Annem öldü mü?
Puan vermedi·328 syf.·
2026 3. kitabı
Baş karakterimiz ressam Johanna, Skogum Sanat Müzesi'nden bir retrospektif sergi teklifi alınca memleketi Norveç'e döner ve otuz yıldır konuşmadığı annesiyle yeniden temas kurmak ister. Ancak bunun kolay olmayacağını kısa sürede fark eder. Johanna, işleri zorlaştıranın kızkardeşi Ruth olduğunu düşünür, oysa mesele, temasın anne tarafından istenmemesidir. Johanna'ya göre anne-çocuk ilişkisi, duygusal yakınlığın ötesinde insanın ilk eşitsizlik deneyimidir ve ikircimli bir şeydir. Bu ikircim, annenin hem somut bir kişi hem de bir mit olarak aynı anda var olmasından doğar. Gerçek anne ile anne miti arasındaki sınır geçirgendir, yaşanan deneyim miti çözümlemez, aksine karmaşıklaştırır. Ulaşılamayan anne, bir yoksunluk nesnesi midir yoksa yokluğu ilişkinin belirsizliğini mi görünür kılar? Johanna, annesinin kalbinde kendisine ayrılmış bir alan bulunduğu/bulunması gerektiği varsayımıyla hareket eder, bu umut üretmese de ilişkiyi askıda tutar, ta ki yanıldığını anlayana kadar: "Annemi bırakırken onu buzluğa kaldırdığımı, hazır olduğumda çözmenin benim elimde olduğunu hayal etmişim. Başaramadım." Kendi annesiyle karşılıklılık ve açıklık içinde ilişki kuran okuyucu için bu hayal kırıklığı zor anlaşılır. Johanna ise korkunç gerçekle yüzleşir ve şöyle der: "Tüm umutları yitirmek, taşımakta zorlandığım boynuzumdan kurtulmak, ihtiyacım olanı kendim yaratmak zorundaydım." (Boynuzumdan kurtulmak diyerek, Norveç'teki kütük evinin tek ziyaretçisi Kanada geyiğine gönderme yapar. Geyiğin, doğal döngünün bir parçası olarak boynuzunu bırakmasına ve huş korusunda delirmiş gibi ağaçlara çarpmasına şahit oldu, son kanlı kabuklar düştü ve boynuz sedef gibi parladı.)
Annem Öldü müVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20251,790 okunma
Uyanış = Akıl + Bilgi + Sezgi
10/10
·172 syf.··
2025 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2025 23:45
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) Yakzan(Uyanık), Hay(Diri)! Ülkemizde çevirisinin çok geç yapılmış ve en çok okunan kitaplar listesinde neden yer almıyor olması beni şaşkınlığa uğratırken, Rousseau'nun Emile'ine, Thomas More'un Ütopya'sına, Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'suna Hay bin Yakzan'ın çocuğu gözüyle bakanların sayısının hiç de az olmaması şaşkınlığımı kat be kat attırdı. İbn-i Sina'nın Hay Bin Yakzan'ı aşırı imgesel öğeler içerdiği için biraz anlamlandırmakta zorluk çeksem de, İbn-i Tufeyl'in Hay Bin Yakzan'ı daha anlaşılır oldu benim için. Ama her ikisi de mutlaka keşfedilmeye değer. İbn-i Tufeyl'in açık ve örtük anlatımlı (yaradılışa uygunluk üzerinden, bunu kitabın son bölümünde çok güzel açıklamış) öyküsünde Hay, kuşku ve ikircim içinde akıl yoluyla varoluşu anlamaya çalışır. Cisimsel gözle deneyimlenen bazı bölümlerde şu an kabul gören bilimsel verilere ters düşen bazı kabuller mevcut. Kitabın yazıldığı dönem baz alındığında - ki çevirmen notları ile de belirtilmiş - gayet makul olan bu veriler bana; acaba yüzyıl ya da yıllar sonra Kuantum fiziğinin keşfiyle, gelecek nesiller de bizim için kitaplara böyle notlar düşer mi diye düşündürmedi değil! Öykünün birçok motifini Kur'an'dan almış olduğunu ve öyküdeki durumlara notlarda ayetlerle örnek verilmesi çeviriyi çok başarılı kıldı. Benim için en etkileyici bölümler: Hay'ın, dirimin ölüme dönüşmesini anlamlandırmaya çalışırken annesinin(ceylan) göğüsünü açıp tek tek bütün organlarını incelemesi, Hay ile Absal'ın karşılaşması ve insanlara fena hâli anlatmaya çalışması. Diri'nin uyanması için okunmalı! "Insan, akıl nuruyla aydınlanmadıkça, kendi nefsini göremez. Karanlıkta kalan
1000Kitap
Hay bin Yakzanİbn-i Sina · Yapı Kredi Yayınları · 20246,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
S&G
Puan vermedi·270 syf.··
Beğendi
·
2023 9. kitabı
Karabük'te Sarılar (Sallar) köyünde bitirdim kitabı. İkircim kelimesinin fazla geçtiği bir kitap :) 3. defa elime aldığımda bitti. Sürükleyici bir kitap.
