahu aleyhi vesellem) salavat getirmek müminlere şu ilâhî hitapla emredil- mektedir. "Allah ve melekleri, Peygamber'e salavat getirirler. Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin" (Ahzab 33/56). Salavat kelimesi Allah Teâlâ'ya nisbet edi- lince "rahmet", melekler için kullanıldığında "istiğfar", müminler için kullanıldığında ise "dua, sevgi, övgü" anlamlarına gelir. Ålemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed'e (sallallahu aleyhi vesellem) olan sev- ginin ve bağlılığın bir bakıma ifadelere bü- rünmüş şeklidir salavat. Zira kişi sevdiğini anmak için her fırsatı bir ganimet bilir. Her daim onun adını anmak ister. Sevgilinin adı anılınca gözleri ışıl ışıl parlar. Bütün keder ve sıkıntılar yerini sevinç ve neşeye bırakır. Onun sünnetine tâbi olduktan sonra ona en yakın olmanın yolu çokça salavat getirmekle mümkün olur. İki cihan güneşi Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem], "Kıyamet gününde bana en yakın olacak kişi, bana en çok salât ve selâm getirendir" buyuruyor (İbn Mâce, Ikäme, 25). Bir müminin, Hz. Muhammed'e (sallallahu aleyhi vesellem] hayatında bir defa salavat getirme- si farzdır. Fakat ism-i şerifleri anılınca sa- lavat okumanın vâcip olduğu konusunda âlimlerin ittifakı vardır. Âlimlerden bazıları Peygamber
Din
Açıklamalı Delâilü'l HayrâtSüleyman el-Cezuli · Semerkand Yayınları · 2012661 okunma
Pusula
Puan vermedi·200 syf.·
2021 14. kitabı
Bütün olayımız, karakterin değişebileceğine inanmakla başlar. Kalıtımsal bir iradesizlik yoktur. Beslenmiş ve semirmiş bir dürtü düşkünlüğü vardır. Basit bir diyet yahut riyazet, iradeyi diriltebilir. Payot, karakterin değişmezliğini savunan filozoflara bir reddiyeyle başlıyor. Kronolojik disiplindeki titizliği takdire şayan. Fakat bir türlü terk edemediği ve üzerinde çokça durduğu bir kavram var: şehvet. Bilhassa gençliğin en büyük afeti olarak şehveti görür. İradenin en cılız olduğu ve iradeyi en çok örseleyen olgu; şehvet. İsmail Müfîd el-İstanbulî'nin Şerhu'l-Ahlâki'l-Adudiyye'sinde işlediği üç temel başlıktan biri de şehvettir. İnsan şehvetini dizginlemeden, iradesini terbiye edemez. Fakat bu denklemin çıkmazı şudur ki; şehveti dizginlemek için de iradenin müdahalesi şarttır. Bu sebeple belli başlı tali yollar üzerinden aşılabilecek bir sorundur bu. Şehvete dokunmadan, şehvet dolaylarını bastırmak. Payot, bu tali yollar hususunda İsmail Müfid kadar başarılı değildir. Payot'un genel perspektif de ileri sürdüğü çözüm, periyodik çalışmalarla iradeyi zorlamak ve irade sınırlarını genişletmektir. Bunun yanı sıra zihni dinç tutmak ve aklı alışkanlığın menfi yanına teslim etmemek için daima uyanık olmak.. Payot'un gençlik üzerindeki birçok gözlemi, çağımızla çağdaştır. Örneğin: "Gençte en çok rastlanan zaaf uyuşukluk ve 'canım istemiyor' durumudur. Bu kişi saatlerce uyur. Uyuşuk vaziyette uyanır. Halsiz, tepkisiz, esnemelerle yavaş yavaş elini yüzünü yıkar. İşle alakası yoktur, hiçbir şeye ilgi duymaz. Her şeyi yavaşça, neşesiz ve isteksizce yapar. Tembelliği, uyuşukluğu yüzünden okunur. Bakışları anlamsız ve dalgındır. Hareketlerinde itinasız ve dikkatsizdir. Sabah saatlerini bu şekilde kaybettikten sonra öğle yemeğini yer ve ardından kafeye giderek gazeteleri küçük
