Ahmet Hamdi Tanpınar, 1950 senesinin 9 Mart’ı ile 26 Mayıs’ı arasında
Yeni İstanbul gazetesinde, Mahur Beste ve Huzur’dan sonra gelen üçüncü
romanı Sahnenin Dışındakiler’i tefrika etmişti. Ne var ki, tefrikanın kitap
haline gelmesi ancak Tanpınar’ın ölümünden 11 sene sonra, 1973’te
mümkün olacaktı. Sahnenin Dışındakiler, gerek kendisinden önce gelen ve
birlikte bir nehir roman oluşturdukları Mahur Beste ve Huzur’a, gerek
kendisinden sonra gelen Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne göre daha az eleştirel ilgiye mazhar olmuş ve hakkında daha az yazılmış bir romandır.
Sahnenin Dışındakiler neden daha az ilgiye mazhar olmuştur? Kötü, zayıf, tatsız ya da eksik bir roman olduğundan mı? Bir Tanpınar romanı olmaya uygun değil midir? Aslında cevaplamak için “tam olarak hiçbiri değil” denilebilir. Ama hepsinden de az çok vardır Sahnenin Dışındakiler’e ikircimli yaklaşımda. Ve aslında romanın alımlanmasında söz konusu olan tam da budur: ikircim... Acayip bir arada kalmışlık... Bu romanda okurları tam olarak tatmin etmeyen bir şeyler vardır. Tuhaf, zihni meşgul edici, ele avuca sığmaz bir metindir söz konusu olan. Öte taraftan eksiklik ya da tamamlanmamışlık hissi, bir Tanpınar romanı
özelliğidir de. Ancak bu roman; Mahur Beste’nin, Huzur’un, Saatleri
Ayarlama Enstitüsü’nün tatlı eksikliliğinden ötede, okuru resmen ortada bırakan bir eksiklik, belirsizlik ve tamamlanmamışlıkla maluldur.
Sahnenin Dışındakiler, bir türlü bütünlenemeyen, derli toplu bir biçimde öyküsünü anlatamayan bir romandır; çünkü karakterlerin içinde boğuştuğu koşullar bütünlükten uzaktır. Malzeme belirsiz olduğu için anlatım da belirsizdir. [...] Tanpınar, belirsizlikler, eksiklikler ve parçalanmışlıkla ilerleyen bir gerçeği bu şekilde anlatmayı tercih ederek daha isabetli bir seçim yapmış olur. Okurunu zorlu,