1000Kitap
Sis ve GeceAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201324bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2023 18. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2023 21:47
Ahmet Hamdi Tanpınar, 1950 senesinin 9 Mart’ı ile 26 Mayıs’ı arasında Yeni İstanbul gazetesinde, Mahur Beste ve Huzur’dan sonra gelen üçüncü romanı Sahnenin Dışındakiler’i tefrika etmişti. Ne var ki, tefrikanın kitap haline gelmesi ancak Tanpınar’ın ölümünden 11 sene sonra, 1973’te mümkün olacaktı. Sahnenin Dışındakiler, gerek kendisinden önce gelen ve birlikte bir nehir roman oluşturdukları Mahur Beste ve Huzur’a, gerek kendisinden sonra gelen Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne göre daha az eleştirel ilgiye mazhar olmuş ve hakkında daha az yazılmış bir romandır. Sahnenin Dışındakiler neden daha az ilgiye mazhar olmuştur? Kötü, zayıf, tatsız ya da eksik bir roman olduğundan mı? Bir Tanpınar romanı olmaya uygun değil midir? Aslında cevaplamak için “tam olarak hiçbiri değil” denilebilir. Ama hepsinden de az çok vardır Sahnenin Dışındakiler’e ikircimli yaklaşımda. Ve aslında romanın alımlanmasında söz konusu olan tam da budur: ikircim... Acayip bir arada kalmışlık... Bu romanda okurları tam olarak tatmin etmeyen bir şeyler vardır. Tuhaf, zihni meşgul edici, ele avuca sığmaz bir metindir söz konusu olan. Öte taraftan eksiklik ya da tamamlanmamışlık hissi, bir Tanpınar romanı özelliğidir de. Ancak bu roman; Mahur Beste’nin, Huzur’un, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün tatlı eksikliliğinden ötede, okuru resmen ortada bırakan bir eksiklik, belirsizlik ve tamamlanmamışlıkla maluldur. Sahnenin Dışındakiler, bir türlü bütünlenemeyen, derli toplu bir biçimde öyküsünü anlatamayan bir romandır; çünkü karakterlerin içinde boğuştuğu koşullar bütünlükten uzaktır. Malzeme belirsiz olduğu için anlatım da belirsizdir. [...] Tanpınar, belirsizlikler, eksiklikler ve parçalanmışlıkla ilerleyen bir gerçeği bu şekilde anlatmayı tercih ederek daha isabetli bir seçim yapmış olur. Okurunu zorlu,
İnceleme
Sahnenin DışındakilerAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20243,530 okunma
Mükemmel ve Esrarengiz Miras
Puan vermedi·88 syf.··
Beğendi
·
2022 37. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 12 Ağustos 2022 18:50
Çevirmenin önsözde belirttiği gibi, Türkiye’deki literatürde Parmenides’e dair edilmiş sözlerin başında genelde şunlar gelir: Parmenides çokluğu ve hareketi yadsır, ona göre varlık bir ve hareketsizdir. Bu doğrudur ancak Parmenides bu argümandan ibaret değildir. O özellikle astroloji, biyoloji (döllenme), coğrafya (iklim kuşakları), kozmoloji, kozmogoni gibi dallarla da uğraşmış ve yeri geldiğince yurttaşlar için yasalar belirlemiştir. Esasında o dönemde bilim ayrı ayrı dallara ayrılmamış, ve hatta felsefe ve bilim bile birbirlerinden ayrılmamıştır. Örneğin Parmenides’in tek bir eser kaleme aldığı ve eserin isminin “Doğa Hakkında” olduğu söylenir. Çağdaşı Empedokles’in eserinin ismi de aynıdır. Sokrates öncesi bu filozoflara Doğa filozofları denir ve bu filozoflar eserlerinde doğaya ve dolayısıyla evrene ve yaşama dair her konuyu ele alır. Bir dalda “uzmanlaşma” insanlık için henüz yeni bir olgudur ve olgunun doğmasında üniversitelerin kurumsallaşmasının büyük etkisi vardır. Platon Parmenides hakkında ona “bütünün taraftarı” der. Platon’un diğer filozoflara dair düşünceleri genelde isabetsiz olsa da, Parmenides’e dair bütünün taraftarı söylemi oldukça isabetlidir. Parmenides’e göre evren (veya varlık veya tanrı) bölünemez ve varolanlarla tıka basa doludur. Varlık zorunlu olarak vardır ve yok olamaz; yokluk ise zorunlu olarak yoktur ve var olamaz. Peki ama var olmayan (veya yokluk veya hiçlik) nedir? Parmenides var olmayanın bilinemeyeceğini, düşünülemeyeceğini ve ifade edilemeyeceğini söyler: O, hiçbir şeyin bilinemeyeceği yerde bildiğini iddia edenlere hiddetle karşı çıkar. Varlığın bu niteliklerinden ötürü, bu evrende oluşa ve bozuluşa yer yoktur; Diké (adalet tanrıçası olarak bilinir) ne oluşa icazet verir ne de bozuluşa. Aristoteles, Metafizik’inde “Bir” fikrini
Felsefe-Düşünce
FragmanlarParmenides · Pinhan Yayıncılık · 2019327 okunma
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık
9/10
·256 syf.·
2022 24. kitabı
ayrılık ne biliyor musun? ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık içindeki binlerce gözü susturmayı gerektiren. istemekle yapmak arasındaki o ince çizgi, binlerce yılın günah burgaçlarıyla bir uçuruma dönüşür. dünya karşı tarafta, biz bu tarafta kalmışızdır. bir iki cılız sesten başka ses yoktur sesimizi karşılayan... bu uçuruma verebileceğimiz kurban, içimizde yeni yeni kekelemeye başlayan sevincimizdir... mutluluğumuza karşı ayaklanan çoğunluk geri çekilmiş, kimse mutsuzluğumuzla ilgilenmez olmuştur. "...sesi kıyılarda bir yusuf çığlığıydı. önünden geçtiği evlerin ışıkları sönüyordu bir bir. elindeki son umut olan gücenikliğe sığınıp, gitti bir çocuğun ikircim sularına iki damla yaş düştü."
İnsanın Acısını İnsan AlırŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814bin okunma