Psikoloji
İrade TerbiyesiJules Payot · Ediz Yayınevi · 201838,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi
SANA KÖPEK ETİ DÖNER ISMARLASAM Yıldız Teknik Üniversitesinde okuyan Bir Kardeşimiz, Belirli Aralıklar ile peşpeşe mesaj Atmış. Mesajını Görünce önceden de Mesaj Attığını Fark Etmiş oldum. Demiş ki "Ben Kurân Bize Kaynak olarak Yeter" Diyorum. Siz de Eğer "Hadislerin de Kaynak Kabul Edileceğini" iddia Ediyorsanız" Buyurun Bir Yerde Buluşup Saygı Çerçevesinde Tartışalım. Baktım Hesabına Sürekli Mustafa islamoğlunun fikirlerini Paylaşmış, "Olur." Dedim Gittim Davutpasa da okuduğu Kampüsün olduğu Yere. Buluştuk, bir Çay ocağında oturduk. Dedim Buyur Kardesim Anlat Dinleyelim. "Hadislerin çoğu Kurân ile çelişiyor." Diye Başlayıp 40 Dk'ya Yakın konuştu ve Son olarak "Zaten Hadislere de gerek yok Kurân da Herşey var." Diye Bitirdi. Dedim bitti mi kardesim Söyleyeceklerin ? Bitti Dedi. Dedim ki Namaz Kılıyormusunuz ? Elbette Dedi.
1000Kitap
Hayat Kitabı Kur'anMustafa İslamoğlu · Düşün Yayıncılık · 2014231 okunma
DELAİLÜ'L - HAYRAT
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2020 143. kitabı
Kitabı bir dostumun tavsiyesi üzerine hemen temin ettim ve okudum. Resulullah'a (sav) salat getirmenin önemini bilen ve ona en güzel şekilde salat ve selam getirmek isteyen herkese tavsiye ediyorum. Yazandan, çevirenden Allah razı olsun. Kitapta Esma'ül Hüsna, Peygamberimizin isimleri istiğfar duası, niyet duası, iftitah duası, Tevfik duası ve her güne göre salatlar ve hatim duası yer alıyor. Açıklamalı Delâilü'l Hayrât Süleyman el-Cezuli
Din
Açıklamalı Delâilü'l HayrâtSüleyman el-Cezuli · Semerkand Yayınları · 2012661 okunma
Delaletten hidayete
Puan vermedi·127 syf.··
2020 25. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2020 22:29
İmam Gazali bu kitabında kendisinin sırat-ı müstakim yolunu bulmak için kendince hakikate ulaştırabileceğini düşündüğü dört alandaki okumaları neticesinde neler olduğunu ve dimağı ve gönlünden neler geçtiğini ispatlarıyla anlatıyor. Bu dört alan Kelam ilimleri Batiniler Felsefeciler Mutasavvıflar Bu ilimlerin erbabı kimselerinin kitaplarını okuması sonucunda hal ile hissederek mutasavvıfların yolunun hakikate götürdüğünü diğerlerinin ise kimi yerde yetersiz kaldığı bazılarının ise hakka uymayıp bidat ve küfre düştüklerini söylüyor. Mutasavvıflar hakkında olan yorumu çok ilgimi çekti. Bu büyük alim bu alanı böyle methediyor ise gerçekten tasavvuf ile iştigal olmak daha doğrusu tasavvufi hayatı yaşamak gerektiğini düşünmeden edemiyor insan. Günümüzün seküler yaşamında belki de içten içe farkında olmadan arzu duyuyor… Sadece biraz kendimizi içimizden gelen sesi dinlememiz lazım. İmam Gazali'nin Mutasavvıflar'ın alanına dair yazdığı düşünce ve hislerini buraya ekliyorum. "Şüphe götürmiyecek surette anladım ki mutasavvıflar Allah yolunu tutan kimselerdir. Onların gidişi, gidişlerin en iyisidir. Yolları yolların en doğrusudur. Ahlâkları, ahlâkların en temizidir. Dünyadaki bütün akıllı insanların aklı, hakimlerin hikmeti, şeriatın esrarına vakıf olan âlimlerin ilmi onların gidişlerinden, ahlâklarından bir kısmını değiştirmek, daha iyi bir hale getirmek için bir araya gelse buna imkân bulamazlar. Onların dışlarındaki ve içlerindeki bütün hareketleri ve durgunlukları hep nübüvvet kandilinin ışığından alınmıştır. Yeryüzünde nübüvvet ışığından başka aydınlanacak bir nur yoktur. Elhasıl: Bir tarikat ki ilk şartı olan temizliği, kalbi tamamiyle mâsivadan temizlemekten, namazdaki iftitah tekbiri mesabesinde olan
1000Kitap
El-Münkız Mine'd-Dalalİmam Gazali · Gelenek Yayıncılık · 20196,1bin okunma
İlk Namaz
9/10
·94 syf.··
2019 241. kitabı
Ömer Seyfettin, “İlk Namaz” adlı hikâyesinde kendisinin namaz kılmak için kalktığı keskin bir soğuk kış sabahında duyduğu ezan ile birlikte on beş sene önce yaşanan bir olayı anımsamasını anlatır. Birbiri içerisine geçmiş üç bölümden oluşan öyküde otobiyografik izlenimlerinden yola çıkarak Ömer Seyfettin, insanlığının çocuk saflığının bozuluşunu, ilerleyen yıllarda baş gösteren çürümüşlüğünü sert bir dille ortaya koyar. Peki, neden anlatımlarda çocukluk ağır bir yer kaplar? İsmail Çetişli’ye göre “ Ömer Seyfettin hikayelerini, çok büyük ölçüde olan ile olması istenen arasındaki çatışma üzerine kurar. Halin çok büyük ölçüde bozulduğunu görür ve bu durum karşısında, çareyi yakın (çocukluk) ve uzak geçmişe gitmekte bulur. Bu tavır, basit bir “kaçış” olarak nitelendirilemez. (Çetişli; 2012: 313). Çocukluk süreciyle ilgili bu öyküsü başta olmak üzere diğer öyküleri de (Kaşağı (1926), diyet, ilk cinayet, bomba, beyaz lale, bir hatıra, ilk düşen ak) birer psikanalitik vaka öyküsü olarak incelenebilir. Kışın bastırdığının apaçık bir şekilde tasvir edildiği birinci bölümde, yazarın kendisinden beklenilenin aksine girift tamlamalar kullanılır: Odama dönünce yalancı bir sıcaklık bir nefes-i teselli gibi, havlunun altından kollarıma, yüzüme, ıslanmış saçlarıma temas ediyordu. Daha fecr-i sadık uyanmamıştı. Fecr-i kazibin donuk kırmızı sükuneti gecenin süradık-ı zalam-ı baridini parçalayarak büyüyor ve genişliyordu. (Seyfettin; 2012: 17) Öykünün 1905 yazılış tarihi göz önünde bulundurulduğunda Yeni Lisan hareketinin daha sadece zihinlerde belirdiği ve hareketin resmiyet kazanmaması sebebiyle Ömer Seyfettin’in dönemin Fecr-i Ati ve Servet-i Fünun üslubu ve dil anlayışı konusunda etki altında kaldığı görülür. Öte yandan yapılan boğucu, karanlık, huzursuz edici betimlemeler ile
Edebiyat
İlk NamazÖmer Seyfettin · Timaş Yayınları · 20111,102 okunma